Hareket Ahlakı ve Ahlaki İradecilik

17 Şub

-Nurettin Topçu-

İradenin eseri olan her hareket mükemmele, daha mükemmele bir özlemdir. Bu iradenin kendini denediği bir egzersizdir. En küçük gayreti gerektiren bir hareket bile, vücudun bütün kuvvetleriyle birleşir. Hareket saf bir kendiliğinden oluş değil, engellenmiş bir kendiliğinden oluştur? İnsan, kendini ancak hareketin içinde tanır ve sonra hareket ondan bir yaprak gibi kopar. İnsan kendini ve eşyayı hareket ederek tanır. Her  gerçek  bilgi, aslında, hareketin meyvesi olan inançtır. Bu inanç insanda daha yüksek bir hareketin doğmasına yol açar.

Her gerçek bilgi, yani her inanç basit bir taklit olmadığından ferdi yeni bir harekete hazırlar. Gitgide genişleyen hareket, evrensel bir nizama açılır.

Hareketini evrensel ölçüye vurarak ve kendi hareketinde evreni kucaklayarak orada kendi şuurunu araması, işte insanın ahlaki davranışı bu şekilde olmalıdır. O halde ahlaki hareket evrensel iradeye yeniden kavuşmak üzere bir çeşit değişim (conversion) ile bu esareti aşmaktan ibaret olmaktadır. Buradaki değişimden maksadımız, bütün hareketlerimizin ve bilgilerimizin kendisine tabi olduğu evrensel iradeyi araştırmaktır.

Muhtelif Ahlak Sistemleri

Sokrates, “Kötülük bir bilgisizliktir, hiç kimse bilerek kötülük etmez”  der.

Bu görüş, Eflatun, Aristotales, İskolastik filozoflar ve Ansiklopedist aydınlanma düşünürleri tarafından da benimsendi. Onlara göre, insanın ahlaklı kılmak için öğretmek yeterlidir. Oysa bilgi bir hareketten arda kalan şeydir. Gerçekte harekete geçmek için şahsi bir tecrübe lazımdır ve ahlakta önemli olan dayalnızca bu tecrübedir.

Deneyici (emprist) ler ahlaki hakikatlerin olgu hakikatleri değil, değer hakikatleri olduğunun unuttular onlar hareketten doğan iradeyi incelemek yerine haz ve mutluluk, sosyal veya ferdi menfaat vs. gibi hareketin ortaya çıkardığı  bir  takım  mükemmeline ulaşmaktır, mutluluk ahlak taraftarlarının iddia ettikleri gibi insanın zevki aradığı ve acıdan kaçtığı doğru değildir. Hareket bir zarurettir ve yaşamın vazgeçilmez bir sonucudur; insan zevk kadar hatta ondan daha fazla acıyı da tereddütsüz kabul etmektedir.

Sosyal dayanışma doktrinleri ise mutluluk veya faydaya yönelik dayanışmayı tavsiye etmektedirler. Dayanışma ahlakları ahlak tesis etmezler ama onu varsayarlar. İyilik kadar kötülük içinde dayanışma yapılabilir.

Emile Durkheim, tecrübi ilkeyle akılcı ilkeyi, iyilikle vazifeyi bağdaştır-maya çalışan bir çeşit dayanışmayı savunmaktadır. Bundan ikilik ortaya çıkacaktır. Bu iki ilkeden hangisinin  diğerine  baskın  çıkacağı  ve  onu arkasından  sürükleyeceği  bilinemez.  Eğer iyilik tercih edilirse faydacılığın hatasına düşülür.

“Namuslu adam” ahlakı da F. Rauh’un kurduğu bir ahlak sistemidir. “Namuslu adama göre vazifesini yapmak için gözlerini kapamak yeterli olacaktır. Şu inkar edilemez bir gerçektir ki ahlaki çevre olarak toplumda ferdi iradeler daha güçlü olan başka tarafından istismar edilir ve namuslu adam ahlakı insanı uysallığa kör bir itaate sürükler.

Kaynak: İsyan Ahlakı, Dergah Yayınları

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: