Çamurda yüzmek

19 Oca

-Emre DEMİR-

“yalnızca cinselliğin koruyucu kanatları altında varolabilen fahişelik gibi,

yazarlık da, yalnızca aklın koruyucu kanatları altında gerçekleşebilen bir varoluştur.”

walter benjamin

Hayatta bir tek yazmanın bokunu çıkarmaktan çekinmemek lazım. Ha elbette cemil Meriç haklıdır: aklına geleni yazmak, yazı yazmak değildir. Yazmak, bir ehliyet işi. Yazabilenler için söylüyorum, mütemadiyen yazmalılar. Yazabilmek nedir, kimler yazabilir? Bunun bir ölçütü var mı? Elbette yok. Ama akıl var, mantık var, edebiyat var, feselefe var, tarih var, epistemoloji var, estetik var, eleştiri var ve saire. Bunların hiçbiri sende yoksa, yazdıkların, liseli kız günlüğüdür. Bu saydıklarım, beni teyit etmiyorsa, ben de bilâtereddüt yazmayı bırakırım.

Korkunç İvan’ın yönetmeni, gerçek bir sanatçının, kendisi için yaşamsal bir zorunluluk yoksa, yaratmaması gerektiğini not etti. Çünkü Tarkovski’ye göre, hayat, her zaman için hayal gücümüzden daha zengindir. Yanlış yaşam, doğru yaşanamayacağı gibi, yanlış yaşam, doğru yazılamaz da.

Rüşdü Paşa’nın önerisi şu: yazmak, iman tazelemek gibi, sürekli tekrar edilmesi gereken bir şey. Sabah namaz kıldın diye, akşam kılmamazlık edemezsin. Namazın yoğunluğu, kıldıkça artar. Kıldıkça, irtifa kazanırsın. Namaz, rüya gibidir. Rüya’nın uyanıkken görülen hali. Namazda rüya görmeyenler, spor yapmaktadır. Ben tercihen alkollü olduğum anlarda yazarım. Namaz felsefesi yapıp alkolden bahis açmam hoş olmadı değil mi? Hoş olmadı diyenler için bir türkü: sevap almak için içeriz şarap / içmezsek oluruz düçar-ı azap / senin aklın ermez bu başka hesap / meyhanede bulduk biz bu kemali. Alkolün üstüne yazmak, yüzümü yıkamak gibi. Öyle ayılıyorum. Alkol, zihinsel bir aydınlanma sağlıyor. Zamanın ve mekânın sınırlayıcı etkisinden kurtuluyorum. İçgüdülerim öne çıkıyor. Kontrol takıntısı azalıyor. Kendimi bırakıyorum. Dizginlerimi çözüyorum. köşe yazarları, alkolsüz yazabilirler. Ben yazamam.

Yazmak, ilahi bir eylem. Yazarken, ilahiyat yapıyoruz. İlahi bir arayışım olmasaydı yazmazdım, kpss’ye girerdim. Bir arayışım olmasaydı eğer, şimdiyeli evlenmiştim, bankadan kredi çekip ev almıştım, kredi kartlarımın limiti dolmuştu ve borçlandırılmış bir orta sınıf olarak o akşam hangi dizim varsa onun karşısına geçiyor olurdum. İlahiyatı olmayan yazma denemeleri, ticari faaliyet oluyor. İlahiyat dediysek, dini metinler yazmalı anlamında değil. Bir arayıştan söz ediyorum. Ne aradığına sen karar vereceksin.

Uyarıyorum şimdiden: yazdıklarım, ilk anlamlarıyla anlaşılmasın. Senin ilk anladığından başka bir şey söylemek istiyorum ben. Mülkiye belgeseli çekip, adını “yetiştik çünkü biz” koymak değil benim yaptığım, yapmaya çalıştığım. Arayış bitmez ama yazı biter ve bitmelidir de. Akademik çalışmalar hariç, hiçbir yazının devamı, yarına bırakılmaz. Metin, tek oturumda bitirilmelidir. İvan gonçarov, Türkçesi 620 sayfa olan oblomov’u 1 aylık kapanmayla yazmıştır. Yıl 1857.

Üç yılda roman yazılmaz. Ortalama bir romanın işi üç gündür. Şiir üç dakika. Üç dakikada şiir yazamayana şair denmez. Frenhofer’in gizli başyapıtına uğraşması gibi uğraşır durursun yıllarca. Sonunda ortaya çıkan ne seni tatmin eder ne de bizi. Biraz vicdanın varsa da, frenhofer gibi yakarsın sen de yazdıklarını. Başyapıt, tek oturumda çıkar. Tek oturumdan kastım, geceden sabaha yazmak değil. Tek oturum, metnin yoğunluğuna ve uzunluğuna göre, bir ayda sürebilir. Gonçarov’un ki gibi.

Oblomov’u bir ayda yazan Gonçarov’a sormuşlar “yahu adam, nasıl oldu bu iş, yoksa bir copy-paste’lik mi var bu işte?” Gonçarov da “bir ayda yazdım ama bir ömür boyu içimde taşıyordum” demiş. Kıssadan hisse. Bir ömür boyu içinde taşıdıklarınla yazarsın zaten. Cephanen onlar olmalı. Binlerce kitabın arasında, kütüphane kütüphane dolaşarak, oradan buradan alıntı yaparak, yazılmaz. Hatırladıklarınla değil, anladıklarınla yazacaksın. Altını çizdiklerini değil, aklına kazıdıklarını kullanacaksın. Ben mi öğreteceğim bunu sana? Hayır. Ece ayhanca söyleyecek olursam; dönüp tarihe bakacaksın! Ana metinlere gideceksin. Temel kitapların peşinde koşacaksın. Kürk mantolu madonna’yı okumadan, “aşk”ı okudum demeyeceksin. Çevreni temiz tuttuğun gibi, zihnini de temiz tutacaksın. Asıl zihin temizliği imandan gelir. Zihnini yabani otlar misali saracak ve aklının tam ortasında bir bataklık oluşturacak kitap ve yazıcılarından uzak duracaksın. “Düşünce namusu” diye bir kavram olduğunu unutmayacaksın. Yazarlar ile yazıcıları ayırt etmeyi bileceksin. O yazıcılar, zihninde açtıkları bataklığa gün ben gün seni çekeceklerdir. Sen yıkanıyorum sanacaksın. Yaptığın şeyin adı, çamur banyosu.

Yazıyla ilgisi olsun veya olmasın, İsmet Özel ile bitirmek istiyorum: Türkiye’de yaşamak, çamurda yüzmek gibi. Kulaç atmanız, gülünç görünmenize kâfidir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: