Balık burcundaki kadın

14 Şub

-Rüşdü Paşa-

‘odanın ortasında durduk

üç yudum rakı içtik

bütün pencereler açık

sırası gelmişken öldük’

metin eloğlu

Muhtemeldir ki hayat hakkında birşey bilmiyor. Hayat hakkında birşey bilmek de istemiyor. Hayat hakkında bilinecek birşeyin varlığından da bihaber. Ona göre hayat öğleden sonra başlayan ve gece yarısından sonra anlamsız bir şekilde sona eren bir zaman dilimi olmalı. Anlık yaşanır, anlık yaşanan herhangi birşeyin genelleştirilmesi ise hastalıklıdır.

Ona karşı duyduğum ilgiyi açıklamam güç. Ayrıca ona karşı duyduğum ilgiyi açıklamamanın ne anlamı olabilir? Kadın balık burcundaysa erkeğin kalbinden geçeni bilir. Balık burcundaki kadınların tek işi budur. Duyduğum ilgiyi açıklarsam balık burcundaki kadın bunun akli bir bozukluktan ileri geldiğini düşünebilir ki çok haklıdır.

Şapka giymiyor, kısa kesilmiş ve mat saçları var. Yüzü küçük, belirgin tek şeyi kocaman gözleri. Gözler, yüzün küçüklüğüne inat saçların hemen altından yeryüzüne açılmak üzereymiş hissini uyandırıyor.

Yavaş yavaş konuşuyor. Ses tonu, konuşma biçimi, konuşurken ellerini nasıl kullandığı, uzun parmaklarındaki değişken uyum  ve yarattığı anlam ‘bu daha önce de oldu’ hissini uyandırıyor bende. Çünkü ses tonu, konuşma biçimine tuhaf bir biçimde uyuyor, yüzdeki hareketleri sesin gerçeklik dünyasındaki yansımalarını oluşturuyor ve yarattığı imge inanç yaratıyor. Gezegendeki bütün nesnelere ve herkese yabancı olan birisine özgü bir dinginlikte konuşuyor. Geldi, burada ve sadece burada olduğundan dolayı birazdan bambaşka biryere gidecek sanki. Açlık, sarhoşluk, boşluk, umutsuzluk, yalnızlık, acı, huzursuzluk, ihanet, kaos, yorgunluk onun için hiçbir şey ifade etmeyen şeyler. Bilinçli ve hayali konuşuyor. Konuşmasında bilinç  ve hayal alanları o kadar ani yer değiştirebiliyor ki başlıbaşına bilinç ve başlıbaşına hayal anlamsızlaşıyor.

Gördüğüm ilk balık burcundaki kadındır.

Dinliyorum, anlıyorum. Söylediklerini değil balık burcu kadınını anlıyordum. Çoşkusu dengesiz, çıkışsız ve karışık. Çok kolay bir şekilde onun herhangi bir tuzağına düşebilirim. Söylediklerinin hiçbir önemi yoktu. Ne benim için ne de insanlık tarihine dahil olmuş herhangi birisi için. Yüzünde maske yok. Yüzünün çıplaklığından etkileniyorum. Bu kadının benim için herhangi bir tuzak kurmasına gerek de yok. Kadının yüzü en tehlikeli tuzak benim için. Yüz, tarihini ve kimliğin yoğunlaştırdığı tipik Asyalı yüzüdür. Asya’dan ne zamandır uzak kaldıysam, balık burcundaki kadının yüzü beni başlangıçtaki yerime çekiyor. Yüzü, beni başlangıçta olana doğru çektikçe, iyimserleşiyordum.

Birşey yapan adamın tek zaman algısı vardır: Şimdiki zaman. Geçmiş zaman, hasta eder. Gelecek zaman ise tembel. Harekete geçiren tek zaman dilimi şimdiki zamandır.

Bir süredir içinde bulunduğum boşluk nedeni ile hakikati arıyorum. Bir enerji biçimi yarattım: ‘Ertelemek yerine şeyleri şimdiki zamanda yapmak.’ Balık burcu kadınına, hakikati aradığım bir devrede rastladım. Tek başına yaşarken hakikati aramak belki daha kolaydı. Toplum içinde yaşıyor gibi görünüyordum. Toplum halinde yaşayan insanlar için buhranın kaçınılmaz olduğunu duymuştum. İnsan, toplum içinde hiçbir zaman kendisini gerçekleştiremiyor, bir başkası gibi oluyor. Buhran, kaçınılmazdır.

Türkler aşk ilişkilerinin rastlantısal olmadığına inanırlar. Hayatın karmaşık değil sade olduğuna ilişkin tuhaf varsayım Türklerin aşk hayatını renksiz yapar. Balık burcu kadınında canlı renkler görüyordum. Balık burcundaki kadın, tipik bir İspanyol kadınına benziyordu. İspanyol kavmi, işleri zorlaştıran bir kavimdir. İspanyol bir örnekten yola çıkmak bir yere varmamayı başlangıçta kabul etmektir. İspanyol kadın, yitik Akdeniz kültürünün izlerini taşır. Tabiatın milyonlarca rengi, kokusu, meyvesi, balığı, otu Akdeniz’dedir. Tipik bir Akdeniz kadını, Akdeniz kadar derin, zengin ve açıktır.

Makbul kadın sahte, yüzeysel ve kaypak olandır. Bir de yalancı olandır. Bütün kadınlar yalancıdır. Bütün kadınlar zayıf olduklarından yalan söylerler. Kadının yalan söylemesi normaldir, anlıktır ve sorgulanmamalıdır.

Teori geliştirmeden duramam. Bir soru sordum: Toplum, kendini oluşturan fertlerin şeklini kazanan bir çerçeve midir? Yoksa toplum kendini teşkil eden kişilerden ayrı olarak, onların iradesini oluşturan üstün bir güç müdür?

Toplumda herkesin bunalımda olduğunu hissediyorum. Balık burcundaki kadının yüzünde bunalımda olduğuna ilişkin hiçbir işaret yoktu.

15 Nisan 1858 günü Fransa’nın doğusunda Lorraine isimli bir kasabada bir çocuk dünyaya geldi. Yahudi aile çocuğa Emile adını verdi. Ecole Normale Superieure’de okudu.  Durkheim oldu. Emile’nin tuzağına ilk düşen Ziya oldu. Ziya, iyi bir insandır. Saf bile olduğu söylenir. Toplantılarda hazır bulunur. Kimsenin yanında konuşmaz. Ellerini kilitler, kafasını öne eğer, düşünme vaziyetinden toplantının bitmesini bekler. Ziya Gökalp, can sıkıntısı içinde kıvrandığı bir gün Emile’nin yazdıklarını okumaya başladı. Türkler, Ziya Gökalp’in Emile’yi okuduğu o gün bunalıma girdiler. Türklerde bunalıma Ziya Gökalp neden oldu. Boğa burcundan olan Emily ve Ziya yüzünden herşey grileşmişti, hayat çekilmez bir hal almıştı.

Sosyolojizm bir yahudi felsefesidir. Sosyolojizm, hakikatin bir cemiyet tasarımı olduğunu ileri sürer. Bu felsefeye göre cemiyet, her türlü sorunun yanıtını verir. Herşey cemiyetin içinde ortaya çıkar ve doğrulanır. Cemiyetin onaylamadığı bir akıl yürütme biçimi, bir bilgi, bir metod, bir çalışma üslubu, bir iş yapma biçimi, bir anlayış mutlaka cezalandırılmalıdır. Cemiyet şartları her zaman değişmekte olduğundan hakikat değişken birşeydir. Mutlak bir hakikatten söz edilemez. Herşey şartlara göre doğrulanır ve saire.

Yuh yani. Bazı kültürlerde cemiyetin kölesi olanların köle olmak yanında akıl sağlıklarının bozuk olduğu anlaşılmakta.

Balık burcundaki kadının sosyolojiden haberi yok. Bu iyi haber. Ziya Gökalp’in yarattığı bunalımdan etkilenmemeyi başarmış olan balık burcu kadını çocukluğunu muhafaza ediyor. Picasso’nun söylediği anlamda gerçek bir sanatçıdır. Bu kadın toplum halinde yaşamıyor. Bu kadın muhtemeldir ki Paris’te rahat eder. Paris, doğa halidir. Oniki ay Paris olmaz. Kapalı aylar Gökova, açık aylar Paris daha iyi.

Rousseau ve Nietzsche, cemiyetin insanı yok ettiğine inanırlar. Rousseau ve Nietzsche’de büyük varlık, bireydir. Rousseau, insanın toplum halinde yaşamaya başladığı günden bu yana kalbini kaybettiğini ileri sürer. İnsanların bu kadar berbat durumda olmaları, toplum halinde yaşamalarından kaynaklanmaktadır. Rousseau, yeteri kadar açıktır: ‘Toplum halinde yaşayan birisinin bir ahlakından söz edilemez.’

Güzel. Balık burcundaki kadını toplumdan kurtarmak gerekir. Kurtarmak, koparmak. Balık burcundaki kadın ahlaksızlığa itiraz ediyor. Kendi olmak istiyor.

Beni balık burcundaki kadına bağlayan şey bir hayat değil, bir imkansızdır.

Reklamlar

Bir Yanıt to “Balık burcundaki kadın”

  1. DenizZ Meltem 24/02/2011 8:35 pm #

    Nefis.
    Bol limonlu brokoli tadında.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: