Arşiv | Mayıs, 2010

Gözlük

27 May

-Emre DEMİR-


“Şafakta sesini duyuyorum sanki giden kalabalıkların;

anlıyorum sevdalar ve anılar yok artık;

mekan, zaman ve Borges ayrılıyor artık.”

J. L. B.

Gözlüğümü çıkardığımda, dünya belirsizleşiyor. Sadece birkaç adımlık bir görüş mesafesi net. Sonrası bulanık. Bu, müthiş bir şey.

Borges, körlüğün arındırıcı bir etkisi olduğundan söz ediyor: körlük, kişiyi görsel teferruattan kurtarıyor, içinde bulunduğunuz vaziyet yok oluyor, sürekli bizi ele geçirmeye çalışan dış dünya gücünü yitiyor.

Bende ise, bana yetecek kadar görüntü var. Sahnede, sadece beni aydınlatan bir ışık gibi. Gözlüğümü çıkardığımda, kendimi dünyanın merkezi kabul ediyorum.

Okurken ve yazarken, gözlüğümü çıkarıyorum. Gözlük yokken, zamanda ve mekânda bir parantez açıyorum. Gözlük taktığımda beynime hücum eden, bana saldıran, çarpan şeylerden kurtulmam için yazmaya, yazmak için de bir parantez açmaya ihtiyacım oluyor. Yazmamak, kafa karışıklığını artırıyor. Gözlüğüm takılıyken, kafamın daha karışık olduğunu hissediyorum. Görüntünün netliği ve kafa karışıklığı doğru orantılı. Düşünerek, işin içinden çıkılmıyor. Yazarak çıkılıyor. Düşünce, yazarken oluşuyor.

Gözlük takmadığımda, iç dünyama uzanabiliyorum. İç dünyam, kendi mitolojim. Fantasma, soyut düşünce, kurgu, hepsi gözlük yoksa var. Gözlükle gördüklerimi, gözlüğü çıkardığımda ilişkilendirebiliyorum. Hayat, gözlükle yaşanabilir ama gözlükle izah edilemez.

Gözlük takmamak, kişiyi zaaflarından arındırıyor: bir kafede kitap okuyorum, etrafımda güzel kadınlar oluyor, gözlük yokken, bütün dikkatimi metne verebiliyorum..

Erkek’in, kitap ve kadın arasında tercih yapmak zorunda kalması, uygarlığın önündeki en büyük engel olarak görünüyor..

Reklamlar