Arşiv | Ocak, 2011

muğlak..

28 Oca

-Cenk Ç. ÖZKÖMÜR-

“ey çığ, düşerken alıp götürür müsün beni?”

baudelaire

beni burada tutan ne var, söylemek gerçekten çok zor, defaatle belirttim: gitmek’tir mühim olan.

gel, diyor, tutuyor elimden; gitmiyor, sürükleniyorum. adım atmak için ayaklarımı kaldırmıyorum. onu izlemem, tamamen kendiliğinden. bir bilinç kıpırtısı yok bende. “sana bir şarkı dinleteceğim” diyor, cevap vermiyorum, veremiyorum, çünkü verilecek bir cevap bilmiyorum. cümlesini bitirirken, şarkı başlıyor. şarkı, onun ağzından çıkan kelimelerle başlıyor. zihnimde mi başlıyor, ben bir rüyâda mıyım.. her şey, benim dışımda artık. o ne derse, o oluyor. Okumaya devam et

Reklamlar

Yüzün Ötesi

28 Oca

-Emmanuel Levinas-

Başka’sıyla ilişki ayrılmışlığı (séparation) ortadan kaldırmaz. Bu ilişki, bir bütünlüğün içinde ortaya çıkmaz. Ben ile Başkasını içine alan bir bütünlük de kurmaz. Yüz-yüzellik koşulları, öznelliğin içinde soğurulabileceğı ve Ben ile Başkasının bir kutsal ortaklaşma (communion) ilişkisi içine girebilmeleri için temaşa edilmesi yeterli olacak evrensel hakikatlerin varolduğunu da önceden varsaymaz.

Hatta bu son hususta tamamen aksi yönde bir tezi savunmak gerekir: Ben ile Başkası arasındaki ilişki, birbirleri nezdinde aşkın olan taraflar arasındaki eşitsizlikle başlar; bu ilişkide başkalık başkasını, biçimsel olarak B’nin A’dan başka olması gibi, basitçe B’nin özdeşliğinin A’nın özdeşliğinden farklı olmasından çıkarabileceğimiz biçimde belirlemez.

Başkasının başkalığı burada onun kendi kendisine özdeşliğinden çıkmaz, aksine onu kurar: Başkası Başka olandır. Başkası olarak başkası, Okumaya devam et

Ece Ayhan Kültür Evi ve Ece Ayhan Arşivi Açılıyor

28 Oca

Türkiye’nin aykırı, muhalif, mülksüz, sipsivil şairi/etikçisi Ece Ayhan’ın ana ve mezar kenti Çanakkale’de, bir grup okur, 2008 yılından bu yana sürdürülen Sivil Girişimi yeniden örgütleyerek (Aşk), ‘Ece Ayhan Kültür Evi’ ile ‘Ece Ayhan Arşivi’ni kurmak ve her yıl ‘Ece Ayhan Sempozyumları’ düzenlemek amacıyla çalışmaya başladı.

Tüm çalışmaların, küflü/paslı nostaljik bir yaklaşım yerine, şiir, edebiyat, tarih, resim, müzik, felsefe, ahlak gibi alanlarda ‘iktidar ve otorite karşıtlığı’ ruhu ve gönüllülük ilkesinde gerçekleşmesini isteyen Sivil Girişim, Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanındaki Ece Ayhan okurlarını, Okumaya devam et

Ignore

27 Oca

-Emre DEMİR-

“Özellikle kadınlar, saf haldeki şeyleri sevmiyorlar.”

Boris Vian

Evleneceğim kadın, tam karşımda şu an. Dvd seçiyor. Bir film aldı eline: A Brand New Life. Hiç gelmeyecek birini bekleyen, küçük bir kızın hikâyesi. Beni ağlatan ikinci filmdi bu. Bu kadının hikâyesini öğrenmeliyim. Neden bu filmi aldı? O da birini mi bekliyor? Kadın, net olarak, dünyanın en güzel kadını. Dünyanın en güzel kadınını, düzenli olarak görürüm bu civarda. Dünyanın en güzel kadını, bir kişi değil, bir imge. Farklı zamanlarda farklı kadınlara giydirdiğim bir imge. Kadına yaklaşıyorum. Çok satanlara yöneldi kadın. Bu filmi seçen kadın, çok satan neyi okuyabilir ki? Kadına yaklaşmak için, çok satan kitaplara bakınıyorum. Korkunç; neler okuyormuş ahali!

Kadın, bir sözleşmenin ürünü. Doğayla ve moderniteyle yapılmış bir sözleşme. Doğa ve modernite, kadına eşlik ediyor. Kadın, zamanı ve mekânı kontrol ediyor. Ortamdaki oksijen miktarını bile kontrol ediyor olabilir. Ben de kafayı yemiş olabilirim tabi. Ama kadını gördüğüm andan itibaren bir takım değişiklikler oluyor kitapçıda. Herkes pozisyonunu the kadın’a göre belirliyor. Belki de dünya, kadının etrafında dönüyor. Çok abarttım. Çok büyük beklenti içindesiniz biliyorum. İstesem kadını yerin dibine de sokabilirim. Bunu mu yapmalıyım? Hayır, abartmak istiyorum.

Kadına odaklandım. Kadına bakışım, devrimci bir eylem. Kadını, tam bu an fethetmeliyim. Stendhal’e göre, dolaysız mutluluk, ancak ve ancak Okumaya devam et

Düşü Ne Biliyorum

27 Oca

-Nilgün Marmara-


Kimdi o kedi, zamanın
eşyayı örseleyen korkusunda
eğerek kuşları yemlerine,
bana ve suçlarıma dolanan?

Gök kaçınca üzerimizden ve
yıldız dengi çözüldüğünde
neydi yaklaşan
yanan yatağından aslanlar geçirmiş
ve gömütünün kapağı hep açık olana?

Yedi tül ardında yazgı uşağı,
görüldüğünde tek boyutlu düzlüktür o
ve bağlanmıştır körler
örümcek salyası kablolarla birbirine
sevişirken,
iskeletin sevincini aklın yangınına
döndüren, fil kuyruğu gerdanlıklarla.

Yine de, o, zaman kedisi
pençesi ensemde, üzünç kemiğimden
çekerken beni kendi göğüne,
bir kahkaha bölüyor dokusunu
düşler maketinin,
uyanıyorum küstah sözcüklerle:
Ey, iki adımlık yerküre
Senin bütün arka bahçelerini
gördüm ben!

Kadın Yoktur

27 Oca

-Ahmet AÇAN-

Kadın yoktur. Kadın erkeğin bir semptomudur.

J. Lacan

Erkek bilinçdışının –haz ilkesinin- kendini en ele verdiği yerlerden biri fantezi tecavüz öyküleridir. Anlatan ismini de vermediği –yani simgesel düzende var olmadan dile gelebildiği için gerçeklik ilkesi –üst/toplumsal benlik-
tamamen devre dışı kalır ve bilinçdışı en saf haliyle sözcüklere bürünür.

Burada dikkatimizi çeken en önemli olgu, tecavüz edilen kadın bir bakire dahi olsa, o güne kadar erkeklerle hiç ilgilenmemiş hatta açıkça frijit ya da lezbiyen dahi olsa ona yakıştırılan sıfat hep aynıdır: OROSPU!

Burada artık kelime sözcük anlamını çoktan aşmıştır. “Orospu” en dar anlamıyla  Okumaya devam et

Halkı kurtarmalı mı?

26 Oca

-Rüşdü Paşa-

Hayır. Halkı kurtarmak bir hareket olarak Jön Türk ile başladı. Jön Türk bir doktrin olarak kullanılıyor. Jön Türkler, halkı kurtarmadı. Halkı kurtarmak imgesi ile kendini kurtardı.

Türk politikası 19.yüzyılda değer değişimi denemesi karşılığı olarak kullanıldı. William S.Burroughs’un deyimi: Politics here is death. Türkçe: Burada politika ölüdür.

Politikanın olmadığı zaman diliminde Jön Türk, politik midir?

İdeoloji bir kafa karışıklığı durumu, gerçeklikten kopuk bir şey, anlamsız bir rûya, Okumaya devam et