Resmî Güzel

4 Ağu

-Cenk Ç. ÖZKÖMÜR-

“bir düellodur güzeli incelemek,

sanatçıyı yere sermeden önce

dehşetten haykırtan bir düello.”

charles baudelaire


perdeyi açıyorum, “hava, yine kötü!” diyorum. dün, bugünden farklı mıydı sanki.. bir-sıfır gerideyim güne başlarken: kar yağıyor. karda yürümekonusundaki ürkütücü beceriksizliğimi bildiğimden, dışarı çıkmakonusunda tereddüt ediyorum ama evde durmak, iyi gelmeyecek bana, eminim.

*

kafe mi, bar mı, anlayamadığım bir yerde, bir arkadaşımla buluşuyorum. iki erkek sohbet edeceğiz. ben böyle sanıyorum en azından. bu esnâda, karşı masadaki kızın, gözlerini bana dikmiş olması, çok rahatsız edici geliyor. üstelik, kızı beğenmiyorum da. ben, arkadaşıma ciddî bir mevzuyu hâlâ izah etmeye çalışıyorum ki, şunu fark ediyorum: bana ayıp olmasın diye, beni dinliyor gibi yapıyor; hâlbuki, benle değil, kızlarla ilgileniyor.

anlattıklarımla ilgili sorular sorup, beni dinleyip dinlemediğini sınamak geçiyor aklımdan; ama bunun, onu mahcup etmekten başka bir işe yaramayacağını düşünüp, vazgeçiyorum. ancak, aradaki bu samimiyetsizliği de yıkmak gerekiyor bir şekilde: bu yüzden, bir bahane uydurup, kalkıyorum masadan. karlı kaldırımlara batıp çıkarken, başka bir yerde beni dinleyecek birilerini elbet bulurum, diye avutuyorum kendimi.

*

ikinci durağımda yalnızım. konuşabileceğim kimse yok henüz. ama hiç olmazsa hafif bir müzik var: bu sâyede, anlık bir mutluluk yaşıyorum. kendi kendime konuşmamın bana bir faydası olmayacağını bilerek, bir kitap çıkartıyorum çantamdan. gasset’in ‘resmî güzel’ kavramına takılıyorum. meselâ bir kız, düşünün: elbette güzel. güzel olduğunu ben de görüyorum ama bunu fark etmek için ben’den bir şeye gerek yok. bu, büyük bir sorun aslında. gasset, “kadını bir sanat nesnesine dönüştürür, onu yalıtlayarak belli bir uzaklığa yerleştirir.” diyor bu durum karşısında.

*

bir noktaya takılmış, düşünürken, kafamı kaldırıp etrafa bakınırım boş boş: yine böyle yaparken, gördüğüm kadın ayıltıyor beni.

kadın, kızıl ve küt saçlı. ayakta duruyor. dans etmiyor ama her hareketinde bir figür gizli. parlak bir kumaştan dikilmiş bol bir eteği var. etek, diz hizâsında. altında da kahverengi çizmeler. aslında rüküş diyebileceğim bu kıyafetleri birbirine yakıştırabilmiş. yine de güzel, şık falan diyemeyeceğim görüntü’sü için: belki de sadece, vahşi!

bu andan itibaren, kitap’la değil, kızıl’la ilgileniyorum ben doğal olarak. kızıl, bazen benim oturduğum tarafa geliyor. uzaktayken, o da bana bakıyor; fakat yaklaştığında, asla bakmıyor: geçip gidiyor yanımdan. birkaç kez tekrar ediyor bu durum. ona baktığımı biliyor. benim, bana bilerek bakmadığının farkında olduğumu da biliyor. yüzündeki müstehzi ifadede bunların hepsi var.

“resmî güzellere âşık olanlar, yalnızca alıklar ve bakkal çıraklarıdır.” diyor gasset. kızıl’da farklı bir şeyler olduğundan eminim. onunla konuşsam mı diye düşünmeye başlıyorum. konuştuğumda, başıma geleceklerin farkındayım. aklım, hâlâ gasset’te: yalıtlama’nın nasıl bir şey olduğunu anlamaya çalışıyorum. ne yapmam gerektiğini bilmiyorum.

Facebook'ta Paylaş

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: