Okur – Yazar

23 Eyl

-Emre DEMİR-

kursatemredemir@yahoo.com

 

“Kim efendi olacaktır?

Yazar mı, okur mu?”

Denis Diderot

 

“Kayadan taş söker gibi okuyun”

Mehmet Kaplan

 

“İyi bir kitap okumak istediğimde,

oturur bir tane yazarım”

Benjamin Disraeli

 

Okur ve yazar, iki ayrı kişilik midir? Yazmayan/yazamayan okur olabilir; peki, okumayan yazar olabilir mi?

İyi bir okur, amatör bir yazar olmaya hak kazanmış demektir. Yani yazarlık, okurluktan daha sonra ulaşılan bir mertebe.

Burada önemli bir husus: Yazarlığın, okurluktan daha sonra ulaşılan bir mertebe olması, yazarı, okurdan daha üstün yapmaz. Aralarında hiyerarşik bir ilişki yok. Yazarın, yazdığı kitapla ve okurun, okuduğu kitapla kurduğu ilişkilerden biri diğerinden değerli değil.

 

Çok acıdır: Birçok okur, yazar olduktan sonra, okumaya ihanet ediyor. Okumanın bir nihayeti olduğunu düşünüyor olmalılar. Fakat son nefeslerine kadar yazmaktan geri kalmıyorlar. Halbuki tersidir: Yazmanın bir nihayeti vardır, ancak okunan her kitap bir bidayettir. (Öte yandan Borges derki, “yazarken, içimizde bir şey teorilerimize rağmen gelişir.” Yazının nihayeti olduğu, tartışmalı. Ama bir nokta var elbet, noktalama işareti olarak bir nokta.)

Şu kesin: Her yazma eylemi bir bidayet olmayabilir; yazma, çoğu kez kendisinden önce yazılanları tekrar eder, farklı bir kurguya sokar. Ve fakat her okuma eylemi yenidir.

 Şimdi aforizma tadında iki cümle kuralım: Okumayan yazarlar, okunmamalıdır. Okunmayan, ama okuyan bir yazar, okumayandan daha büyük yazardır.

Okumak nedir? Genel anlamıyla, yazının okunması. Bu, okumanın maddi şekli. İlkokuldan itibaren, okumanın bu şekli öğrenilir. Bir de okumanın, soyut anlamı var: Okumak, okunulan metne anlam verebilmek ve farklı okumaları ilişkilendirebilmek. Daha da soyutlaştırırsak, okumak, “şey”ler hakkında tutarlı düşünceler üretmek. Bunu yaparken, kitap okuyor olmamıza da gerek yok. Bir fotoğraf, bir futbol maçı, bir film veya politik bir olay da okunabilir.

Borges’in “okuyucusu” ve okuma tarihçisi Alberto Manguel’den bir alıntı: “Bir nesne, bir olay ya da bir yerde, olası bir okunabilirlik olgusunu fark eden, okurdur. Bir işaretler sisteminde, anlamın varlığını fark edip, onu çözebilen kişi, okur olmaktadır.”

O halde, okumak, sadece yazılı olanı okumak değilse, kitap da, somut biçimiyle bir kitap değildir yalnızca. Kitabın da soyut bir varlığı olabilir. Dünya bir kitaptır mesela ve dünyayı okumak gerekir, gibi.

Okur ve yazar’dan ayrı olarak, bir de okur-yazar’lar var. Okur-yazar, tek bir kişi. Bu kişide, yazma ve okuma eylemi, birbirini tahrik eder. Uyarır. Okudukça yazası, yazdıkça okuyası gelir.

Rüşdü Paşa sayıları açıklamıştı: Türkiye’de yazar sayısı, okuyucu sayısından fazladır. Bugün Türkiye’de kitap okuyucusu sayısı 250’dir. Yayınevi sayısı 3 bindir. Kitapçı sayısı 500. Türkiye’de 550 köşe yazarı vardır. Yazar sayısı 5 bindir. Türklerin kitap için harcadıkları para, cep telefonu faturalarından düşüktür.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: