Archive | Nisan, 2011

The Rime of The Ancient Mariner

28 Nis

-Iron Maiden-

Hear the rime of the ancient mariner

See his eye as he stops one of three

Mesmerises one of the wedding guests

Stay here and listen to the nightmares of the sea.

And the music plays on, as the bride passes by

Caught by his spell and the mariner tells his tale.

Driven south to the land of the snow and ice

To a place where nobody’s been

Through the snow fog flies on the albatross

Hailed in God’s name, hoping good luck it brings.

And the ship sails on, back to the North

Through the fog and ice and the albatross follows on.

The mariner kills Okumaya devam et

Yaralarım Benden Önce de Vardı…

27 Nis

-Ulus Baker-

Metafiziği altetmek, demişti Heidegger, imkânsız! O, basit bir felsefi eğitim yöntemi değildir. Sanki birilerinin fikrini, kanaatini reddediyormuş gibi onu silip atamazsınız. Nietzsche’nin “hakikat sorunu” konusunda vurguladığı gibi, Dünya’nın Batısında yaşayan bir insan türü “metafizik” olmadan değil düşünmek, yaşayamaz bile.

Bilginin “bir şeyleri bilmesi” modern metafizik varlıkbiliminin temelini atan Descartes’ten beri, Batı düşüncesinde neredeyse Varlığın tanımının ta kendisi haline geldi. Tanım ise kesinliktir.

Freud, Heidegger ile paralel okunması gereken bir pasajında çağımızın çağrısını dışa vurmuştu: Bana hakikati değil, kesinliği ver. Nereden geliyor bu garip emniyet tutkusu, güvenli kesinliğe bunca yakarış?

Heidegger aşağıdaki satırları yazarken, bir anlamda onun felsefi damarlarından biri olan Ernst Jünger’in erken dönem eskatolojisinden pek uzakta değildir: “Varlık ilk hakikatinde olurken, istem olarak Varlık kırılmalı, dünya mahvolup gitmeye bırakılmalı, insanlar yalnızca emekleriyle baş başa bırakılmalı. Ancak böyle bir çıkış sonunda Köken’in aniden bir yerlere oturması uzun bir zaman sürecek şekilde mümkün olacak… İşte bu olay daha şimdiden gerçekleşti. Bu olayın sonuçları dünya tarihinin bu yüzyılda başından geçen olaylardan başkası değildir.”

Bahsedilen “sonuçlar”ın Ernst Jünger’in doğumevi, yani Birinci ve İkinci Dünya Savaşları olduğu besbelli. Onu Heidegger’den ayıran tek belirti, iki savaş arasının adamı olmaktan çok, savaşın kendisinin adamı olmasıdır. Birinci savaşın romantik gazisi; Okumaya devam et

Yalın ve önyargısız okuma..

27 Nis

-Virginia Woolf-

Okumuş adam, yüreğine koyduğu belli hakikat zerresini keşfetmek adına oturduğu yerde kitapları araştıran yapayalnız biridir. Eğer okuma tutkusu onu ele geçirirse, kazanımları gittikçe azalır, parmaklarının arasında gözden kaybolur.

Okura gelince, o öğrenme isteğini daha en başından kontrol etmelidir; bilgi ona uyar ve yararsa, ne olursa olsun peşinden giderse, bir kurala bağlı kalarak okursa, uzman ya da söz sahibi olursa, işimize geldiğince insanca utku diye gördüğümüz yalın ve önyargısız okumayı etmeye pekâlâ yatkındır.

Kaynak: Geceleyin Kütüphane, A.Manguel, YKY, S.24

Bakalım

26 Nis

-Rüşdü Paşa-

 “faşizm, kapitalizmin cankurtaranıdır”

aklın yolunun bir olduğu, bir varsayım, birçok yerde kesinlikle geçersiz ve zararlıdır, tek yol, doğal olarak faşizm imâ eder, yanlış hiyerarşi içerir ve değersizdir, silahların kelimelere göre önceliğidir, faşizm kapitalizmin cankurtaranıdır, krizin ardından devreye girer, paylaşım sorununun nihai halli için kullanılır, kullanıldı, 19.yüzyıl kapitlizmin altın çağıdır, yüzyılın sonunda krizler oluşmaya başlar, ardından cihan harbi, 1929 büyük buhranı ve işte faşizm.

sosyal tarih, göz göre göre gerçekleşir, bir fark vardır ki görenler başlarına ne geldiğini o ân anlayamazlar, gerçek kahramanlar proust’un kahramanları gibidir, görüyorlar, ama göremiyorlar, olayın içindedirler, bilemiyorlar. welcome to the world of ideology.

türk, 19.asırda dûnyayı merak etmedi, dûnya o zaman yalnızca avrupa’dır, amerika birleşik devletleri, hazırlık aşamasındadır ve uzak asya, uzaktır, türk, fransızca konuşabiliyordu, yazabiliyordu, balzac’la ilgili değildir,
ilgisizlik uzun 20.yüzyılda devam etti, ikinci cihan harbi sonrasında fransız mekteplerine giden türk, deleuze okumadan geldi, foucault’nun haklı olduğu varsayımı ile, 20.yüzyıl deleuze yüzyılıdır, fransa’da 20.yüzyılda okuyan türk, türkiye’ye deleuze getirmedi, birkaç kelime getirdiler, ortak mefhum olarak değil, bölmek için kullanıldı, iyi karşılaşmalar gerçekleşmedi.

tarihçi var, sağcı, milliyetçi, mukaddesatçı, mükemmel  osmanlı tarihi biliyor, bilmediği bir şey var, o şey, kapitalizmdir, ve kapitalizm nedir bilmeden, avrupa’nın yükselişi ve osmanlı’nın çöküşü açıklanamaz, açıklanamadı.

teorisyen var, solcu, ilerleme düşüncesinden yana, devrimci, kapitalizm nedir, mükemmel bir şekilde bilir, avrupa tarihinin dinamiklerini, iktisadını, sosyal olaylarını avrupalı kadar iyi bilir, birşey bilmez, ahlak nedir bilmez, Okumaya devam et

Kitapları yaktığımız ateş 20 saat sönmedi..

25 Nis


Nazi yanlısı bir muhabir,

1939’da yakılan ünlü Lublin Yeshiva Kütüphanesi’nin yok oluşunu

sevinç içinde bildiriyor…

Polonya’dakilerin en büyüğü diye bilinen Talmud Akademisi’nin imhası bizim için özel bir onurdu. Geniş talmud kütüphanesini binadan çıkarıp kitapları pazaryerine taşıyarak orada tutuşturduk.

Yirmi saat boyunca ateş sönmedi.

Lublin Yahudileri ateşin başına toplanmış, acıyla ağlıyorlardı. Çığlıkları neredeyse bizi susturacaktı.

Biz de askeri birliği çağırdık. Erlerin sevinç nidaları, Yahudilerin sesini bastırdı.

Kaynak: Friedman, The Fate of the Jewsih Book, Roads to Extinction

Tanrı’yı yargı önüne çıkaran adam..

25 Nis

Hasidim efsanelerinden biri, Tanrı’yı yargı önüne çıkaran bir adamı anlatır.

Viyana’da çıkarılan bir kararname, Yahudilerin Polonya Galiçya’sında zaten çetin olan yaşam koşullarını daha da zorlaştırmıştı.

Adam, Tanrı’nın, kullarını kurbana çevirmemesi, onun uğruna özgürce çalışıp didinmelerine izin vermesi gerektiğini savunuyordu.

Hahamlar kurulu, adamın iddiasını incelemeyi kabul ederek, görüşmeler sırasında davacıyla davalının dışarıya çıkmalarını uygun gördü.

“Davacı dışarıda bekleyecek; Siz’den, Kainatın Efendisi’nden çekilmenizi isteyemeyiz, ne de olsa sizin haşmetiniz her yerde ve her zaman hazırdır. Fakat bizi etkilemenize izin vermeyeceğiz.”

Hahamlar sessizce düşünüp taşındılar.

Akşam olunca adamı çağırıp kararı okudular: İddiası haklı görülmüştü. Kararname o saat iptal edildi.

Kaynak: Martin Buber, Die Erzahlungen der Chassidim, 1949

şehir..

23 Nis

-Cenk ÖZKÖMÜR-

“kral olduğuna inanan bir deli, kral olduğuna inanan,

yâni ‘kral’lık göreviyle dolaysızca özdeşleşen

bir kraldan daha deli değildir.”

slavoj žižek

benim için, bomboş, yağmurlu bir şehir burası.

güneş, korna sesi, yoğun nem, alın’dan damlayan ter, köpek havlaması, bağıran iki adam, süpürge, ağlayan bir çocuk, toz, arabalar, çocuğunu hırpalayan anne, güneşi gizleyen bulut, söylenen yalanlar.. gürültü, birden kesiliyor: bıçak gibi. ve sessizlik.. yalnızca, çok uzaktan bir ses geliyor: tabanca sesini andırıyor. mutat aralıklarla işitiliyor ses ve boşlukta yankılanıyor. çok uzaklardan geliyor: burası, kesin. zaman’ın durduğu ânlardan birisi. insan, durduruyor zamanı. zamanı durduracak güç, insan’da. ve sonra: gürültü, âniden kesilmesi gibi, yine âniden başlıyor..

benim, keşfetmek uğruna, ömrümü harcayacağım; üzerine kafa yormanın, benim için, nefes almak kadar sıradan ve bir o kadar da zorunlu olduğu şeyler; onlar için, bir ayrıntı bile değil: onlara göre, bunlar, yok ve olsa bile n’olur?.. yabancıları’yım ya da sadece bir yabancı’yım ben; ve de, giderek yabancılaşıyorum. yanlarında durdukça, daha da çok uzaklaşıyorum onlardan. yazmalıyım ki, var olayım.. öyle yapıyor, yazıyorum.

Okumaya devam et