Gazetecilik, not etmektir!

27 Tem

-Şemsi ARAR-


Ertuğrul Özkök, yayın yönetmenliği sonrasındaki ilk ürününü verdi: Tuhaf. Kitapta, tuhaf hakikatleri anlattığını iddia ediyor.

Hakikat, ölüm, yaşam, varoluş ve sair konuları, yaşadığı tuhaf olaylarla anlatan Özkök, kitaptaki yazılardan birinde Mevlana’nın mezar odasına değiniyor.

“Mevlana’nın kabrinin altında bir mezar odası bulunuyor. Eski Türklerde mezarların altına Farsça ‘zir-i zemin’ yani ‘zeminin altı’ denilen bir mezar odası yapılırmış. Mevlana’nın naşı da dört metre derindeki böyle bir mezar odasına konmuş. Ancak o tarihten bu yana mezar odasına kimse inmemiş.” (S.54)

Tabi zaman içinde mezar odasına inme teşebbüsleri olmuş. Bir keresinde, IV. Murad, Mevlana türbesini ziyarete geldiğinde, mezar odasında ne olduğunu çok merak etmiş ve odaya inmek istemiş. Ancak dönemin Mevlevi büyükleri, buna karşı çıkmışlar. Bunun üzerine Sultan, elindeki tespihi ağzı açık duran odanın içine düşürmüş veya atmış. Tespihi almak üzere, 7 yaşındaki bir kız çocuğu mezar odasına indirilmiş. Kız çocuğu odadan çıktıktan sonra, dili tutulmuş.

Ertuğrul Özkök, yazısında bu mezar odasının sırrını sorguluyor. Mezar odasına inip, odanın sırrını öğrenmek isteyen, Mevlana Müzesi Müdürü Yusuf Akyurt’un dramatik öyküsüne yer veriyor yazısında.

2009 yılında Ertuğrul Özkök’ün Ahmet Hakan’la Umre’ye gidişlerinde enteresan bir karşılaşma yaşanıyor. Cidde’den Medine’ye giderken, Özkök ve Hakan, bir Starbucks’ta mola veriyorlar. (Altlarında lüks dört çeker bir GMC var bu arada)

Ahmet Hakan kahve sırası beklerken, 70 yaşlarında bir adam, Ertuğrul Özkök’e sesleniyor. Adam, Özkök’e, “uzun süreden beri sizi arayıp anlatmak istediğim önemli bir şey var” diyor.

Adam, Mevlana’nın mezar odasının sırrını öğrenmek isterken, her şeyini kaybeden Yusuf Akyurt’un akrabasıymış!

Ertuğrul Özkök’ün merakı artıyor: “Sadece meraklanmadım, gazetecilik tecessüsüm de birden ayağa kalktı.”

Adam, “herkes, Yusuf Akyurt’un, sırrıyla beraber mezara gittiğini sanıyor ama Yusuf Bey sırrını mezara götürmedi, mezar odasının sırrını bana anlattı” diyor.

Ertuğrul Özkök bu anı şöyle not ediyor: “O an, alışveriş merkezinin bütün sesleri kesildi. Dünyayla ilişkim koptu, dikkatim karşımdaki adamın ağzına kilitlendi.”

Adam, başlıyor anlatmaya: “Yusuf Bey, mezar odasına indirilen 7 yaşındaki kızın ailesinin son kuşağından birini bulmuş ve konuşmuş. Meğer bir gece o kız çocuğunun dili çözülmüş ve içerde gördüğünü annesine anlatmış. Sırrı sadece kadınlar bugüne kadar getirmiş. Yusuf Bey, işte ailenin son ferdinden, genç kızın içerde neler gördüğünü öğrenmiş. Yani aile geleneği, Yusuf Bey’le bozulmuş.”

Ve fakat, bu sır, Yusuf Bey’le mezara gitmemiş; hat ustası olan müze müdürü, mezar odasıyla ilgili sırrı, bir hat levhasına işlemiş. Fakat Özkök’ün karşısına çıkan adam, levhanın nerede olduğunu bilmiyormuş.

Tesadüfler veya tevafuklar devam ediyor; Ertuğrul Özkök, geçtiğimiz aylarda internette surf yaparken, bir müzayede sitesinde çeşitli hat eserlerine göz atıyor. Curser’ı aşağı kaydırırken birden donup kalıyor, ekranda etrafı kalın çerçeve ile çevrili bir hat levha duruyor. Altında şunlar yazılı:

“53×65 ebadında Konya Mevlana ilk müze müdürü Yusuf Akyurt ketebeli 1370 tarihli kûfi hat sanatının muhteşem bir örneği ile yazılmış, muhteşem tezhibi ile dikkat çeken nadir bir hat levha.”

Acaba mezar odasının sırrı bu levhada mı?

Özkök’ün aklına hemen Cidde’de karşısına çıkan ve Yusuf Akyurt’un akrabası olduğunu iddia eden adam geliyor: “Arayıp ona sorayım dedim. O an fark ettim ki, adını almayı unutmuşum.”

*

Ben, Özkök’ün bu yazısında, mezar odasının sırrına, bilinmezliğin yarattığı mistik duygulara olan ihtiyacımıza, hepimizin içindeki sırlarla dolu küçük odalara ve sair takılmadım.

Benim takıldığım şu: Yıllarca Türkiye’nin en büyük gazetesini yönetmiş bir gazetecinin, hem de böylesine ilgisini çeken, gazetecilik tecessüsünü ayağa kaldıran bir konuda, kendisine yeni bilgiler sağlayabilecek bir kişinin adını, adresini, telefon numarasını not etmemesi!

Mezar odası, Mevlana, IV. Murad derken, ne kadar basit bir şeye takıldım değil mi? Hayır efendim, bu “basit” husus, Ertuğrul Bey’in bu konudaki tecessüsünün samimiyetini temelinden sarsıyor. O adamın iletişim bilgilerini not etmemek demek, bu olay karşısında aslında o kadar da heyecanlanmamak demek olmuyor mu?

Gazetecilik, her şeyden evvel, not etmektir..

Şemsi Arar
Temmuz 2010

Facebook'ta Paylaş

Bir Yanıt to “Gazetecilik, not etmektir!”

  1. Kadir GÜLDEREN 28/07/2010 10:00 pm #

    Sayın ARAR; Özkök’ün bu bilgileri gazetecilik deneyimlerinden öğrendiği, merak uyandırma sanatının bir parçası olarak anlatıyor olamaz mı? Özkök’ün karşılaşmış olduğu hat eserleride Aydın Doğan’ın koleksyonunda görmüş olma ihtimali nedir? Ayrıca Mevlana’nın mezarına dikkat kesilen yazar acaba mezarı açtırmak ve görmek istediklerini görebilmeyi amaçlıyor olabilir mi? Eski kordinatörün edindiği yeni misyonlarını bu kitaptan çıkarabilmemiz ihtimali nedir?
    Saygılarımla;

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: