Arşiv | Ekim, 2010

Medeniyetin ölçüsü, bekârlara sağladığı rahatlıktır

23 Eki

 

-Ahmet Haşim-

 

Bir şehrin medeniyet ölçüsü nedir? Bekâra temin ettiği rahat derecesi.

Toplu yaşamak, insana mahsus bir hüner veya bir fazilet değildir. Güvercinler, martılari koyunlar da gözümüzün önünde böyle yaşamıyor mu? Tek başlarına zayıf ve aciz kalan bütün hayvanlar, sürü halinde olmaya mecburdur. Cemiyetin en iptidai hücresi aile kümeciğidir. İzdivaç, içtimai bir insan icadı olmaktan ziyade tabiatın zorla birçok hayvana kabul ettirdiği yaşayış tarzıdır. Okumaya devam et

Reklamlar

Borges edebiyattır!

20 Eki

-Emre Demir-

“Hiç Borges okumamış olmak,

edebi anlamda bekârete tekabül eder”

 

“Bağlı olduğum tek şey edebiyat

ve kendi samimiyetim.”

Borges

Kitabı okuyan kişiyle kitap arasında öznel bir deneyim vardır. Her kitabın bir hikâyesi, bir mekânı, çağrışımları olur. Borges’le Söyleşiler’in bende yarattığı çağrışımlar gibi.

Askerlik kararı aldırdığımda, aklıma ilk gelen, kitap okumak için ne kadar vakit ve fırsat bulabileceğimdi. Askerliği, bu yaşıma kadar okumadığım, okuyamadığım temel metinleri okumak için bir fırsat haline dönüştürmek istiyordum. Birkaç plan geliştirdim: mesela askerlik süresince sadece Proust okuyabilirdim ve böylece Carriére’nin ifade ettiği, ölüm döşeğinde Proust okumamış olmanın farkına varıldığında hissedilen ızdıraptan kurtulmuş olurdum. Veya bütün Dostoyevski romanlarını bitirebilirdim. Belki de Balzac’ları.

Neticede, bir yazarın külliyatına kapanmaktansa, bir seçki yapmaya karar verdim ve okumaya başladığım ilk kitap, Richard Burgin editörlüğünde hazırlanan, Hatice Esra Mescioğlu tarafından Türkçeye çevrilen ve Paradigma yayınlarınca basılan Borges’le Söyleşiler oldu. Okumaya devam et

O belde

19 Eki

-Ahmet HAŞİM-

Denizlerden
Esen bu ince hava saçlarınla eğlensin.
Bilsen
Melal-i hasret ü gurbetle ufk-ı şama bakan
Bu gözlerinle, bu hüznünle sen ne dilbersin! Okumaya devam et

teklif..

19 Eki

-Cenk Ç. ÖZKÖMÜR-

“..olmaz mıydı, olmaz mıydı birkaç gün daha bekleseydi!

bana zaman tanısaydı, tüm karanlığı dağıtacaktım.”

dostoyevski

 

teklifim şuydu ona: plansız olalım.

 

bana, bir sonraki adımımızı sordukça, şöyle diyordum: hayır hayır, çok fazla şey düşünmemize gerek yok. plan yapmamız gerekmiyor. gel, tutayım elinden, kimsenin bizi rahatsız etmeyeceği bir kitapçıya gidelim. rastgele öyküler seçelim, bir kenarda okuyalım. Okumaya devam et

Nefes 2

6 Eki

-derin sevil-

size sırlar vereceğim!
vermek zorundayım yoksa öleceğim!
annem bir seri katil!
banyomuzda cesetler var!
mutfak lavabosunda bile kanlı bıçaklar! Okumaya devam et

Takdir etmek gerek

6 Eki

-Rüşdü Paşa-

Takdir etmek gerek. Takdir etmek, sanat için imkân veriyor. Hürriyet.

Doğru söyle. Gerçek ol. Hemen hareket et. Tutkulu ol ve bildiklerini anlat. Ve durmasını bil. Nerede duracağını bilmek bir sezgi olayıdır. Bilgiden üstte.

Kadının sahteliği, hakiki olmak için çıkış sağlar. Kadın, toplumsal bir yer değiştirmedir Bir hanımefendi, bir fahişe gibi olmalıdır. Bir fahişe de bir hanımefendi gibi. İşte kadın diyalelektiği budur. Kadından kurtulmak sezgisel olarak mümkün.

Kadının olmadığı herhangi bir yer kütüphane oluyor. Okumaya devam et

kırık kaldırımlar

2 Eki

-Rüşdü Paşa-

rusdupasa01@hotmail.com

ankara’nın yolları, kaldırımları bir türlü yapılıp tamamlanmıyor. cumhuriyet’in başkentinde otuz yıldır yol, kaldırım inşaatı bir türlü bitmedi.

borges, buenos aires’in kırık kaldırımlarını gösterir, ‘tıpkı cumhuriyet gibi kırık’ der. bir dostum buenos aires’e gitti. giderken borges’ten söz ettim o’na. bir not gelmedi. fizikî orada bulunmakta olduğundan eminim, buenos aires’te yaşamıyor demektir.

ankara’da kırık olan yalnızca yollar, kaldırımlar olsaydı problem çözülürdü. yollar da kaldırımlar da bir şekilde yapılırdı. kırık olan ilişkiler. türklerin türklerle ve türklerin tarih’le ilişkisi. Okumaya devam et