Arşiv | Eylül, 2011

Bireysel özgürlük – Kolektif iktidarsızlık

27 Eyl

-Zygmunt Bauman-

Şeylerin niye böyle olduklarını kavramak bizi eyleme geçmeye itebileceği gibi havlu atmaya da itebilir. İçinde bulunduğumuz durumu biçimleyen karmaşık ve kolayca görünmeyen toplumsal mekanizmaların nasıl işlediğini bilmenin hem iyi hem de kötü bir şey olabileceği artık herkesin malumu.

Bu, bilgiyi, birbirinden tamamen ayrı, Pierre Bourdieu’nün yerinde yerinde bir adlandırmayla “kinik” ve “klinik” adını verdiği iki yoldan kullanabiliriz.

Bilgi “kinik” bir biçimde kullanılabilir: Dünyanın adil mi adaletsiz mi, sevilesi mi değil mi, burada mı orada mı olduğu fark etmez; nasılsa öyle olduğuna göre, ben en iyisi onun kurallarını en işime gelecek şekilde kullanmamı sağlayacak bir strateji düşüneyim.

Toplumun nasıl işlediğine dair aynı bilgi “klinik” bir biçimde kullanıldığında ise,uygunsuz ve zararlı olduğunu ya da ahlaki hislerimizi zedelediğini düşündüğümüz şeyle daha etkili bir biçimde savaşmamızda bize yardımcı olur.

Bilgi, kendi başına, bu iki kullanım biçiminden hangisine başvuracağımızı belirlemez. Bu, son kertede bizim kendi seçimimizdir. Ama bu bilgi olmadan, ortada yapılacak bir seçimde olmazdı. Özgür insanlar, bilgi sayesinde, en azından özgürlüklerini uygulamaya koyma şansına sahip olurlar.

Ama ortada bilinmesi gereken ne var ki? Bu kitap işte bu soruyla hesaplaşmaya çalışıyor. Bulduğu cevap kabaca şöyle: Özel ve kamusal hayat arasındaki köprüler atıldığı ya da hiç inşa edilmemiş olduğu sürece; ya da başka bir şekilde söylersek, kişisel kaygılara kamusal meselelere tercüme etmenin, beri yandan da, özel dertlerde kamusal meseleleri görüp saptamanın kolay ve bariz bir yolu olmadığı sürece, bireysel özgürlüğün artmasıyla kolektif iktidarsızlığın artması çakışabilir.

Kaynak: Siyaset Arayışı, Metis, 1.Basım, Kasım 2000, S.10

Reklamlar

Maybe one day

23 Eyl

-Emre DEMİR-

müzik dinlerken playlist oluşturmuyorum, tek şarkı dinliyorum. onlarca kez aynı şarkı. Takılıp kalıyorum. Buna karşın, tek kitaba dayalı okuma yapamıyorum. Evde, yolda, işte okuduğum kitaplar ayrı. Okurken, yetişme telaşı var. Neye ve nereye ve hangi amaçla olduğu belli olmayan bir telaş. Aşık veysel’i çağrıştırıyor: yetişmek için menzile, gidiyorum gündüz gece. Yazmak, ölümle bir yarış adeta. bu cümlenin altını çizdiğimi hatırlıyorum cemil meriç kitaplarının birinde. Birinden alıntı. Eskisi gibi hatırlama takıntım yok. Belki de benim sözümdür. Ne önemi var.

Karalamalarımın içinde, sadece benim için bir anlam ifade eden cümleler kurmayı seviyorum. Kutsal metinlerdeki gibi. Anlam, herkese açık değil. Bir kısmı insana, bir kısmı peygambere sunulmuş. Büyük kısmı tanrı’da. Yani yazarda. Yazı, sığınılacak bir yer. Yazı içinde daha da özel alanlar keşfetmeli. Yazanın içine çekildiği, arkasında iz bırakmadan gözden kaybolduğu alanlar. Her karalamada köprüler var. Yazar, bazı köprülerini, kendisi karşıya geçtikten sonra yakabilmeli. Okuyan için, bağlantısızlık, irtibatsızlık olarak görülebilir bu. Yazar için, yazı içinde kuytu bir köşe. Yazarın, yazı içinde, kendiyle baş başa kaldığı bir mağara. Her metinde, yazar ile okur arasında bir kovalamaca var. Okur, bir seri katil gibi yazarı kovalıyor. Yazar, kaçmaya çalışıyor. İyi yazar, iyi kaçar. Metinde izine rastlayamadığın yazar, büyük yazardır. Balzac’ı gebertemezsin mesela. Balzac’ı okursun sadece. Benim gücümün Okumaya devam et

if there is something – roxy music

20 Eyl

If there are many meaning the same be specific just a game..

goethe baba şehit çocuk

16 Eyl

-Rüşdü Paşa-

                                   ‘tedarikler ülkesidir çocukluk.’

                                   ismet özel

 

                                    ‘ben babamın yuvarladığı çığın altında kaldım.’

                                   nilgün marmara

çocuğu gözlemlemek, insanlık tarihine bir bakıştır.

bir çocuk haklı haklı ağlıyor. insanlık bir ideal olarak var.

bütün bunlar son tahlilde sahtedir, devlet değil işletme, kaldırımlar ana gösterendir, kırmızı ışık ve demokrasi, liberal burjuva öznedir, yönlendirilen dünya, saldırıya uğramış ego intihar eder, psikolojiden arındırılmış toplumsal olaylar, beni onayla, resmi mühür ve imza, yanlış anlamlandırma zincirinin sadece bir halkası, kitaplar ve kadınlar iki ka, anne ve am iki a, bilinçaltına gönderilen mektuplar, yahudi komplosu, kadında yer kavramı yoktur, hayaletler ve milliyetçilik ideolojisi üzerine, tarihçi doktor olamaz, iç mesafe, düşünmek tiyatrodur, insanlık görmüyorsan ateş et, rüya kadın rüya tam, ibarat-işarat-letaif-hakaik, kadının merkezinde bir başkası vardır, kadınların iktidar kipleri, iktidar kendisini aşağıdan kurar tekrar et, hayat bir baba arayışıdır, baba ve devlet baba, önce babam öldü, anlık yaşadıklarını ne yap yap ama genelleştirme, kaçınılmazlık, matematiksel istatistiğe giriş, kapitalizm, anlamlandırma ile belirlenimcilik arasındaki antagonizma, siyasal doktrinler tarihi, kapağı sistematik dışına atmak, iletişim dışımızda gerçekleşen birşey oluyor, gece yarısı telefonları, ilaç, kendisi bir eksik, vur, arzunun iletişim dışına itilmesi, toplum tarafından onaylanmayan bilme istenci, radikal belirsizlik, yüksel, gerçek simge ile işler, sümer, roma, factum brutum.

çocuk foucault, gergin.

foucault: “yürüyordum. bir araç çarptı. ilk iki saniye içinde ölmekte olduğumu hissettim. gerçekten Okumaya devam et

derûn..

14 Eyl


-Cenk ÖZKÖMÜR-

“gençken, bir kadının acısını duyarız;

olgunlaşınca, bütün kadınların..”

cesare pavese

hiçbir şey, başlı başına iyi olamayacağı gibi, başlı başına kötü de değil. schopenhauer, benzer bir lâf ediyordu. sadece bir nokta yok elbette. pavese, beni bir câmi avlusunda çarpmıştı. önemli bir karar verme arifesindeyken.

hep böyle olmaz mı zaten: onu görünce kafanı kaldırmazsın. o, senin baktığın yere gelir. birden. baktığın boşluk, onun gelmesiyle dolar.

*

aşk, iki açıdan da zamansızdır: uygunsuz bir zamanda gelir ve zaman mefhumunu yok eder.

*

mini bir etek. gözlük çerçevesi ile etek, aynı renkte. rujla tamamlanan, dikkat çekici bir ahenk ve zarafet var.

ayrıntı’yı görebilen bir burçtan olduğu âşikâr.

*

her erkek, bir isabelle ister; ama odile’e gider. net. odile ikizler, isabelle boğa olmalı. kadın, ne yapar: fikrim yok. gerçekten hiçbir fikrim yok.

*

aşk, bir ayrı olma durumu.

bir ayrı’lık kuruyoruz âşık olarak.

bir öteki yaratarak, aşk’a gidiyor, öteki ile bir bütünlük kuruyoruz. kendi içinde bir bütünlük. bir’e ulaşma.

bir bütün binâ etmek için, önce ayrı’yı göreceğiz, ayrı’yı tadacağız. ayrılık’ı da.

*

rüyâ’dayım. onun peşinden gidiyorum. kapı, birden yüzüme kapanıyor. takip ederken mütereddidim. kapı, tereddüt ettiğim ân’da kapanıyor. o ân, Okumaya devam et

Bağırarak konuşmak, sanat eksikliğidir..

8 Eyl

-Proust-

M. de Charlus. hem sinirli yapısından ötürü, hem de -hiçbir sanat dalına yönelmemiş olduğundan- bir şekilde dışarı atması gereken izlenimlerine çıkış yolu aradığı için, çok yüksek sesle, bağırarak konuşma alışkanlığını edinmişti; tıpkı bombalarını boş araziye de olsa atan bir pilot gibi, izlenimlerini bazen sözlerinin kimseye ulaşmadığı bir boşluğa, ama daha çok yüksek sosyetede rastgele savuruyor ve sosyete mensupları, sözlerini snobizm gereği, gözü kapalı, hattâ baronun baskısından ötürü zorla, korkudan dinliyorlardı. Bulvarda yürürken bağıra çağıra konuşması, kendilerine ne yol verme ne de sesini alçaltma nezaketini gösterdiği gelip geçen insanları ne kadar küçümsediğini de gösteriyordu.

Yakalanan Zaman

America

5 Eyl

-Allen Ginsberg-

America I’ve given you all and now I’m nothing.
America two dollars and twentyseven cents January 17, 1956.
I can’t stand my own mind.
America when will we end the human war?
Go fuck yorself with your atom bomb.
I don’t feel good don’t bother me.
I won’t write my poem till I’m in my right mind.
America when will you be angelic?
When will you take off your clothes?
When will you be worthy of your million Trotskyites?
America why are yor libraries full of tears?
America when will you send your eggs to India?
I’m sick of your insane demands.
When can I go into the supermarket and buy what I need with my good looks?
America after all it is you and I who are perfect not the next world.
Your machinery is too much for me.
You made me want to be a saint.
There must be some other way to settle this argument.
Burroughs is in Tangiers I don’t think he’ll come back it’s sinister.
Are you being sinister or is this some form of practical joke?
I’m trying to come to the point.
I refuse to give up my obsession.
America stop pushing I know what I’m doing.
America the plum blossoms are falling.
I haven’t read the newpapers for months, everyday somebody goes on trial for
murder.
America I feel Okumaya devam et