sıradan bir hafta

6 Tem

 -Cenk ÖZKÖMÜR-

gün bir

kahvecideyim. okuduklarım, beni bir gün’e götürüyor.

gözlerimin içine bakarak, “şimdi her şeyi kavradım” dediği gün. bu cümleyle vedâ etmişti bana. benle ilişkinin bir yanlışlık olduğunu, benim bir yanlış olduğumu söylemişti. bunun bana son darbesi olacağını düşünmüştü herhâlde. söyledi ve rahatladı, gibi.

böyle olmalı.

 

gün iki

kitapçılar, benim için uygun yerler. kafa dağıtma yerleri.

look olarak probleme rastlamadığım kız, kitap seçimi olarak da doğru yerde. ukâlaca yaklaştım. bir kitap uzattım. önce kitabı, sonra beni süzdü. ifadesiz. “çok sıkı romandır” dedim. bana bakmayarak, “biliyorum” dedi, “okudum”. güzel başladık, bu diyalog sürmeli: raf degiştirip, ikinci kitaba geçtim, “peki, bunu okudunuz mu?” dedim, “bence en iyi şiirleri bu kitaptadır.” hâlâ ifadesiz. beni tekrar süzdü, rahatsız olmadım; “bence de” dedi, ifade değişmeye başladı, ton aynı. süper, dedim içimden: ukâlalık kartımı elimden aldı ama doğru yoldayım. bir adım attım, yaklaştım ve “anlat” dedim, “şimdi sen anlatmalısın…”

 

gün üç

kahveciler. hayat kurtaran kahveciler.. onlardan birindeyim yine. kibar bir adam, benle ilgileniyor. kapıdan her girişimde, ismimle hitap ederek, hatrımı soruyor. tuhaf olan şu: ismimi sürekli yanlış söylüyor. “hayır, benim adim c.” falan diye düzeltmiyorum. buna ihtiyaç duymuyorum. pavese’de miydi, ismimizin bizim dışımızda, bizle hiçbir ilgisi olmayan bir şey olduğu.. adam’ı üzmeye hiç gerek yok. adam, namuslu görünüyor. işini yapıyor. kibar. yeterli.

 

gün dört

karşımda garip bir çift oturuyor. kavgalı gibiler. erkeğin haklı olduğundan eminim. ama nedense kıza üzülüyorum.

kızı değilse bile, bu ağlamaklı ifadeyi tanıyorum.

proust’ta şu var: uzuvların gayriiradî hafızası.

bunun üzerine susarım ben. susmalı.

 

gün beş

kendimi disipline etmekte, bir şeylere konsantre olmakta çok büyük zorluk çekiyorum. bunun farkındayım. şibumi’de olduğu gibi, beni geçecekler, benden daha zeki ve yetenekliler olmayacak, bundan eminim. ama, şu var: beni geçmek ne demek? bir yarış içerisinde olmak, hiçbir zaman istemedim ki ben. ancak kendimle yarışabilir, bir hesaplaşma içine girebilirim.

her şey özneldir. olur, olacak. herkes, kendine özgü koşullar içerisinde bir şeyler geliştirmek zorunda. eğer bu sistemi, tüm olan biteni, onlar gibi, onlarla beraber ya da onlara karşı saf tutarak kabul ediyorsam, bu ancak ve belki bir şey ifade edebilir. şu an benim için etmiyor.

iktidar kavgalarından oldum olası haz etmedim. kaçmaya devam ederim. daha evvel yazdım: huzur için kaçışsa, kaçmanın nesi yanlış olabilir.. “at least he never walked” yazılmasını istiyordu murakami, mezar taşına. benimkine de “kaçtı” yazılabilir. neden olmasın?

 

gün altı

karşımda uzakdoğulu bir kız var. yanına gidiyorum, “aslında,” diyorum, “uzak değil, yakındoğusunuz bize”; tabii ki anlamıyor. ortak lisanımız saçmasapan bir şekilde inşa ediliyor. zayıf. fakir. kızda işve, cilve var. bu kadar.

iletişim, gerçekten başka bir şey.

 

gün yedi

her şeyi kavramış..

cümle’yi kurdu. ben onun gidişini bir kenara bıraktım, her şeyi kavradığını iddia edebilen birini düşündüm. yok olmaya ne kadar yakın. yok etmeye. intihar’a.

kavradıklarının hepsini değil de, bir kısmını anlatsaydı bari, dedim. içimden güldüm. bir de bana deli diyorlar..

kafka’da, kadınların suçsuzca acı çekmesi diye bir şey vardı. kafka, her şeyi demek istiyor olabilir, hiçbir şey demiyor da olabilir.

ah kafka, o kadar kapalısın ki, istediğimiz gibi açabiliyoruz seni.

cenkozkomur@gmail.com

http://twitter.com/cenkozkomur

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: