Başarıya giden yolda 13 tez

12 Şub

-Walter Benjamin-

1.Hakiki icraatlara karşılık gelmeyen büyük başarı yoktur. Ama bu icraatları başarının temeli olarak varsaymak hata olurdu. İcraatlar bizatihi neticedirler; artan özgüven ve ça­lışma hazzı ile kendini bulan insanın neticesi. Bundan dola­yı büyük bir meydan okuma, becerikli söylem ve faydalı muamele gibi sahici icraatların üzerine büyük başarılar inşa edilir.

2.Ödülün getirdiği memnuniyet başarıyı felce uğratır, icraat memnuniyeti ise başarıyı arttırır. Ödül ve icraat bir terazi­nin kefelerinde birbirlerini dengelerler. Ancak özsaygının tüm ağırlığı icraatın bulunduğu kefede olmalıdır. Bu da ödülün bulunduğu kefenin havada asılı kalması anlamına gelir.

3.Davranışlarında sadece basitliği ve saydamlığı kılavuz edi­nen veya ediniyormuş gibi görünen kişiler uzun vadede ba­şarıyı elde ederler. Anlaşılmaz olmaya başlamış gibi gözüktüğü anda, halk kitlesi her başarıyı yıkar veya onu öğretici ve ibret verici her değerden mahrum bırakır. Bu türden bir başarının, açıkçası, entelektüel saydamlığa ihtiyacı yoktur, Her tür teokratik iktidar da bunu ispatlar. Başarı yalnızca bir fikre veya tam olarak söylendiğinde bir imgeye hizmet etmek zorundadır. Bu imge hiyerarşinin, militarizmin, plütokrasinin veya başka bir şeyin imgesi olabilir. Bundan ötürü rahibin günah çıkarma hücresi, generalin madalyası ve sermayedarın kendi malikanesi vardır.

4. Halkın, en yüksek dereceden hassas ihtiyacı olan ‘açıklık’ arzusu hakkında hiçbir fikri yoktur. Tek merkez, tek lider, tek slogan. Bu tinsel fenomen ne kadar açık olursa etki ala­nı o denli büyür ve kamuoyunun giderek daha büyük bir kesimi ona doğru akın eder. Halkın yazara olan “ilgisi” artar. Şöyle ki; formülünü ve yapıtlarının en basit ve açık ifadelerini aramaya başlarlar. O andan itibaren yazarın her yeni yapıtı üzerinde -okuyucularının formülleri tekrar gözden geçirmesi, belirlemesi ve ispatlaması için- hammadde eldi etmeye çalışılır. Aslında kamuoyunun, sadece yazarın ölüm döşeğinde yeterli gücü ve zamanı olur da son nefesiyle ağzından bir mesaj çıkar diye her yazarda bir kulağı vardır.

5. Yazar, “gelecek nesil” anlayışımızın ne kadar modern olduğunu yeteri kadar göz önünde bulundurmaz. Bu durum, bağımsız yazarın kendi var oluşunu toplum içindeki korunaksızlığından inşa ettiği devirlerden beri böyle süre gelmektedir. Ölümden sonraki şöhretin ipuçları, yazarın kendi çağdaşları üzerinde bir çeşit baskı oluşturuyordu. On yedinci yüzyılda hiçbir yazar kendi çağına karşı gelecek nesilleri şahit olarak gösterme fikrine henüz kapılmamıştı. Tüm önceki devirler, kendi çağdaşlarının ölümden sonraki şöhretin kapısını açan anahtarı muhafaza ettiği konusunda hemfikirdi. Gelmekte olan her yeni nesil yerleşik hükümleri gözden geçirip değiştirmek için daha kısıtlı zamana ve hevese sahipken ve geçmişten kalan biçimsiz miras yığınına karşı meşru müdafaasını yaparken, bugün bu düşünce ne kadar geçerlidir?

6.Şöhret veya daha doğrusu başarı, eskiden olduğu gibi mezi­yet olmaktan çıkıp bir mecburiyet haline gelmiştir. Her sefil kâğıt paçavrasının yüz binlerce kopyasının yayıldığı bir çağda, şöhret de birikerek artan bir durumdur.

7.Galibiyetin bir şartı: Başarının yüzeysel görünüşünden haz almak. Bu haz, birisi başarıdan keyif aldığında hatta bu ba­şarı üçüncü şahıslara ait ve özellikle de “hak edilmemiş” ol­duğunda kendini ortaya koyan saf ve çıkar gözetmeyen bir duygudur. İlerlemenin önündeki en büyük engellerden biri ikiyüzlü adalet anlayışıdır.

8.Çoğu yaradılıştandır, çoğu da çalışarak geliştirilebilir. Ken­dini saklayan, sadece en uygun ve önemli fırsatlarda kendi­ni gösteren ve ara sıra da olsa ufak hedefler için gayret göstermekten aciz olanlar muvaffak olamayacaktır. Önemli bir görüşmede en önemli etmen sadece şu şekilde öğrenilir: Gö­rüşmeden alınan keyif; rakibinden sportmence haz almana, gözünü toptan geçici olarak ayırma gücü bulmana, son ve en önemlisi ‘cazibe’ ne kadar yayılır. Yatıştırıcı, samimi, ra­hatlatıcı değil, bilakis şaşırtıcı, diyalektik ve şevk dolu bir cazibe; beklenmedik bir biçimde rakibini yola getirme imkâ­nı veren bir kement. Toplum da kendilerinden başarının sır­rını öğrenebileceğimiz figürlerle dolu değil midir? Galiçya’daki yankesicilerin, çıraklarının eğitimi için kukla bebek­leri ve küçük ziller takılmış heykelcikleri kullanmalarında olduğu gibi biz de garsonlarda, memurlarda ve yöneticiler­de cazibe ile emir verme inceliklerini deneriz. Başarının “Açıl susam açıl”ı talih ile emrin dilinden doğar.

9.”Haydi ne yapabileceğini duyalım!” Amerika’da bir göreve adaylığını koyanlara söylenen söz budur. Ama aslında ne söylediklerini duymaktan ziyade nasıl davrandığını gör­mekle ilgilidirler. İşte bu noktada sınavın sırrı ile karşılaşı­rız. Sınavı yapan kimsenin normalde istediği, denediği kişi­nin göreve uygunluğuna ikna olmaktan fazlası değildir.

Tecrübelerimizden öğrendik ki; bir bilgi, bir görüş, bir for­mül ne kadar sık kullanılırsa ikna gücünü o denli yitirir. Herhangi bir kanaatimiz, onun ilk ortaya çıkışına tanıklık eden kişiye ikna edici olurken, diğerlerini güçbela ikna ede­cektir. Bundan dolayı sınavı başarmak için en büyük şans çok iyi hazırlanan adayların değil, doğaçlamada çok iyi olan adayların yanında olacaktır. Ve yine aynı nedenden dolayı neredeyse her zaman söz arasında sorulan sorular ve rast­lantısal olaylar kesin olanı belirler. Karşımızda bizi sorgula­yan kişi her şeyden önce onu oyalayarak görevinin hakikatini sezdirmememizi talep eder. Eğer bunu başarırsak, bize minnet duyacak ve kusurlarımıza göz yumacaktır.

10. Kurnazlık, insan sarraflığı ve benzeri yetenekler gerçek ha­yatta sandığımızdan daha az önemlidir. Ancak her başarılı insanda dehadan bir miktar bulunur Başarılı olan bu insanda deha aramak, yalnız başına durmakta olan Don Juan’da erotik deha aramaktan farklı değildir. Başarı da bir randevudur: doğru zamanda doğru yerde bulunmak küçümsenecek bir şey değildir. Çünkü bu, şansın bizimle yaptığı anlaşmanın dilini anlamak demektir. Hayatında bu dili hiç duymamış biri başarılı kişinin dehalığı hakkında nasıl hüküm verebilir? Bu dil hakkında hiçbir fikri yoktur. Ona göre her şey rastlantı sonucudur. Başarının gramerinde şansın, normal gramerde bizdeki düzensiz fiiller ile aynı rolü oynadığı aklına gelmez. Bu ilk(s)el gücün hayatta kalmış kalıntısıdır.

11. Her başarının yapısı esasen kumarın yapısına benzer. İkisi de kişinin kendi adını reddetmesi, birinin alıkonma ve aşağılık hislerinden kurtulmak için her zaman en temel yoldur. Kumar, egonun engelli sahası üzerindeki bir engelli koşudur. Oyuncu isimsizdir; kendine ait bir ismi yoktur ve başkalarınınkine de gereksinim duymaz. Bu kişi, yaşamın altın ğacıa gibi yeşil olduğu söylenen, ama gerçekte asfalt gibi gri o oyun masasının üzerindeki belirli numaralara yerleştirdiği markalar ile temsil edilir. Ve bu fırsatlar şehrinde, bu talihin ağında, sokağın on farklı köşesinde Fortuna’nın gelişini gö­zetlemek için insanın kendisini çoğaltıp her yerde hazır ve na­zır bekleme çılgınlığı da nedir?

12. Bir insan istediği kadar dolandırabilir ama asla bir dolandı­rıcı gibi hissetmemelidir. Dolandırıcı burada yaratıcı taraf­sızlığın modelidir. Kendisine miras kalan adı anonim gü­neştir ve takma adları ise bu anonim güneş etrafında dönen gezegenler gibidir. Soylar, itibarlar, unvanlar; bu güneşin parlak çekirdeğinden kopan ve sıradan insanların dünyası­na loş bir ışık ve ılıklık yayan dünyacıklardır. Evet, onun topluma sunduğu icraatları bunlardır. Ve bunlar, kurnaz dolandırıcının her zaman sahip olduğu, ama biçare adamın çoğunlukla sahip olmadığı iyi niyetin kanıtıdır.

13. Başarının sırrı tinde değildir: dildeki ‘serinkanlılık’ kelimesi ile açığa vurulur. Soru, tin’in varolması ya da nasıl bir form taşı­dığı değil, sadece nerede olduğudur. Bir kimsenin ses tonuna, konuşmasındaki anlık molalara, bakışına, gülümseyişine, mi­mik ve jestlerine girebiliyorsa işte tam olarak burada ve bu an­da olabilmiştir. Sadece beden, tinin şimdisi’ni oluşturur. Büyük başarıya sahip insanlarda beden, tinin rezervlerini demir gibi sert bir şekilde elinde tutar ve daha sonra nadiren de olsa ha­vai fişeklerini ateşlemek için fırsat kollar. Bu da, salonda serin­kanlılık örneği sergileyen Abbé Galiani tipindeki finans de­halarının kariyerlerinde elde ettikleri başarıları açıklar. Bu­günlerde Lenin’in de dediği gibi -alt edilmesi istenen insanlar değil, şeylerdir. Endüstri patronlarının serinkanlılığını karakterize eden budalalığın kaynağı budur.

Kaynak: Benjamin, Say Yayınları, Hazırlayan, Besim. F. Dellaloğlu, S.147-151, Çeviren:Lale Dayıoğlu

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: