babaanne..

20 Ara

-Cenk Ç. ÖZKÖMÜR-

loş ışık: neredeyse karanlık. gün, yeni ağarıyor. her gün, bu saatlerde uyanıyorum.

mecburiyetten yaptığım, berbat bir işim var. haftanın her günü çalışıyorum. iş yerim, şehrin öteki ucunda: saatlerim yollarda geçiyor.

bazen, kendimi başka bir iş yaparken düşünmeyi deniyorum da, kendimi hiçbir şey yapıyorken, yapabiliyorken hayâl edemediğimi fark ediyorum. beceriksizin biriyim herhâlde. ne olduysam ve ne yaptıysam, bunlar, bana birileri tarafından sağlanmış olmalı: hep, birilerine minnettar olmam gerektiğini düşünüyor, kendimden bunu bekliyorum.

evde, rutubetten kaynaklandığını sandığım, ağır bir koku var. doğduğum ev bu. babamı tanımıyor olsam da, babam hakkında en ufak bir bilgim olmasa da, onun da bu evde doğduğundan, burada büyüdüğünden –nedense- eminim. misâl, o da küçükken, benim gibi, arka odaların gıcırdayan tahtaları üzerinde koşmaktan keyif alıyordu. böyle olmalı. evin bir yerinde, bir şeylerini saklamak için kullandığı gizli bir yeri olmalı onun da..

*

babaannem ile birlikte yaşıyorum. kendimi bilecek yaşa geldiğimde onu tanıdım. çevremde başka kimse yoktu. bu koskoca evde, yılların hatırasının sinmiş olduğunu bildiğim bu yerde, babaannem ve ben, yalnızdık. beni o büyüttü.

babaannem, benimle konuşması gerekenler dışında hiç konuşmadı: günaydın, yemek yedin mi, karnın aç mı, allah rahatlık versin, iyi geceler.. güldüğüne hiç şahit olmadım babaannemin.

üç yıl kadardır da, ben bakıyorum ona. yemeğini ben yapıyorum; banyosunu bile, ben yaptırıyorum. benden çok utanıyor olmalı; ama hiçbir şey hakkında hiçbir şey söylemediği gibi, bu konu hakkında da benimle hiç konuşmadı.

bense, bunları, zaten bir görev olarak gördüğümden yapıyorum. dedim ya: bana göre, yapabildiğim her şey, bana birisi ya da birileri tarafından gösterilen bir lütuf. çok değersiz biriyim ben. şimdi de, otuzuma kadar beraber yaşadığım, beni büyüten bu kadıncağızdan bir yardımı esirgeyecek değilim.

*

bu sabah da, her sabah gibi.

uyuyor gibiydi. uyuyor olduğunu düşünerek, hep yaptığım gibi, parmaklarımın ucunda hallettim bütün işlerimi. uyanmasından korkuyordum. yüzümü yıkadım, kahvaltımı hazırladım, çay yaptım, demlenmesini bekledim, hızlı hızlı yedim, her zamanki gibi. sonra, giyindim.

her şeyi, sessizce yapıyordum. ev, sessizdi; her yer, sessizdi. ne olduğunu anlamadım; anlamıyor, anlamak istemiyordum.

içeride olduğunu biliyordum. her zaman, yattığı yerde yatıyordu. içeriye girdiğimde, yatağında doğrulmaya çalışacak: bana öpmem için elini uzatacaktı.

odasına gidemedim. evin içinde dolaştım, durdum. bir bardak su içtim. buzdolabını karıştırdım: atıştıracak bir şeyler aradım, bulamadım.

odasını düşünmekten kendimi alamıyordum: yanına gitmem gerektiğini düşünüyor ama bunu yapmamak için türlü bahaneler uydurup, evin bir ucundan, diğer ucuna yürüyordum.

bir an, bir inançla doldum. tarifsiz bir güç geldi bana: yapmam gerekeni söyleyen, dikte eden bir güç..

karşı koyamayacağım bir istekle, yanına gitmem gerektiğine karar verdim.

kapısının önüne, bir solukta geldim. elimle kapının kolunu kavradım, kapıyı yavaşça açtım. artık, her şey, yavaş yavaş oluyordu. bir dakika öncesinin aksine, şimdi, zaman durmuş gibiydi.

kapı gıcırtısı ile birlikte içeri adımımı attım. yatağında doğrulmadı bu kez, kalkmaya yeltenmedi. yanına yaklaştım, yataktan aşağıya sarkan elini, göğsünün üstündeki diğer eliyle buluşturdum.

nefesimi tuttum, yutkundum. öldüğüne inanmalıydım.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: