muğlak..

28 Oca

-Cenk Ç. ÖZKÖMÜR-

“ey çığ, düşerken alıp götürür müsün beni?”

baudelaire

beni burada tutan ne var, söylemek gerçekten çok zor, defaatle belirttim: gitmek’tir mühim olan.

gel, diyor, tutuyor elimden; gitmiyor, sürükleniyorum. adım atmak için ayaklarımı kaldırmıyorum. onu izlemem, tamamen kendiliğinden. bir bilinç kıpırtısı yok bende. “sana bir şarkı dinleteceğim” diyor, cevap vermiyorum, veremiyorum, çünkü verilecek bir cevap bilmiyorum. cümlesini bitirirken, şarkı başlıyor. şarkı, onun ağzından çıkan kelimelerle başlıyor. zihnimde mi başlıyor, ben bir rüyâda mıyım.. her şey, benim dışımda artık. o ne derse, o oluyor.

*

baudrillard: “dil kadındır: kendi söylediklerine dönüşerek sizi baştan çıkarır.”

*

karşılıklı oturuyoruz. konuşuyor: her zamanki resmiyet, mutat nizam, bilinen mesafeler.. gayriihtiyarî oynayan eller. izah çabası. sağa ve sola. aç, kapa. ve tekrar.

kelimeler. konuşurken seçtiği kelimeler. onları tek tek ele alıyorum. kelimeleri görüyor, izliyorum. alıp onları, bir daha diziyorum. o, bir cümle kurmadığından, kuramıyor olduğundan değil; ben, ona zihnimden cümleler kurduruyorum. benim cümlelerimi kuruyor. kurduğu cümleler, kurmadığı, kurmaktan vazgeçtiği cümleler..

*

birbirimizi çok sevdik. hep bir tül’ün ardından baktık birbirimize. görüyorduk ama hayâl’e bir pay bırakarak. asıl olanı aramadık: zihnimizdekini sevdik. hayâl etmeyi, arzulamayı, arzu’nun kendisini ve saire.

sonra, tül kalktı. tanıyamadık birbirimizi.

*

lisan, gerçekten her şey.

anlamaya çalışıyorum. büyük bir acz bu. “dil, anlamın yerini alır, anlamı belirtmez” diyor lacan. aradığım anlamlar, bulmak istediğim anlamlar, kullanılan kelimeler; her şey, kafamı karıştırıyor. yok olmak. ağır ağır. acı çekerek. o görmüyor, siz görmüyorsunuz ama ben ağlıyorum, gerçekten ağlıyorum.

*

çelişkilerime içmek istiyorum. kendimle. soyutlayacak bir ruh rahatım yok. bu yüzden, paylaşacak bir şey de yok. muğlâkat’a kafayı çekmeli. kafayı bulmalı.

yalnız içmek başka, yalnızlık’la içmek başka. emily dickinson’da vardı ya, ‘daha yalnız olunabilirdi, yalnızlık olmasaydı’. bu.

gitmek, seçmek, gitmeyi seçmek: bunu problem edindik; bir problem ortaya koymak, başlı başına bir çözüm’ü olacağı iddiasını mündemiç, belki. güzel: kıpırdanmalar oluyor. 2011. kim bilir, belki de beijing ile san tiago, bursa ile ankara’dan daha yakındır. hope so.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: