Ankara

22 Kas

-Refik Halid Karay-

Bir gün, bir uzak yerde, yol uğrağı, bir adamcağıza rasgelirsiniz; orta halli bir adamcağız… Tanışır, konuşur, ayrılır, gidersiniz. Fikrinizde bıraktığı iz hastalıklıya benzeyen solgun yüzü, çürük dişleri, oldukça düşkün kıyafeti, bezginliğidir. Bir müddet sonra onları da unutursunuz.

Böyle hiçten tanışmalar karşısında zihnimiz lastikliğini kaybetmemiş bir hamura benzer: Üstüne dokunan parmak yerleri çarçabuk kabarıp silinen, eski şeklini bulan bir hamur…

Fakat, bir gün, o adam, birdenbire bir ehemmiyet alır; cevheri meydana çıkar, adı, sanı dünyaları tutar. Varsa o, yoksa o… Bu işe şaşar, kalırsınız. Sade şaşmakla da kalmaz, siz de ehemmiyet vermeye koyulursunuz. Çehresinin hatları zihninizin gökünde tutulmuş bir ayın açılışı gibi nurlanmaya; kaşı gözü, burnu, ağzı belirip kendisini tanıtmaya başlar. Hatta küçük bir böbürlenme duymaktasınız: “Benim eski ahbabımdır, dersiniz, beraber epeyce düşüp kalkmıştık!”

İşte bugün Ankara isminin karşısında aynı haldeyim, öyle bir şaşkınlık, bir övünme içindeyim.

Nerede benim umumi harbde üç ay menfam olan Osmanlı hükümeti vilayet merkezi öksüz, yoksul, betibenzi kül Ankara; nerede Türkiye Cumhuriyeti devlet merkezi olan hem vakarlı, hem koket, gözbebeği Ankara?

Zamanıma rastlayan dört Ankara’dan ikisini biliyorum: Meşrutiyet ve Cumhuriyet Ankaralarını…  İstibdat ve Büyük Millet Meclisi Ankaralarını göremedimdi. Meşrutiyet Ankarası, yani büyük harp içinde benim Çorum’dan Bilecik’e gidinceye kadar üç ay kaldığım Ankara tanıdığım Anadolu kasabalarının en kurusu, en karası, en darı ve en durgunuydu. Tepeden bakınca tuhafıma gittiydi: Sanki devden ırgatların mamuttan katırlara yükledikleri çatlak kerpiç ve çürük kereste yığınını getirip yanık suratlı, yalçın, haşin bir tepenin altına istif etmeden, acele boşaltıvermişler… Yapılmıştan çok yıkılmışa, dizilmişten fazla dağılmışa, oturulacaktan ziyade yakılacağa benziyordu.

İnsan böyle bir şehrin karşısında bir ezginlik, bir dünyadan bezginlik, hayatın tatsızlığına, hiçliğine bir inanış, bir iman ediş duyar.  “Ölümden sonra öbür dünyada rahat etme” felsefesine kanmış gibidir.  Şu ağaçsız, bahçesiz, yolsuz ve şekilsiz kasaba; renkten, tenasübden, ahenkten mahrum belde olsa olsa bir “a’raf”dır, çilelerimizin sona ereceği ümidiyle girdiğimiz kasvetli bir ahret yolu istasyonunun bekleme salaşı!

Şehirsizlik, şarkı, bedbinlik felsefesinin mucidi yapmıştır. Neden eski Yunanistan nikbinliğin doğduğu yerdi? Zira orada “site” vardı. Şehir güzelliği, şehir intizamı ve temizliği bütün bir milletin şeklini, ruhunu değiştirecek mahiyette kuvvetlidir; bir solucanı bir kuş haline getirebilir; yerde güç sürüklenene gökte kanat gerdirir. “İstihale”nin en şaşırtıcısını onda görürsünüz.

(Devamı gelecek)

Ankara, Refik Halid Karay, Hazırlayan: Ali BİRİNCİ, İnkılap Kitabavi, 2009

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: