Arşiv | Ağustos, 2010

Ters oturup tersinden okumak

29 Ağu

-Emre DEMİR- 

 

“0286 212 85 89”

 

Ece Ayhan, okumak için deniz kıyısında bir kahveye gidiyordu. Çınarlı Kahve. “Çağırmayınca kahveci gelmiyor, böylece hiçbir şey içmeden oturabiliyorsun” diyor Emine Sevgi’ye bir mektubunda. Ece Ayhan yaşasaydı, kendisini Starbucks’ta okurken görmek mümkün olabilirdi.

Okumak için kaçmak fikri, güzel. Okumak amaçlı, zamanda ve mekânda yer açmak. Okumak, uzaklaşmak ayni zamanda. Bu uzaklaşmayı, fiziki olarak da desteklemek, okuma gücünü artırıyor. Güçlü okuma diye bir şey var evet..

 

Okumaya devam et

Bir görebilsek gördüğümüz yok olacak

29 Ağu

-Rüşdü Paşa-

 

“guarini dilinde “ne’e” aynı zamanda hem ‘kelime’, hem de ‘ruh’ anlamına geliyor.

guarini yerlileri, yalan söyleyenlerin ya da boş konuşanların ruhlarına ihanet ettiğine inanırlar”.

galeano 

 

1.Edebiyat Fakültesi öğrencisi Ömer Çetin, öldürüldü. Sosyal düzen tarafından. İnşaatta çalıştırılıyordu. Günlük 30 lira için çalıştırılıyordu. Sigortasını yaptırmadılar. Gerçekleşen kötülüklerin önemli bir oranı, öznesi soyut kötülüklerdir. Fail, soyut.

 

2.Sosyal düzen, tarihi birikim. Bir iki kişinin kurduğu, tasarladığı birşey değil. Düzen, fikirle kurulmuyor, kurulmadı. Düzenin maddi olduğu varsayılmalı. Ömer’i kimse öldürmek istemezdi, Ömer’i öldürmek için kimsenin şahsi gerekçesi yoktu. Buna rağmen, Ömer öldürüldü. Birikime katkısı olan herbir kişi tarafından. Ömer’in öldürülmesi bir sosyal düzen cinayetidir.

  Okumaya devam et

Oku baban gibi…

27 Ağu

-Kemal ATEŞ-

Dil Hurafeleri adlı kitabımda sözünü ettiğim, toplumun büyük bir çoğunluğunun, hatta dil profesörlerinin de inandığı dil hurafelerinin sayısı onun üstündeydi. Yazık ki bu hurafelerin sonu gelmeyecek, daha da artacak gibi görünüyor. Kitabımda sözünü ettiğim yanlışların eksiği var, fazlası yok. Üstelik bu efsaneleri başta Türk Dil Kurumu olmak üzere, dille ilgili kurumların yaygınlaştırması düşündürücü geliyor bana. Ayrıca bu durumu görmeyen, göremeyen ya da sesini çıkarmayan yazarların, aydınların durumu daha da düşündürücü değil mi?


Kural diye yanlışlar üreten bilim adamlarıyla, bilim kurumlarıyla son zamanlarda virgülün de başı dertte. TDK kılavuzunu incelediğiniz zaman, bu işaretle ilgili akıl almaz yanlışlar göreceksiniz; bir değil, hem de pek çok yanlış…
Daha ilkokuldayken bize bu işaretin önemini, “Oku baban gibi eşek olma…” cümlesiyle ne güzel öğretmişlerdi. Virgülün cümledeki yerine göre, karşınızdaki ‘adam’ da olabiliyor, ‘eşek’ de… Böylesine önemli bir işaret…

Okumaya devam et

Cangızbay: “Askeri vesayet tartışması, emeğin sömürüsünü unutturmaktır”

25 Ağu

’12 Eylül’de evet darbeyi asker vurdu’ diyen Prof. Cangızbay, ekledi: ‘Ama işin gasp safhasını neo-liberalizmin Türkiye’deki temsilcisi olan Turgut Özal yaptı. Darbenin asıl sahibi Özal’dır. Bunu böyle göstermeyenler sömürüden nemalananlardır’

Referanduma 20 gün kala ‘Türkiye’nin Hali’ni ünlü sosyoloji profesörü Kadir Cangızbay’la konuştuk. Gazi Üniversitesi’nin hocası Cangızbay’ın ünü sadece entelektüel donanımıyla sınırlı değil. Öğrencileri onu ‘aykırı, sınavlarda matrak sorular soran, egemenlere kafa tutmaktan korkmayan, ağzı bozuk, sosyalizmi ve anarşizmi basit sözcüklerle anlatan, kitapları ile makaleleri zor okunan’ bir hoca olarak tanıyor.

1947 doğumlu Cangızbay ‘yürümekte zorlanıyorum ama saatlerce bisiklete binebiliyorum’ diyerek bisiklete övgüler düzen, anlatılanları bir çocuk merakıyla dinleyen, her sözcüğü dilbilimin süzgecinden geçiren, tarihten örnekler vererek insanın ufkunu açan biri…

Prof. Cangızbay’a göre ‘İnsan gorilin biraz daha kılsızı, ayının biraz daha incesi bir memeli hayvan. İnsanı doğada farklı kılan ise emek, üretim. Yaşanan tartışmaların amacı, ‘Üretimdir insanın temeli, emektir insanın yegane değeri’ kuralını unutturmak. Sosyalizm ise aydınlanmanın projesi…’

Nev’i şahsına münhasır hocayı, eşi Gül Cangızbay’ın emekli ikramiyesiyle aldığı Alanya’daki mütevazı yazlıklarında ziyaret ettik. Prof. Kadir Cangızbay, Başbakan’ın ‘alkol yerine üzüm’ tavsiyesinden, Fazıl Say’ın ‘arabesk’ tepkisine, TÜSİAD’dan liderlerin üslubuna kadar birçok konuya ilişkin ilginç açıklamalar yaptı… 


– Referandumda oyunuz ne olacak?

Okumaya devam et

İhsan Eliaçık: “Cennet, sınıfsız toplumdur”

25 Ağu

İslam’da “Mülk Allah’ındır” deniyor. Ama Politik İslam çevreleri “Mülk Allah’ındır ama biz kullanıcıyız” söylemi etrafında özel mülk edinmeyi meşrulaştırıyor. Siz ise, “İslam ihtiyaçtan fazla mülkü yasaklıyor” diyorsunuz. İhtiyaçtan fazla ile kastınız ne? Üretim araçlarının mülkiyeti sizce ihtiyaçtan fazla bir şey midir? Eğer öyle ise sizin İslam’a dayanarak tahayyül ettiğiniz toplumsal düzende ihtiyaçtan fazla mülk edinmek nasıl engellenecek? Bunun yöntemi, öznesi ne olacak? Mülk sahipleri kendilerini mi sınırlandıracak? Yoksa bu, mülksüzlerin mülk sahiplerine karşı mücadelesi ile mi gerçekleşecek?

Kur’an’da Bakara 219. ayette şöyle denir: “Sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: ‘İhtiyaç fazlasını.” Buradaki ihtiyaç fazlası nedir, diye tarihte tartışılmış. Biz buradan Kuran’ın genel yaklaşımına ve bizzat peygamberin hayatına bakarak bazı sonuçlar çıkarıyoruz. Bunları şöyle özetleyebilirim. İslam’da küçük mülkiyete izin veriliyor. Büyük mülkiyetin tek bir kişinin elinde olmasına izin verilmiyor.

Bu şu demek: İnsanların bir evleri, bir binekleri, ailelerini geçindirecek kadar bir işleri söz konusu olabiliyor. Fakat büyük sermayeler biriktirip devasa yatırımlara girişme söz konusu olunca, buna ancak ya kamu ile kişilerin arasında bir ortaklık ya da kişilerin birbirleriyle kendi aralarında yapacakları bir ortaklaşacılık şeklinde olması koşuluyla izin veriliyor. Bu ise bir kişinin elinde sınırsız mülkün birikmesine izin veren ve esasında da özü ve ruhu zaten o olan kapitalizme imkân vermeyen bir durum bana göre.

Okumaya devam et

Emre Yılmaz, 1996’da yazdı:

22 Ağu

 

“Liberal ve demokrat bir Refah Partisi, Türkiye’yi AB’ye sokar”

 

“Ilımlı bir Osmanlı İslâmının yönettiği parlamenter demokrasi ütopya mıdır?”

 

İslamcılar batıyı karşılarına alan Türk-İslam sentezleri yerine Batı-İslam sentezi gibi ideolojiler üretseler işi bitirebilirlerdi. Böylelikle kendilerini kurtaracak altın kazı onları seçenlerin değersizlik duygularına, aşağılık komplekslerine ve kıskançlıklarına kurban etmezlerdi.

O kesimden oy alabilmek uğruna asıl tavlanması gereken iç ve dış güçleri kendilerinden uzaklaştırmazlardı.

 

Ama kim bilir belki de bütün bunlar bir büyük stratejinin geçici taktikleri olabilir. Çünkü İslamın akıllılarının da gördüğü dünyanın, hepimizin bildiği dünyadan farklı olmaması gerekir. İslamda “gerçek parayı” yaratan bilim yok, teknoloji üretimi yok, Nobelli beyinler yok, ülser mikrobunu laboratuarda üretebilen araştırmacılar yok. İslamcı da çok iyi bilir ki, vaat ettiğini ancak Batı verebilir.

  Okumaya devam et

Türkçeden “büyük yazar” çıkar mı?

11 Ağu

Cerriére ve Eco’nun kitap temalı sohbetlerinden faydalanmaya devam ediyoruz.

Sohbetin bir bölümünde, bilinmeyen bir şaheser veya hiç farkına varılmamış bir büyük yazar olabilir mi meselesine değiniyorlar.

Umberto Eco, İtalyan bir aforizmacının, “büyük bir Bulgar şairi olunamayacağı” yönündeki iddiasından bahsediyor:

Okumaya devam et