Ölümsüzlügün ölümü

25 Oca

-Theodor Adorno-

Flaubert, söylentiye göre, elde etmek için bütün yaşamını yatırdığı ünden tiksindiğini öne sürermiş; ama bu tür çelişkilerin bilinci, Madame Bovary”ı yazan o tuzukuru burjuvanınki kadar kunt bir gönül rahatlığı içinde yaşamaktan ahkoymamıştır onu. Karl Kraus’la aynı tepkiyi gösterdiği yozlaşmış kamuoyu ve basın karşısında geleceğe güveniyor, aptallıktan kurtulmuş bir burjuvazinin kendi sahici eleştirmenine sonunda şapka çıkaracağına inanmak istiyordu. Ama aptallığı fazla küçük görmüştü: Temsil ettiği toplum bugün kendi adını bile telaffuz edememektedir ve toplum topyekünlaştıkça tıpkı zeka gibi aptallık da mutlaklaşmıştır.

Aydının güç aldığı kaynakları kemiren bir gelişrnedir bu. Ancak konformizme gömülmek pahasına -bu konformizm, büyük düşünürlerle anlaşmaktan ibaret olsa bile yine de konformizmdir- geleceğe güvenebilir artık. Ama böyle umutları bir yana bıraktığı anda kendi yapıtına da belli bir körlük ve dogmatiklik sızar: Onu öteki uca, sinik ve ikiyüzlü teslimiyete savuracak bir dogmatiklik. Piyasa toplumundaki nesnel süreçlerin ürünü olan ün -her zaman rastlansal ve çoğu zaman hedeflenmemiş, ama yine de belli bir haklılık ve özgür seçiş aylası taşıyan ün- tasfıye edilmiştir. Artık sadece ücretli propagandacıların çabasına bağlıdır ve bir adın sahibinin veya onun ardındaki çıkar grubunun göze aldığı yatırımla ölçülmektedir.

Daumier’nin1 dışkı olarak gördüğü kiralık alkışçı, aradan yüz yıl bile geçmeden, kültürel sistemin resmi görevlisi olarak saygınlığa kavuşmuştur. Meslekte ilerlemeye kararlı yazarlar, tıpkı daha eskilerin yayıncılarından söz edişi gibi, son derece doğal bir tavırla ajanlarından söz etmektedirler bugün (ama eskilerin de bir ayaklarının daha o zamandan reklam sektöründe olduğunu unutamayız). Ünlü olmayı ve böylece bir bakıma öldükten sonra da yaşamayı -çünkü tümüyle örgütlenmiş toplumda ancak şu anda tanınan şeylerin gelecekte de anımsanma şansı olabilir- bir kişisel sorumluluk gibi üstlenmekte ve geçmişte Kilise’den dilenen ölümsüzlük vaadini tröstlerin uşaklarından satın almaya gitmektedirler. Ne ki bunun getirdiği bir kutsanma yoktur. Tıpkı iradi bellekle mutlak unutuşun her zaman birlikte gitmesi gibi, örgütlü ün ve anımsama da kaçınılmaz biçimde hiçliğe, bir önsezisini şöhretlerin o çok dolu ve telaşlı gündemlerinde bulabileceğimiz yokluğa mahkümdurlar.

Ünlüler mutlu değildir. Bir marka olmuşlardır, kendilerinin de anlayamadığı yabancı bir meta; ve kendi yaşayan imgelerine dönüştükleri ölçüde de ölüdürler. Çevrelerinde oluşan aylayı korumakla uğraşırken, kalıcılığın tek kaynağı olan çıkarsız enerjiyi boşa harcarlar. Kültür endüstrisinin yıkılmış putlarının anında karşılaştığı o soğuk kayıtsızlık ve horgörü, ünlerinin hakikatini de ortaya koyar – ama bu ünü küçümseyenlere daha güçlü bir kalıcılık umudu da sağlamaksızın. Öyleyse çabalarının ardındaki gizli saikin gayri meşru olduğunu keşfeden aydının da bu keşfı kayda geçirmekten başka çıkış yolu yoktur.

Kaynak: Minima Moralia, Metis, S.104

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: