Mesele

10 Kas

-Emre Demir-

“Aklına geleni yazmak, yazı yazmak değildir” dedi Cemil Meriç.. Uzun süre yazamadım.

İnsanın, Cemil Meriç gibi, durdurup düşündüren adamları tanıması lazım. Bu adamlar, yerini bildirir insana. Bazen de haddini.

*

Yazmamak, fevrileştiriyor insanı. Yazmak, dışa vurum çünkü. Yazmayınca, “mesele”si büyüyor insanın. “Mesele”si olmadan yazanlar da var..

Benim meselem büyük; ama cumhuriyet sınırları içinde tarifsiz. Ece Ayhan, İsmet Özel için “cumhuriyetle yaralı” der. Bizi yaralamadı henüz; belki 12 Eylül’le yaralıyız…

Çeviri bir cumhuriyet’te, gerçek olmaya çalışıyoruz. Olamıyoruz. Olamayız da.

Türkiye, sınırların net olarak çizilmediği, ilişkilerin net olarak tanımlanmadığı bir memleket. Belirsizlik, çeviriden kaynaklanıyor; kötü bir çeviri.

Kötü çevrilmiş bu cumhuriyette, sahici bir insan olmaya çalışanların yanı sıra; bu kötü çeviriyi fark edip, oyunu kuralına göre oynayanlar da vardır. Ve zaten Türkiye, böyle tiplerin ülkesidir. Bunlar aydın, yazar, akademisyen, gazeteci, şair, yönetmen rolü satarlar. Düz halk, bu tiplerin oynadıklarının farkında değildir. Bunlar jonglördür. Bunların her şeyi bildiğini sanır ahali. Kitapları kapışılır, filmlerini milyonlarca insan izler.

Bu tipleri, düz halk’tan ayıran, birkaç kitap okumuş olmalarıdır. Birkaç kitap fazla okumuş olmaları değil, birkaç kitap okumuş olmaları diyorum.. Çünkü düz halk, bırakınız ders kitabını, tabela dahi okumaz. Ahali, minibüsü durdurur, minibüse biner ve minibüsün nereye gittiğini sorar. Minibüsün önünde yazan “Taksim” sözcüğü, halk için bir anlam ifade etmez. Halkın algı düzeyi, yazı’yı seçmez. Seçemez. Ahali, gazetelerin resimlerine bakar. Bu ülkenin üniversite gençliği, kitap okumaz, fotokopi ile mezun olur.

Dolayısıyla, bu çeviri cumhuriyetin ender sahici adamlarından Şerif Mardin haklıdır: “Türkiye’de aydın yoktur, okumuşlar vardır.”

Bu ülkenin başına ne geldiyse, bu okumuşlardan gelmiştir. Bu okumuşlar ki, kaba ve cahil düz halk’tan bile tehlikelidirler. Ahali’nin algı ortalaması’nın üzerine çıktıklarını hissettikleri anda, fişi çekerler; tüccar olmaya karar verirler. Oldukları kadarını satmaya çalışırlar. Bazısı, hem aydın, hem tüccar olmaya çalışır; aynı anda. Oysa ve zaten, entelektüel’in mülkiyet ile ilişiği olmaması gerekir.

*

Şimdi, bu kirliliğin içinde nasıl ve ne yazacaksın? Nasıl ve ne söyleyeceksin? Nasıl ve ne… Ha, bunlar bir de hırsızdırlar. Bunların bazısı, Türkiye’de ender rastlanan sahici adamların bir ikisini tanırlar. Düz halk, sahici aydınları tanımadığı için, sahici aydınların yazıp çizdiklerini çalarlar ve ahaliye satarlar. Nasıl olsa, hırsızlığı teşhis edecek kimse yoktur aşağıda.

*

Not: Yazı içindeki bütün italikler Ece Ayhan’a ilişiktir…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: