Evler, evler! Saraylar, saraylar!

15 Şub

-Emre Demir-


bir ankara karalaması

Yüksel’den Sakarya’ya iniyorum. Sanki hep aynı yüzler devridaim ediyor bu merkezde: Konur, Karanfil, Yüksel. Ya da Ankaralılar birbirlerine benziyor, birbirlerine çalıyor. Ankaralı tek tip. Kırmızı giymiyor. Şapka takmıyor. Takana tuhaf bakıyor. Gömleğini pantolonun içine sokuyor. Nadiren bacak bacak üstüne atıyor.

Zorunlu durumlar dışında, birbirleriyle konuşmuyor Ankaralılar. Birbirlerine katlanıyorlar sanki. Birbirlerini sevmiyorlar gibi. Ankaralılar göz göze gelmemeye çalışıyorlar. Görünmez bir duvar inşa edilmiş Ankaralıların zihinlerine. Kapalılar. Ankara’da bir kadını çevirip ayakkabılarının ne kadar güzel olduğunu söyleyemezsiniz. Kadın korkar. Asıldığınızı düşünür. Tedirgin olur. Uzaklaşır. Sokaklarında salınan kadınlar yoktur. Kadınlar gelip geçer Ankara’da. Bir yerden bir yere gidiyorlardır. Tanpınar “herkesin adeta zaruri olarak günde birkaç defa birbirine rastladığı şehir” diyor burası için. Ortaokulda bir sevgilim vardı. Ortaokuldan sonra izini kaybettim. (Ortaokul da ilköğretime dâhil oldu zaten.) O kızı aşamadım, takıldım kaldım onda. Sosyal paylaşım sitelerinde hesabı olmadığı için, onu görürüm diye Yüksel-Sakarya arasında çok devriye attım bir ara. Tanpınar’ın ruhu incinmesin ama hiç karşılaşmadık. Yüksel-Sakarya arasında, defaatle Nihat Genç’i görüyordum sadece. Kasabanın hikâye anlatıcısı gibi, etrafında 4–5 kişilik bir grupla, elleri belinde yürüyor. Bir anlık kulak misafirliğimde, beş konuyu aynı anda anlattığına şahit oluyorum. Selamlaşıyoruz. Etrafındaki yumağa dâhil olmamı bekliyor. Kaçıyorum. Ankara’nın simgeleri arasına Nihat Genç de eklenmelidir muhakkak! Sokaklar labirent. Denize çıkmıyor hiçbir sokak. Taksiciler kornaya basıyor. Dolmuşçular ani fren yapıyor. Ama Ankara’da kendini güvende hissediyor ahali. Güvenlik fetişizmi had safhada. Ankaralı, Amerikan toplumu gibi. Ankaralıyı, görmediğim ve bilmediğim Amerikan toplumuna benzetmem, ahlaksızca değil mi. Öyle. Bendeki Amerikan toplumu algısını kastediyorum. Deneyimlenmeyen algı, klişe oluyor. Bu klişeden hareketle, Ankara’nın bir 11 Eylül’e ihtiyacı olduğunu sanıyorum. Ankara’nın tabuları yıkılmalı. Ankara’nın kalbine bıçak saplanmalı. Ankaralı, en güvendiği yerden vurulmalı. Bir gece mesela bütün Ankaralıların otomobilleri çalınmalı. Bütün Ankaralı kızlara laf atılmalı sokakta. Birkaç dükkân soyulmalı. Natalie Portman’ın beyaz kuğudan siyah kuğuya geçişi gibi, Ankaralının bastırılmış duygularının üzerine örtülen masumiyet kılıfı da sökülüp atılmalı. Ankara, otoban şehir. Sanki hep şehirlerarası yoldayız. Kaybolacak ara sokaklar çok az. Çıkmaz sokaklar, hak getire. Hiç çıkmaz sokak var mı Ankara’da? Rastlamadım. Google earth, birkaç sonuç veriyor. Bağlar Caddesi civarında var. Yenidoğan’da da olduğunu bir dostum söyledi. Hiçbirini görmedim. Gideceğim. Benim için haber değeri yüksek. Şu güzel ki, eskisi gibi pis değil şehir. Sağcı belediyeler, yol, kaldırım yapmayı seviyorlar. Kırıp tekrar yapıyorlar, olsun. Halkçı partinin dönemini hatırlıyorum, çocuktum o zaman, pisti Ankara. Halkçı belediye konser düzenliyordu çokça. Asfalt dökmüyordu. Sağcılar hem konser düzenliyor hem asfalt döküyor. Asfaltımız hayırlı olsun. Ankara’yı sevmeliyim. Ankara’yla sorunum olması demek, kendimle sorunum olması demek. Ben Ankara’ya karıştım. Ankara, benim bilinçaltım. Sigara istemek için Refik Halid’in yolunu kesen meczubu anmalıyım; ne görüyordu Engürü’ye bakınca: Evler, evler! Saraylar, saraylar! Şimdi evden çıkıp, bir meczup bulup, bira ısmarlayacağım ve soracağım: Benim göremediğim ne görüyorsun şekerim, anlat!

Ek okuma: https://sivildenemeler.wordpress.com/2011/02/05/refik-halid-ankarada/

2 Yanıt to “Evler, evler! Saraylar, saraylar!”

  1. burcu sıdkısıyrıq 19/02/2011 3:06 pm #

    güzel tasvir…

    ben de ankara’ya gittim bir kaç defa.
    hatırımda kalan, kızılay’daki banklarda, alçak duvarlarda oturup geleni geçeni seyretme ritüeli vardı oranın insanında. iş gibi mesai gibi sanki hepsinde seyircilik.
    ayakkabıları güzel kadına ayakkabılarının güzel olduğunu söyledikten sonra kendini aynı ayakkabının topuğuyla kafan delinmiş halde acilde bulma ihtimalin ankara’da ne kadarsa ülkenin diğer şehirlerinde de o kadar bir de…

  2. DenizZ Meltem 23/02/2011 3:25 pm #

    İzmir’i İstanbul’la çarp heralde sonuç: Ankara çıkar.
    Denizler nereye aktı diye sorarsanız? İçanadolunun ağlak kültürünü oluşturmuş derim. Kapalılığın da temeli heralde dışlı değil de içli olmayı kültür edinmekten geliyor.
    Ankara’da doğup Ankara’yı bilmeyen biri olarak, saçmalamış olabilirim🙂
    Sakız çiğnemekten beyni yavşayan şehir, İzmir’den… :))

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: