“İman etmeliyiz! Ama nasıl ve neye?”

7 Şub


Beklenen büyük saldırıyı, bizim tümen başlatmamıştı. Geceleri durmadan siper kazıyorduk ve düşman da durmadan mevzilerimizi bombalamaktaydı. Köpürüyordu Drossakis:

– Bu iğrenç mermileri işitiyor musun Aksiyotis? Fransız orospuları bunlar. Fransızların Kemal’e hediye ettiği orospular… Bir de şunları dinle: Bunlar da İngiliz. Pis Musul petrolü karşılığında Londra’nın hediyesi! Patlayıcı maddeyle doldurdular Kemal’in depolarını, o da savunuyor işte böyle, umurunda değil! Hepsi ona silah vermek için yarış ediyorlar; bütün o namussuz yabancı şirketler donlarını indirmiş, acaba bizi de düzer mi Kemal diye hasretle beklemekteler… Puştlar!

Uzun süredir ordudan yükselen mırıltılar yavaş yavaş homurtu halini almıştı. Artık lafını esirgemiyordu askerler, düpedüz bağırıyorlardı:

– Bıktık savaştan!

Kimisi kaçmayı düşünüyordu, kimisi de kendi kendini yaralamayı. Bir alayda ayaklanma olmuştu. Her şeyden mahrum kalmıştık bütün kış boyunca: Doğru dürüst bir yatacak yerden, üniformadan; gıdadan, ücretten… Sadece soygunculuğu düşünür olmuştuk. Türk köylerini talan etmeye koyulmuştu askerler. Ve Kemal haklı olarak, “Düşmanın yaptıklarından ben utanç duyuyorum…” tarzı demeç veriyordu. 1914’lerdeki Türk ordusunu hatırlatıyordu bana içine düştüğümüz durum, yüreğim sızlıyordu… Şimdi Türklerin tarafına geçmişti cesaret ve direnç. Kadınlarıyla çocukları bile sırtlarına erzak ve cephane yüklenip ordularına ve çetecilere yardıma koşuyorlardı. Bütün ahali bizi casusluyordu; bakışlarıyla bile vuruyorlardı bizi. Kör Mehmet’in damadı ölmemişti, hayır. Tepeden tırnağa cesaret kesilmiş insanlar fışkırmıştı onun kanından… “Kemal’in di­renme hareketi, Türklere yepyeni bir yürek verdi.” İlk söylediği zaman bana Drossakis’in boğazına sa­rılmak arzusu veren bu cümle şimdi gerçeği dile ge­tirmekteydi… Ya öteki söyledikleri? Onlar da mı doğru çıkacaktı yoksa? Haksız bir dava uğruna mı, bunca kahramanlık göstermiş, bunca kan dökmüş­tük yoksa? Ya söylediği gibi içinde bulunduğumuz durum felaketin yalnızca başlangıcıysa? İşimiz ne burada bizim? Ne yapmak için buradayız biz? Hayır, bu türlü şüphelerle kazanılmaz bu savaş!.. İman etmeliyiz! Ama nasıl ve neye?

Drossakis’e söz ettim endişelerimden.

– Sende bir cevher olduğunu biliyordum, dedi. Olgunlaştı düşüncen. Şimdi artık iyice aydınlanma­sı gerek. Bir gün bana, “Hürriyet için mücadele…” demiştin. Kimin hürriyeti için?

Kararlı bir sesle kestim sözünü:

– Bu konuda bir tek kelime daha söyleme, de­dim. Başlama yeniden. Başkaları düşünsün onu, hü­kümet düşünsün; generaller ve bilginler düşünsün… Küçük Asyalı bir askerim ben. Gözlerimi yumar, kulaklarımı tıkar dövüşürüm, vururum, ilerlerim…

Drossakis’in sağ kaşı, kızıştığı zamanlar olduğu gibi, titremeye başlamıştı:

– Kafasını biraz olsun çalıştırmak zahmetine katlanmayıp da omuz silkenler, aslında büyük bir suç işliyor! Ve sen Aksiyotis, sen daha da suçlusun… Sanıyor musun ki tarihi yapanlar hükümet adamla­rıyla generallerdir! Gözlerini yumar, kulaklarını tıkarsan onların uçuruma doğru ittikleri bir tekerlek olup çıkarsın. Ama sen böyle aciz bir alet değilsin ki Manoli, Halk’sın sen, Halk! Ve olayları değiştirebil­mek için, anlamak zorundasın!

Kaynak:

Benden Selam Söyle Anadolu’ya / Dido Sotiriyu

Can Yayınları, 5.Basım

S.196.197

Bir Yanıt to ““İman etmeliyiz! Ama nasıl ve neye?””

  1. nasıl yapılır? 12/02/2011 12:32 pm #

    ilginç bir yazı olmuş saolun.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: