Playboy’a soyunan ilk Türk: Seher Şeniz

22 Şub

Oryantal dansın 1960 gelenekleriyle yetişmiş en önemli dansözlerinden biri olan Seher Şeniz, İstanbul Nişantaşı’ndaki evinde “100 küsur sentetik morfin hapı ve iki şişe viski içerek” intihar etti.

Gazeteler böyle yazdı. Tanımlanamayan, tahlil edilmeye muhtaç, şaşırtıcı bir ilgi oluştu arkasından. Çünkü kırı­lan, ateşli ve anlamlı hareketlerin sonsuz değişimini yansıtan bir kaleydoskoptu. Adı dudaklarda krema, pudra şekeri lezzeti bırakarak çoğaldı Seher Şeniz…

1965’te Türkiye Plaj Güzeli seçilmişti. O yarışmada Seyyal Taner de vardı ve üçüncü seçilmişti. O yaz Seher Şeniz Florya, Küçükyalı, Tarabya, Suadiye plajlarında heykel çalımı vücu­duyla dolaşarak dile düştü. Bu moralle 1966 yılı Türkiye Güzellik Yarışması’na katıldı. Birincilik umuyordu, ama ikinci seçildi. Çok bozulmuştu, boynundaki ikincilik kurdelesini çıkarıp jüri­nin suratına fırlattı.

Yeşilçam’a adım attığında 18 yaşındaydı. Sinemada artık de­mode olmuş vamplar arasında kendine yer açmak onun için zor olmadı. Görkemli güzelliği karşısında herkesin nutku tutuluyordu. Günün jönleri onunla oynamak için sıraya girmişlerdi.

Her filminde kötücül vampı oynatıyordu ona Yeşilçam’ın es­naf yönetmenleri. Tıpkı vaktiyle Özcan Tekgül’ü oynattıkları gi­bi. Seher Şeniz her filminde yuvalar dağıtıyor, şakur şukur sevi­şiyor, sonra ağzı burnu kırılarak dövülüyor, nihayet öldürülü­yordu. İlk filminin adı Kelle Koltukta. Sonra Muz Sever Misiniz?, İstanbul Dehşet İçinde, Katiller, Ümit Kurbanları, Yaralı Kalpler, Plajda Sevişelim, Aşk Uğruna gibi birçok filmde benzer rolleri oynadı.

1970’lerde Tülay Karaca, Nesrin Topkapı ve Seher Şeniz üçlüsünün dışında artık dansözler pek rağbet görmüyordu. 1960’larda al­tın dönemini yaşayan or­yantal dans düşüşe geçmiş­ti. Yerli porno patlamıştı. Seher Şeniz bu tuzağa düş­medi. Ancak sahnelerde de oryantal dansözlere uvertür muamelesi yapılıyordu. O dar ortamdan bir gönül macerasını bahane ederek Paris’e kaçtı. Yanında zen­gin sevgilisi, Ermeni asıllı Teknur Kiraz’la gitmişti Pa­ris’e.

1984’ten 1989’a kadar beş sene sürdü bu macera. Bu süre içinde Paris’in en moda striptiz kulüplerinde kendini gösterdi. Kazandıklarıyla burada kendine bir ev aldı.

Şimdilerde (1992 iti­barıyla) pek yaygın olan göğüslere silikonla biçim verme ope­rasyonunu Seher Şeniz 20 yıl önce Paris’te yaptırmıştı. Ondan önce de burun estetiği yaptırdı. Güzel yüzünü burun deliklerini, ortaya çıkaran ameliyatla çirkinleştirdi.

Estetik cerrahideki öncülüklerini popüler tarih ne kadar önemser bilinmez, ama (orijinal) Playboy‘a soyunan ilk Türk ve belki de ilk Müslüman pin-up oluşunu kimse ıskalayamaz.

Seher Şeniz sürekli bir ilişki kurmak isteyen evcimen bir kadın olduğu halde, erkekler onu sinemadaki imajıyla seviyorlardı. O alıştırmıştı milleti buna. Bu çelişkiyle aşklarını derinlemesine yaşarken çoğu zaman yalnız kaldı. Beş yıl yaşadığı Paris’ten yine bir gönül macerasını bahane ederek İstanbul’a döndü. Türkiye’de hiçbir şey bıraktığı yerde değildi. Artık ona Yeşilçam’da geçkin gözüyle bakıyorlardı. Zaman zaman oryantal yaptı, bazen de striptiz ve bol bol ucuz film.

Seher Şeniz 1984 yılında, akıbetinin ilk tecrübesini yaşadığında 36 yaşındaydı. Devrin magazin sayfalarına göre, “bin bardak suda dört tüp Moga­don eriterek” intihara teşeb­büs etmişti. (Mogadon’un bir kutusu kafa yapardı, bu­nu alkolle “çakan” pembe pembe köpürür ve her şeye gülerdi. Reçetesizdi. Foyası meydana çıkınca piyasadan çekildi.)

Dört kutu Mogadon’u deviren Seher Şeniz ertesi gün gazetecilere evin­de randevu verdiğini unu­tup ölmeye yattı. 29 Hazi­ran 1984. Genellikle rande­vularına çok lakayt olan ga­zeteciler Seher Şeniz’e ge­lince çok dakiktiler. Bu sa­yede kurtuldu. Mahalle muhtarı ve komşularla kapıyı kırıp içeri girdiklerinde bakışlarında mana kalma­mıştı. Alelacele Amerikan Hastanesi’ne kaldırıldı. An­cak 12 saat sonra yaşamda olduğunun işaretlerini ver­meye başladı. Gözünü açar açmaz nerede olduğunu sordu. Sonra “ölmek istiyo­rum” diyerek başını öteye çevirmişti.

Seher Şeniz kendisinden umulanın aksine, saklı ve patırtı­sız bir özel yaşam sürüyordu. Üstelik sansasyonalitenin hedef kişisi olduğu halde, aşkları oldukça az yer alıyordu manşetler­de. İlk intihar girişimini “evli bir hayırsız” yüzünden yaptığına dair dedikodular dolaşmıştı ortalıkta. Güya adam Şener’den de nikâhlısından da geçemiyormuş. (Türkan-Rüçhan, Fato-Memduh ve mağdurları türü bir ilişki moda o zaman.)

İlk evliliğini 16 yaşındayken İzmir’de yaptı. Bir yıl sonra ay­rıldı. Kızlık soyadı Başdaş’tı. İkinci defa Amerikalı Anthony Wilkins’le evlendi. Sonra Teknur Kiraz’la -evli miydi orası meçhul- geçen beş yıl. Hepsi bu.

Röntgencileri hayal kırıklığına uğrata­cak, ama, beklentinin tersine, onun iskambil destesi gibi kalaba­lık sevgilileri olmadı. Yalnız bir ara 80’lerde “Krallar”a karşı zaaf gösterdi. “Traktörcüler Kralı” Osman Hattat, “Gazinocular Kra­lı” Fahrettin Aslan’ın veliahtı Sacit Aslan ve “Elmas Kralı” Tosunyan. Ancak kralların üçü de kof çıktı, hiçbiri onu fethedecek çapta değildi.

Seher Şeniz’in intiharına hemen hemen bütün gazeteler birinci sayfalarında yer ayırdılar. “Dansözün trajik akıbeti”ne ilgi çok büyüktü. İntihara iltifat ve iltimas… Kerli ferli köşe yazarları bile iç geçirerek onun için hissettiklerini kaleme aldılar. O gün İlhan Selçuk, Hasan Pulur, Mehmet Altan sütunlarını Seher’e ayırmıştı.

Komşularına “Avrupa’ya gidiyorum” diye mesaj bırakmıştı. Abisi Turhan Başdaş’a da aynı yalanı söylemiş, o yokken göz kulak olması için evinin anahtarını yollamıştı. Üç gün son­ra abi kardeşini evinde, başucunda bir mektupla ölü buldu. Mektubunda ölümünden kendisinin sorumlu olduğunu ve dini tören istemediğini yazıyordu. Ancak yakınları onun bu son arzusunu yerine getirmediler.

Gazeteler böyle diyordu. Tanımlanamayan, tahlil edilmeye muhtaç, şaşırtıcı bir gözyaşı seli oluştu arkasından. Çünkü kırılan, ateşli ve anlamlı hareketlerin sonsuz değişimini yansıtan bir kaleydoskoptu. Adı dudaklarda krema, pudra şekeri lezzeti bırakarak çoğaldı Seher Şeniz… Derin, yoğun, doğurgan ve tamamen Şarki Seher Şeniz.

Onun dansı, yasak olanla olmayan tüm fiiller arasında gidip gelen bir danstı. Karıştırmayı, öğütmeyi, soğurmayı içeriyordu. Kalçalarından kıvılcımlar saçardı! Baldırlarını titreterek çömelir, omuzlarını titreterek yerden kalkardı. Büyülü liriği insanda hoş bir uyuşukluğa neden olurdu! Onun dansı söğüt dallarının rüzgârda salınması gibiydi.

Ateşin yavaşça sönen ışığında şallara bürünmüş, gülücükler saçan bir dansöz geldi, karanlığı altına çevirip bu âlemden çekip gitti. 9 Eylül 1991

Kaynak: Uzun İnce Yolcular, Ümit Bayazoğlu, YKY, S.63-66

About these ads

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 199 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: