Archive | Temmuz, 2010

Sahte

28 Tem

-Rüşdü Paşa-

‘aklımızın erişine ahlâkımız sebep olur’.
ismet özel

İsmet Özel’e göre Türkiye öyle bir yerdir ki burada her türlü mala yönelik bir talep oluyor. İsmet Özel, sahte adamın varlığını haber veriyor.

Kurallar ve değerlendirme, iki ayrı hayat modeli olarak kullanılır. Kurallar, her durumda mutlak anlamda uyulması zorunlu, önceden belirlenmiş kurallar. Her alanda ve daima geçerli. Değerlendirme, her yeni olay karşısında hareket tarzı geliştirmek oluyor. İktisat disiplini, kurallarla bağlantılı iktisat siyasetinin değerlendirme yapılarak oluşturulan iktisat siyasetine göre üstün olduğunu kanıtladı, kanıtlıyor.

Okumaya devam et

Gazetecilik, not etmektir!

27 Tem

-Şemsi ARAR-


Ertuğrul Özkök, yayın yönetmenliği sonrasındaki ilk ürününü verdi: Tuhaf. Kitapta, tuhaf hakikatleri anlattığını iddia ediyor.

Hakikat, ölüm, yaşam, varoluş ve sair konuları, yaşadığı tuhaf olaylarla anlatan Özkök, kitaptaki yazılardan birinde Mevlana’nın mezar odasına değiniyor.

“Mevlana’nın kabrinin altında bir mezar odası bulunuyor. Eski Türklerde mezarların altına Farsça ‘zir-i zemin’ yani ‘zeminin altı’ denilen bir mezar odası yapılırmış. Mevlana’nın naşı da dört metre derindeki böyle bir mezar odasına konmuş. Ancak o tarihten bu yana mezar odasına kimse inmemiş.” (S.54)

Okumaya devam et

Beklenti..

27 Tem

-Cenk Ç. ÖZKÖMÜR-


“sometimes, a scream is better than a thesis.”

emerson

bir an, bazen yanıtıdır her şeyin. soru’yu bile bilmezken, yanıt gelir. soru da açıklığa kavuşur, yanıt da.

*

tamam, onunla ilişki kurma nedenimi tabii ki biliyorum: sıkıntılı birdönemdeydim ve ihtiyacım vardı ona. ve saire.

bir kadın’la sıkıntılarından uzaklaşmak için bir ilişki kurmuyorsan, kurduğun ilişkinin sana getireceği tüm sıkıntılara hazırlıklı olmalısın.

emerson: “when you strike at a king, you must kill him”

peki, şimdi ne olacak?

Okumaya devam et

Ölmeden önce ölmeli

27 Tem

-Rüşdü Paşa-


“sanat eseri ona bakan kimseye doğru ilerleyen düşmanca bir şeydir.”
aby warburg


spinoza üç soru sordu. bir: ticarete dayalı bir aristokrasinin şansı nedir? iki: liberal cumhuriyet neden çöktü? üç: demokrasinin başarısızzlığı nerden kaynaklanıyor?

the answer is yes, what’s the question?

ilişki, bizim belirleme şansımızın olmadığı birşey. doğal düzen içinde bir devre. içinde kendimizi bir başkası ile değiş tokuş ettiğimiz.

Okumaya devam et

Bir kadın

8 Tem

-Rüşdü Paşa-


Bir kadın, çok yüksek. Her sabah, yürüyor, karşılaşıyoruz, karşıdan geliyor, telefonla konuşuyor, sihayi elbise oluyor üstünde, bir neşe ile yürüyor, tebessüm eden bir yüz, orta-asya stili, vahşi ve zarif, uzun bacakları bir iktidar vurgusu yapıyor, güçlü ve neşeli.

Ankara, yağmurlu. Bir iki üç dağ var, dağ, tepe, anlamsız bir coğrafya. Şehir kurmak, bir fikir. Yalnızca bir fikir. Ben bu kasabada çok defa uyandığımda aynı soruyı soruyorum: ‘Neden buradayım?’. Yağmur, Ankara’da tek hayat belirtisi oluyor. Bir nefes.

Bu kadın, başka bir yerden buraya gelmiş olmalı. Kadın’ı her gördüğümde o ânı sonsuza dek aklımda tutmaya karar veriyorum. Hayat ne kadar güzel. İçim açılıyor. O birkaç saniye içinde başım göğe eriyor. Hafifliyorum.

Okumaya devam et

Homoseksüelden baba olmaz mı?

7 Tem

-Cenk Ç. ÖZKÖMÜR-

“En korkunç acılar sessiz acılardır.”

Charles Baudelaire

Whatever Works’ün bir sahnesinde, baba rolündeki adam, eşi tarafından terk edildiğini koyu dindar bir adama anlatır.

Adam aslında geydir.

Filmin sonunda da görürüz ki, adam bir erkekle beraberdir. Mutludur.

*

Woody Allen’in bu tipik vurgularını, marjinal olarak görmek gibi bir algı var. Algı, bir olay karşısında şöyle işliyor: bunlar, popçulara televizyona has, sanat dünyasına has, ünlülere has… Kısaca ve en basitinden: benim dışımdaki herkese has.

Okumaya devam et

Tarihin orta yolu

5 Tem


Marx’a isnat edilen bir söz var: tarihte ne olmuşsa, başka türlü olamayacağı için öyle olmuştur. Olayların başka türlü olamayacak olması, insanın sürece müdahale edemeyeceği anlamına gelmez. İnsan, gidişata müdahale eder. İnsanın, müdahaleden bir beklentisi olduğu gibi, bittabi gidişatın da kendi dinamikleri vardır. Bütün bunlara “kader” de diyebiliyoruz. Burada dikkat edilmesi gerekli husus şu: kadere inanmak, politikasız kalmak değildir.

Okumaya devam et