Kafka Üzerine Bazı Düşünceler

24 Şub

-Walter Benjamin-

“Kafka, geleneği dinledi ve dikkatle dinleyen, görmez”

Kafka’nın yapıtı, bir yanda mistik deneyimi (daha özel anlamıy­la gelenek deneyimini), diğer bir yanda modern kent sakininin deneyimini kapsayan, birbirine çok uzak ve çok ilişkili odakla­rın oluşturduğu bir elipstir.

Modern kent sakininin deneyimin­den konuşacak olursak, söylenecek çok söz var. Bir yanda mo­dern kent bireyini düşünüyorum; memuriyetin dünya kadar mekanizmasının merhametine kaldığını bilen, vazifeleri asıl bağlı oldukları yetkenin bilinmediği otoritelerce yönetilen ve bununla başa çıkmak üzere yalnız bırakılan modern yurttaş (ro­manlarının anlam katmanlarından birinin, özellikle Dava’nın bu söylediğim şey tarafından çerçevelendiği biliniyor). Modern bü­yük kent sakini dediğimde bugünün çağdaş fizikçilerinden de bahsediyorum. Biri, Eddington’ın Fiziksel Dünyanın Doğası metninden alınmış şu aşağıdaki bölümü okusa, gerçekte Kafka’nın konuştuğunu duyar gibi olur:

“Odaya girmek üzere kapı eşiğinde duruyorum. Karmaşık bir iş. Öncelik­le vücudumun her bir inç karesine 14 librelik bir güç2 ile baskı yapan atmosferi itmek zorundayım. Güneşin etrafında, saniyede yirmi mil hızla dönen kapıyı isabet ettirdiğimden emin olmalıyım, bir saniyeden daha kı­sa ya da uzun sürerse, dayanak millerce öteye savrulabilir. Tüm bunları, yuvarlak bir gezegenden uzaya doğru sarkarken ve vücudumdaki çatlakla­rın arasından saniyede kimsenin kaç mil hızla estiğini bilmediği bir rüz­gâr eserken yapmalıyım. Dayanağım olacak tahta hiç de sağlam değil. Odaya doğru adım atmak, bir sinek sürüsünün içine doğru adım atmak­tan farksız. Kayıp geçmemeli miyim? Hayır, eğer bir sineğin bana çarpma ve sonra arkamdan destek olma riskini göze alsam bile sonra tekrar düşe­rim ve bir başka sinek tarafından yere serilirim ve bir şekilde düzenli ha­le geçeceğimi umabilirim, ama eğer yere serilirsem ya da âzami bir hıza erişirsem, hadise, doğa yasalarının şiddeti olmasa da nadir rastlanacak bir tesadüf olur. Doğrusu devenin iğne deliğinden geçmesi, bir bilim adamı­nın kapıdan geçmesinden daha kolaydır. Kapı bir kilise ya da ahır kapısı da olsa O, sıradan biri olup tüm bu bilimsel sorunların çözülmesini bekleme­den rahatça yürüyüp geçebilmeyi tercih edecektir.”

Tüm yazında, üzerinde bu denli bariz Kafka damgası taşıyan başka bir parça bilmiyorum. Hiçbir güçlük çekmeden bu fiziksel kafa karışıklığının her bir bölümü Kafka’nın düzyazıların­dan cümlelerle eşleştirilebilir ve belirtmek gerekir ki böyle ya­pılarak anlaşılmaz gelen birçok pasaj birbirine uydurulabilir. Bu yüzden eğer biri -benim de dediğim gibi- Kafka’nın deneyimiyle, bugünün fizikçilerinin ve onların da mistik olanlarının deneyimi arasında muazzam bir gerilim olduğunu söylerse, hakikatin yalnızca yarısı dile getirilmiş olur.

Kafka’da asıl ve edebi olanın bu denli fevkalade oluşu, tüm bu deneyimin O’na elbette ki bu mistik gelenekten nakledilmiş olmasındandır. Bu, pek tabii ki (şimdilerde tartışıldığı üzere) yöntemler geleneğin içinde harap edilmeden olamazdı. Uzun lafın kısası eğer (Franz Kafka adındaki) bu bireyin gerçekliği, kendini kuramsal olarak ortaya koyan bizim gerçekliğimizle kıyaslanacaksa, başvurulacak yer, bu geleneğin kendi güçlerindedir; mesela modern fizikte ve modern savaş tekniğinde. Kastettiğim şey, bu gerçekliğin artık tekil birey tarafından deneyimlenemeyeceğidir. Daima oyunbazlıkla ve meleklerle örülmüş Kafka’nın dünyası, hatırı sayılır büyüklükteki terazide duran hu gezegen sakinlerini ortadan kaldırmaya hazırlanan kendi zamanının tam bir tamamlayıcısı, tümleyicisiydi. Kafka’ya bu denli uygun gelen deneyim, bu kendine özgülük, onunla orta­dan kaldırılacakları bir zamana değin, halk kitlesine kolay erişilebilir gelmeyecektir.

Kafka, tamamlayıcı bir dünyada yaşar. (Bu anlamda Kafka, resimdeki yapıtı, kendisinin edebiyatta olduğu gibi, esasen tekbaşınalık’a dayanan Klee’yle oldukça ilişkilidir) Kafka, kendisi­ni çevreleyenin farkında olmadan tamamlayıcısını sunar. Eğer biri, onun varolanın farkında olmadığında neyin geleceğinin farkında olduğunu söylerse şunu da eklemelidir; tüm bunların kendisine tesir ettiği, bunlardan etkilenen bir birey olarak farkı­na varmıştır. Dehşet jestlerinin ufku, O’na, facianın bize bahşet­meyeceği hayret verici bir sınır tarafından verilir. Ama deneyi­mi, terk ettiği geleneğine dayanır, herhangi bir ileri görüşlülüğe ya da “peygambervari önsezi”ye değil.

Kafka, geleneği dinledi ve dikkatle dinleyen, görmez.

Bu dinleyişin, büyük gayret gerektirmesinin temel nedeni, dinleyenin duyduklarının hep en belirsiz sesler olmasıdır. Ta­mamıyla ele geçirilebilen bir öğreti, tümüyle korunabilen bir bilgi yoktur. Hızlıca akıp giderken yakalanmak isteyen şeyler kimsenin kulağına uymaz. Büyük bir katilikle Kafka’nın yapıtı­nı negatif biçimde karakterize eden de olayların ihtişamını be­lirten bu durumdur (Burada, bir olumsuzlayıcı niteleme, olum­lu olanından muhtemelen çok daha verimlidir).

Kafka’nın yapı­tı, geleneğin hastalığını takdim eder. Erdem, bazen hakikatin epik yönü tarafından sınırlanmıştır. Böyle bir tanımlanma erde­mi, geleneğin doğasına ait bir yerde damgalar, bu kendi haggadik (Musevi din kitaplarının tefsirine ait olan) tutarlılığın içindeki hakikattir.

Bu, hakikatin kaybolmuş tutarlılığıdır. Kafka, bu durumla ilk yüz yüze gelen kişi değildir. Birçokları kendilerini, hakikate -ya da hakikat dedikleri şey her neyse ona- sıkıca tutunarak az ya da çok kederle, onu karşı tarafa geçirme imkânından vazge­çerek buna uydurmuşlardır. Kafka’nın dehası, onun büsbütün yeni bir şey denemiş olmasındadır: O, hakikati karşıdakine ge­çirebilme imkânı ve içindeki haggadik yöne tutunma uğruna hakikatin kendisini feda etmiştir. Kafka’nın yazıları, kendi do­ğal mesellerinden ibarettir. Ama gizem ve güzellikleri meselden daha fazla bir şey olmaya başlamalarındadır.

Haggadah’ın (Musevi dini efsaneleri), Halakah’ın (bu efsanelerin anlatım kuralları) ayağının altına uzandığı gibi tevazuyla öğretinin ayak­ları altına uzanmazlar. Her ne kadar açıkça boyun eğmeye in­dirgemeler de beklenmedik bir anda kudretli bir pençeyle öğre­tinin karşısında yükselebilirler.

Bu yüzden Kafka’ya bakışımızda artık erdemden söz edeme­yiz. Sadece çürümeden arta kalan ürünlerden bahsedebiliriz. Bunlar iki tanedir. İlki hakiki şeyler hakkındaki, (teolojik olanın entelektüel olana fısıldadığı, güvensizlik ve demodelikle temas eden) söylenti, diğeri ise hakkındaki söylentinin mütemadiyen azaldığı, akıl tarafından tamamen çarçur edilmiş, ama cazibesi­ni ve güvenilirliğini hâlâ koruyan budalalık. Budalalık, Kaf­ka’nın kalbinde en çok yeri olan asistan hayvanlarına Don Kişot’tan geçmiştir. (Hayvan olmak onun için muhtemelen sadece insan biçimi ve aklının bir utanç yüzünden terk edilmesi anlamı taşıyordu. Böylesi bir utanç, kendini rezil bir pavyonda bulan adamı, gözlüklerini silip temizlemekten alıkoyar.)

Kafka’nın ke­sinlikle emin olduğu şey buydu: Yardım edecekse kişi, budala olmalıydı ve yalnızca bir budalanın yardımı gerçek yardımdı. Kesin olmayan tek şey, böyle bir yardımın insanlık için hâlâ işe yarar olup olmadığıdır. Bu, yardım olmadan da yapabilecek meleklere yardım etmekten daha iyidir. Böylece Kafka sonsuz miktarda umudu işin içine koyar, ama bizim için değil. Şu ifade gerçekten Kafka’nm umudunu içeriyor: “O’nun muhteşem sus­kunluğunun kaynağı”.

Sana, daha önce farklı birçok düşünceyle geliştirdiğim, Ju­dische Rundschau’da yer alan Kafka denememdeki görüşlerin is­tersen daha da keskinleştirebileceğin bu tehlikeli biçimde sıkıştırılmış imgesini, -bir anlamda perspektif daraltmasını- gönde­riyorum. Bugün o çalışmaya (Kafka denememe) temel eleştirim metnin savunmacı diline. Kafka figürüne onun kendi saflığı ve özelliği içerisinde adil olmak isteyen biri şunu asla gözden ka­çırmamalı: Bu, başarısızlığın saflığı ve güzelliğidir. Bu başarısız­lık durumları türlü türlü ve çoktur.

Biri şunu söylemeli: Olası başarısızlıklardan emin olduğundan her şeyi, sanki bir rüyadaki gibi, yoldayken çalıştı. Kafka’nın kendi başarısızlığına verdi­ği arzulu önem kadar anmaya değer hiçbir şey yoktur.

Bu metin Gershom Scholem’e gönderilmiş 12 Haziran 1938 tarihli mektubun bir bölümüdür. Metnin çevirisinde Harry Zohn’un İngilizce çevirisi temel alınmıştır. “Some Reflections on Kafka”, Illuminations, Schoken Books, 1968, s. 141-145.

Kaynak: Benjamin, Say Yayınları, Hazırlayan: Besim F. Dellaloğlu, S.153-157 Çev. Tuğba Doğan

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: