yumruk

1 Ağu

-Emre DEMİR-

babanzâde ahmet naim bey’in hayatını okuyorken, geldi, tam karşıma oturdu, kilitlendim, bu kızın buradan gitmesi gerekiyor, böyle bir kızın belki hiç olmaması gerekiyor, benim böyle bir kızın varlığından haberdar olmamam gerekiyor, ben bu kıza rağmen hareket edebilecek güçte değilim, ne kızdan uzağa, ne de kıza doğru bir hareket gerçekleştiremem, kendime güvenimi kaybedeli yıllar oldu, atak biri değilim, 27 yıldır tek bir yumruk atmadım, yumruğumu sıkmadım, çocukken yumruk sıkılması gereken durumlarda kalemimin ucunu açardım, kalem traş ile, evin duvarlarına yazarak başladım, yazmak, bir anlamda geri çekilmekti, ama nihai vuruşu ben yapacaktım, çok sonra rüşdü paşa’dan öğrendim ki yalnızca kelimeler binlerce yıl vurmaya devam ediyor, yazarak geri çekildim, deha’nın başlangıcında hep bir çekingenlik var, Cemil Meriç insanlardan kaçıp kitaplara sığındığını söyledi, çekilmedir, Borges çocukken babasıyla ulusal kütüphane’ye giderdi, borges kütüphanede kitap istemekten çekinirdi, kitap istemekten çekindiği için açık raflardaki Britannica ciltlerinden birini çekip karşısına hangi madde çıkarsa okurdu, Borges ve Meriç, ikisi de ansiklopedicidir, benim de sığınabileceğim bir kütüphane vardı, babamın kütüphanesi, taş medrese kitapları, mustafa necati sepetçioğlu’nun kapı’sı, kilit’i, çatı’sı, hayati vasfi taşyürek’in şiirleri, arif nihat asya’nın duaları, ziya gökalp’in esasları, atsız’ın bozkurtları, yahya kemal’in istanbul’u, bâkiler’in sivas’ı, tanpınar’ın bursa’sı, falih rıfkı’nın çankaya’sı, necip fazıl’ın sakarya’sı, bunlarla büyüdük, bunların çoğu yumruk atmayı öğütleyen kitaplardı, tunç yürekli türklerdik, dört nala gelip uzak asya’dan, karadeniz’in eteklerine bir kısrak başı gibi uzanmıştık, bize kefen biçenin ölümü korkunç olurdu, ama sıkmadım yumruğumu, kimseye yumruk atmadım, şöyle esaslı bir kavgaya girmedim, kavgaya götürecek üsluptan kaçındım, kavgada söylenecek laflar etmedim, yazmada buldum kendimi, yumruk sıkamadıysak kalem sıktık, sıkı tuttuk kalemi, kalemimizi bildik çok şükür, şimdi tam benim kalemim bir kız karşımda oturuyor ve ben bu kıza yazmaktan başka ne yapabilirim, bir kart bırakabilirim kız’ın masasına, üzerinde baudelaire’den bir dize: “siz, karşılaşılabilecek kadın duyarsızlığının en güzel örneğisiniz!” bırakıp gitmeliyim, neticesini beklemeden, ümit etmeden, hayal kırıklığına uğramamak için ümit etmeyeceksin, şimdi, ne yapmalıyım, bilmiyorum, hareket edemiyorum, sağlıklı düşünemiyorum, spinoza bizi kandırdı, sağlıklı karşılaşmalar esnasında sağlıklı düşünmek mümkün değil, kız toparlanıyor, bu dünyaya gelmiş en güzel şey bir saat karşımda oturdu, kız’ın bendeki çağrışımları beni babamın kütüphanesine götürdü, kızın dikkatini çekecek en ufak bir varlık gösteremedim, bu yönde bir çabam da olmadı, sıkıştım, tutan bir şey var, tutukluk yapıyorum, kafka’nın metamorfozunu yeniden yazmalıyım, konusu şu: bir sabah uyandığında kendini kendin olarak bulmak, metamorfoz’u yazan Kafka uyarıyor: kendinden dışarı çıkarak, bir şey ele geçiremezsin, kadınlarla yapamadık, kadın meselesinde çok fena çuvalladık.

Reklamlar

Bir Yanıt to “yumruk”

  1. Teşne 12/08/2011 1:48 pm #

    Nihal Atsız, Ziya Gökalp ve onların “bir kadın hoşlantısı”yla aynı metinde olmaları. Hayat ne garip, vapurlar filan.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: