Maybe one day

4 Oca

-Emre DEMİR-

müzik dinlerken playlist oluşturmuyorum, tek şarkı dinliyorum. onlarca kez aynı şarkı. Takılıp kalıyorum. Buna karşın, tek kitaba dayalı okuma yapamıyorum. Evde, yolda, işte okuduğum kitaplar ayrı. Okurken, yetişme telaşı var. Neye ve nereye ve hangi amaçla olduğu belli olmayan bir telaş. Aşık veysel’i çağrıştırıyor: yetişmek için menzile, gidiyorum gündüz gece. Yazmak, ölümle bir yarış adeta. bu cümlenin altını çizdiğimi hatırlıyorum cemil meriç kitaplarının birinde. Birinden alıntı. Eskisi gibi hatırlama takıntım yok. Belki de benim sözümdür. Ne önemi var. Karalamalarımın içinde, sadece benim için bir anlam ifade eden cümleler kurmayı seviyorum. Kutsal metinlerdeki gibi. Anlam, herkese açık değil. Bir kısmı insana, bir kısmı peygambere sunulmuş. Büyük kısmı tanrı’da. Yani yazarda. Yazı, sığınılacak bir yer. Yazı içinde daha da özel alanlar keşfetmeli. Yazanın içine çekildiği, arkasında iz bırakmadan gözden kaybolduğu alanlar. Her karalamada köprüler var. Yazar, bazı köprülerini, kendisi karşıya geçtikten sonra yakabilmeli. Okuyan için, bağlantısızlık, irtibatsızlık olarak görülebilir bu. Yazar için, yazı içinde kuytu bir köşe. Yazarın, yazı içinde, kendiyle baş başa kaldığı bir mağara. Her metinde, yazar ile okur arasında bir kovalamaca var. Okur, bir seri katil gibi yazarı kovalıyor. Yazar, kaçmaya çalışıyor. İyi yazar, iyi kaçar. Metinde izine rastlayamadığın yazar, büyük yazardır. Balzac’ı gebertemezsin mesela. Balzac’ı okursun sadece. Benim gücümün yettiği yazarlar oldu. Kendi metinlerinde sıkıştırdım onları. İsim verme küstahlığına düşmeyeceğim. The şarkı çalmaya devam ediyor. Şarkı 5 dakika 51 saniye. Gece 00.15 itibariyle dinlemeye başladım. Şu an saat 01.04. Sekiz kez mi dinlemiş oluyorum? İkizler erkeği, bunu hesaplamakla uğraşabilir. Seviyorum bu huylarını. Benim içimden gelmiyor. Tanrım! Yazmak istiyorum ve bir bağlama oturmalıyım değil mi? Büyük dedem Benjamin, hiçbir zaman aklına bir şey gelmedi diye yazmayı bırakma diye vasiyet etmişti. Edebiyatçı onurunun bir buyruğunu hatırlatmıştı rahmetli: yazmayı, ya uyman gereken bir saat geldiğinde (yemek, uyku) ya da eser bittiğinde bırakabilirsin! Hiç eser biter mi sevgili dedeciğim? Benim aklıma çok şey geliyor gecenin bir vakti. Birbiriyle alakasız şeyler. İnsan, ilişkili mi düşünür? E tabi, düşünmek tutarlılığa dayanmalı ki, hayvan kere hayvanlardan farkımız olsun. Bak Dr. geldi şimdi aklıma. Marx, ömrü boyunca bir şeyi diledi diyor Doktor: insan, hayvanlığından kurtulsun! Hayvan, insan’da yeni bir kalite’ye sıçramıştır. Yeni bir niteliğe bürünmüştür. O sıçramadan beri, hayvan ve insan farklı yaratıklardır. Hayvan kere hayvanlar vardır ama hala. Sıçrama, iddia edildiği gibi doğal yollarla olmuyor. Sıçramak, bir kültür. Tanrım; diyalektik yapıyorum kusura bakma. Sana inanmadığım anlamına gelmez. Ama düşünürken büyük baskı hissediyorum varlığından dolayı. Sana körü körüne inananların her şeye bir cevapları var. Sen mi verdin onlara bu kadar argümanı? Sevgili kulun Nietzsche, senin, biz düşünürlere karşı üstünkörü bir yanıt olduğunu yazıyor. Şu fanatiklerin az sussa da, ağız tadıyla diyalektik yapsak. Yazmayı bırakmak zorundayım. Eser bitmedi hayır. Uymak zorunda olduğum bir saatte yok. Çok büyük baskı altındayım sadece. Tanrım; beni affedebilecek misin? Bu gecenin şarkısı şöyle başlıyor: Maybe one day I’ll be an honest man.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: