Sartre’ın değişen dünyası

21 Oca

-Erol Güngör-

Sanatçıyı idealist bir tip olarak alan ve cemiyet içinde ona bu idealizmine göre bir yer veren kimselere sık sık rastlıyoruz. Bir buçuk asır öncesine göre bugün dünyanın çehresini tanınmayacak kadar değiştiren ilim ve tekniğin, bu derece ilerlemediği çağlar için böyle bir düşünce belki doğru olabilirdi. Günümüzün sanatçısı artık cemiyetteki değişmenin öncüsü olacak yerde, bizi sıkan medeniyet kıskaçlarına karşı insanlığımızın savunmasına çalışan zayıf bir avukat olmuştur. Merhametsiz, sert, kudretli ve herhalde adaletsiz bir mahkeme karşısında zayıf bir avukat. Zaten bu savunma, insanı mahkum eden duygusuz hakimlerin mevcut olmayan vicdanlarını harekete geçirmek için değil, henüz kurtuluş ümidi bulunan insanları uyarmak için yapılıyor.

Sanatçı, içinde yaşadığı cemiyet düzeni ile yaptığı kavgada her zaman aynı değerlere dayanmış, hep aynı yolları takip etmiş değildir. Onun zaman içinde değişen bu tutumları, bize sanatın değişen yönünü de gösteriyor. Sartre, işte bu ayrı ayrı idealizmlerin güzel bir örneğini teşkil etmektedir. İkinci Dünya Harbinden önce La Nausée’yi (Bulantı) yazan romancı, kendi perspektifi ile dışarıdaki dünyayı uzlaştıramayan bir karakteri anlatır. Oradaki çatışmayı Sartre’ın gözü ile takip eden bir insan, ileride onun ateşli bir politikacı olacağını aklından bile geçirmezdi. Nitekim existentialist Sartre’ı, bu eserden daha iyi tanıtan bir başka eserine rastlamak da güçtür. Le Mur’daki (Duvar) hikayelerde de dış dünyanın çeşitli görünüşlerine aynı hususi perspektiften bakan, ideolog olmaktan çok, bir sübjektif felsefeyi sanat içinde işlemeye çalışan bir yazara rastlıyoruz.

Les Temps Modernes’i çıkaran Sartre, yepyeni bir şahsiyet olarak çıkıyor, arada harp gibi büyük ve sarsıcı bir hadise geçmemiş olsaydı belki La Nausée’nin yazarını, politikacı bir peygamber halinde görmeyecektik. O devrin batılı yazar ve düşünürlerinin pek çoğunun hayatında yeni bir devir açan harp, Sartre gibi, politikanın tamamen dışında ve son derece sübjektif bir yazarın görüşlerinde de büyük değişiklikler meydana getirmiştir. Savaş içinde yeni bir hayat tecrübesi geçirmek, üstelik yenilginin ve esir kamplarının acı gerçeğini yaşamak insanın duyguları kadar fikirlerine de mutlaka bir tesir yapacaktı. Sartre ordu saflarından sivil hayata döndüğü zaman bu yeni yaşantısının, doğurduğu düşünceleri yayarak genç aydınlar arasında ortak bir düşünce haline getirmek istedi.

Harp sonrası Fransa’sı zaten barış ve hürriyet sloganlarıyla gelen sol fikirlerin ideologları ve bunların çıraklığını yapan delikanlı çağındaki idealistlerle doluydu. Fakat geniş aydın kitlesini yine de bir mesuliyet şuuru içinde belirli bir istikamete götürmek gerekiyordu. Sartre, bu solcu cereyanın bir siyasi kuvvet haline gelmesine çok çalıştı. Ama onun asıl fonksiyonu, bu cereyanı edebiyat sahasına aktararak cemiyetçi bir sanat yaratmakta idi. Qu’estce que la litterature’de kendisinden önceki bir buçuk yüzyıllık Fransız edebiyatını içtimai mesuliyet eksikliğiyle tenkit ve itham etti. Eski saf existentialist, şimdi Marxist olmuştu. Kendi devrinden önceki Fransız yazarları, hep orta sınıf halka hitap etmişler, içinde bulundukları bu sınıf hakkındaki peşin hükümlerinin üstüne çıkamamışlardı. Hatta onlar bir orta sınıf yazar oldukları halde, bu sınıfın şuuruna da erişmiş değillerdi. Cemiyetteki üst yapının, dolayısıyla edebiyatın temel iktisadi organizasyonla ve bu organizasyonun bir neticesi olan tabakalaşma ile olan münasebetlerini görmemişlerdi.

Sartre, hararetli bir Marxist olarak bunları yazarken, eski existentialist fikirlerin tesirinden de kurtulmuş değildi. Burada büyük bir tezada düştü. Existtentialist bir romancı, etrafındaki dünyayı kendi görüşü gibi ifade etmekte sınırsız bir hürriyete sahip olmalıydı. Oysa ki kendinden başka her türlü bakış ve görüşü reddeden Marx’ın disiplin rejimi ile “Edebiyat, insan birliğinin bir ifadesidir” diyen existtentialist’in dünyası nasıl uzlaşabilirdi.

Tek yönlü bir düşünce sistemini dört duvarı arasında edebiyat yapmanın imkansızlığını Sartre da –belki farkında olmaksızın- görmüş olacak ki, Les Temps Modernes’le birlikte artık hakiki edebiyat yerine, cemiyetçi idealistlerin vaazlarından müteşekkil bir ideoloji edebiyatı başlıyor. Burada mecmuanın büyük bir kısmını işgal eden siyasi makaleler, alışılmış bir siyasi edebiyatın örneklerine de benzemeyen şeylerdir. Hiçbiri politikacı olmayan bu edebiyatçıların makaleleri halen neşredilmekte olan derginin sahifelerinde ne edebiyat, ne de politika yazıları olarak o kuru, sıkıcı havayı devam ettirmektedir. Yalnız burada en dikkate değer taraf, Sartre’ın uzun zamandır hemen hiç görünmemesidir. Şimdi onun çırakları insanlarda içtimai mesuliyet şuuru uyandırmak için Marx’cı edebiyat görüşünü yine yayıyorlar ama Sartre fiilen bunlardan ayrılmış gibidir. Hayatının bu üçüncü devresinde, harpten önceki şahsiyetine daha çok yaklaştığı görülüyor. Acaba bu yeni istihalenin hakiki sebepleri nelerdir.

İlk olarak siyasi sebepleri sayabiliriz. Sartre koyu bir solcu olduğu sırada, Fransa, Nazizmden amansız bir darbe yemiş, militarizmin felaketini bizzat yaşayan Fransız münevverleri, barış ve hürriyet, kardeşlik, eşitlik sloganlarıyla gelen Marxizm’e, hatta Leninizm’e kuvvetli bir sempati duymaya başlamışlardır. Fransız mukavemet hareketinin kadro ve faaliyetinde bu damganın izlerine çok rastlanır. Şüphesiz bu kuvvetli sol hareketin en büyük dayanaklarından biri de Komünist Rusya’nın aynı düşmanla savaşması, hatta yenik Fransa için bir zafer ümidi olmasıydı. Harp bittiği zaman Almanya teslim oldu. Fransa istiklaline kavuştuğu gibi bir de galip devletler arasında yer aldı. Bu durumda, daha çok siyasi sebeplerle solcu (ve tabii Rusya sempatizanı) olanların düşünceleri de değişmek mecburiyetinde idi. Yine Rusya’yı mı tutacaklar, yoksa hür Fransa için mi çalışacaklardı? Fransa içindeki hiziplerden hangisini tutacaklardı? Üstelik Rusya’nın harpten sonraki tutumu, münevverlerde uyandırdığı eski intibaı, bir inkisara çevirecek şekilde devam edip gidiyordu.

Harp yıllarının havasını değiştiren sebeplerden biri ve belki de en önemlisi, Sartre’ın iddialı bir edebiyatçı, hatta dahi bir romancı olma arzusudur. Bu edebiyatın içinden existentialist düşünceyi çıkararak, yerine Marxizm’i –veya düşünceyi bir tek istikamette donduran başka herhangi bir doktrini- koymak, hür düşünceye dayanması gereken edebiyatı, bir geviş getirme faaliyeti ile aynı tutmak olurdu. Hep kendini tekrarlayan ve yeniye kapılarını kapatan bir edebiyatın tutunmasına, hele bu yolla sosyal ve felsefi fikirlerin yayılmasına imkan bulunabilir mi? Bugün Marxist propaganda edebiyatını okumakla, duvarlardaki afişlerde veya satıcı çığlıklarında edebi kıymet aramak arasında hiçbir fark kalmamıştır. İnsan tabiatını sonsuz tahavvüllerinden sıyırarak, onu nihayette birkaç değişmez hayvani insiyakın eline verdiğimiz zaman, acaba bu basit, bu kuru ve monoton varlık hakkında nasıl bir edebiyat yapabilecektik? Üstelik, daha önce bu beşeri dramı yaşamış bir existentialist’in hayat tecrübesi nasıl olur da mukavemet etmezdi?

Günümüzün edebiyatı için, Sartre, artık en az bir nesil geride kalmış bulunuyor. Fakat solcu mukavemet hareketi içinde, bir politikacı olarak değil, bugün La Nausée’nin atmosferi içinde kalmış bir Sartre’a da rastlamak imkansızdır. Orada içine giremediği dünyayı, şimdi daha çok yaşıyor ve biliyor. Bütün bunlara rağmen, Sartre, bizim için artık “dün” olurken, edebiyata da en güzel misali bıraktı: romancı –daha doğrusu edebiyatçı ve sanatçı- hayatının bir devresinde belki kafasındaki hürriyeti katı bir doktrin’e feda edebilir. Fakat bu hatadan süratle dönmesini de bilmelidir.

Hisar, Nisan 1964, S:4, S.12-14
Sosyal Meseleler ve Aydınlar, Ötüken Neşriyat, S. 103-106

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: