Dar sokak vurgunları

1 Eyl

-Emre DEMİR-

“bu kadın, daha önce hiçbir erkeğin yüzüne bakmamıştı”

proust

Dün gece bir kez daha kaçtım. Belki de oydu. Tam da oydu. Kaçmamalıydım. Duramadım. Bakışlarına hazır değilim. Bakması, uydurduğum yalana zarar veriyor. Bir bakışla, beni gerçeğe çekiyor. Gerçeğe, gözlerimi kırpmadan bakabilecek durumda değilim.

“görülme korkusu, korkuyormuş gibi görünmeme arzusu, kendinden memnuniyetsizliğin ve sıkıntının yol açtığı hummalı telâş.” proust

Bütün problemlerin temeli diye birşey yok. Temel diye birşey yok. Temelde olan hiçbir şey yok. Proust yazdı ki, gerçek ve belirleyici eğilimi tanımlamak zordur. Temelde bir eğilim yoktur. İnsan anlık yaşar. İnsanın eğilimleri de anlıktır. Hastayız. Teşhis edilemeyen bir hastalık. Psikolojik yasalar yok. Hastalık, dipte değil ve zaman zaman ortaya çıkmıyor. Hastalık, hayata bakış tarzımız. Deleuze’da var.

oğlak burcu olma ihtimali çoraplarından belli olan bu kadından uzaklaşıp, dar bir sokağa attım kendimi. Bu kentin dar sokakları var. Bir cigara yaktım. Umay umay dinlemek istedim, dar sokak vurgunlarından söz ettiği bir şarkı vardı. Üzerimde ana dilime ait şarkı, metin ve saire yok. Umay umay lisede kaldı. Dinleyemedim. Kendim söyledim. Birine telefon açmak istedim. Ezberimdeki telefon numaralarını düşündüm. 0286 212 85 89. Ece Ayhan’ın sabit hattı. Aradım, ulaşamadım. Kimse geçmedi sokaktan. Bazen dünyada benden başka kimse yokmuş gibi geliyor. Mutsuzlukla ilgili olmalı. Mutsuz kişi, yalnızlaşmakla kalmıyor, kendinden ibaret bir hâle geliyor. Dar sokakların dik duvarları üzerime geliyor. The talisman ile karşı koyuyorum. Duvarlar çekiliyor. Büyüyorum. Scream for yourself! Kendin olmak için, kendinde kalmak için, kaçmamak için çığlık atacaksın. “Sometimes, a scream is better than a thesis.” Tam yeri: hutong’lar. Kafkaesk sokaklar. Oğlak burcu kadını. Nicko mcbrain. Cigara. Artık dönmeliyim.

“kadının kimse tarafından görülmediğini zannettiği an, taranırken, yüzünü silerken, ayaklarını ısıtırkenki hareketleri çok ilginçtir, tam anlamıyla Leonardovari bir zarafet içerir!” proust

Bıraktığım yerde değil. Kadından son bir görüntü almak için hazırdım, hazırlanmıştım. Sokağın sonunda belli belirsiz seçebiliyorum. Kimsenin kendisini görmüyor oluşunun verdiği rahatlıkla karanlığın içine doğru yürüyor. Neler düşünüyorum. Hayatımın geri kalan kısmında, çekik gözlü olmayan bir kadını sevebileceğimi sanmıyorum. Kieslowski, kırmızı’da, teğet geçenlerin hikayesini anlattı. Video’nun film olması için, rastlantı’nın sonuç vermesi gerekiyor. Gerekmiyormuş.

Yanından geçip giden kadın, tek bir kez bakan kadın, hiç bakmayan kadın, senden bir durak sonra metrodan inen kadın, senin girdiğin bardan çıkan kadın, sen sola dönerken sağa dönen kadın, senin geçip gittiğini sandığın ve bir daha nerede göreceğini bilemediğin ve bir daha görmeyi de hiç ummadığın kadın. Kadının geçip gitmesi, senin bulunduğun noktaya göre bir anlam ifade ediyor. Kadın biraz sonra da bir başkası için geçip gidecek. Kadın var. Kadının var olduğunu gördün. O an gördüğün görüntü/kadın, kamera kadrajının dışında kaldı diye, hikayenin bittiğini sanma. Film sadece çekilmez, takip edilir. Film olmayı bekleyen görüntüler vardır; meraklı bir yönetmenin hastalıklı zihninde yapacağı akıl almaz kurgular sonucu bir araya getirilmeyi bekleyen işlenmemiş görüntüler. Ne iş yaptığımı soranlara, görüntü işçisiyim diyorum. Yazarken de, fotoğraf ve video çekerken de yaptığım iş aynı: günlük hayatın görüntülerini yakalamak. İşlenmemiş görüntüler.

Son: kendimizi, bir oğlak burcu kadınına emanet etmeliyiz. Teslim etmek değil, emanet etmek.

İnsan mutsuzken hep dikkati kendine dönüktür. Gitgide kendini çok ciddiye almaya başlar. Mutsuzu neşelendirmeye çalıştığında, istemez, karşı çıkar. Çünkü neşelendiğinde, dikkati kendinden uzaklaşacak ve evrenle kucaklaşacaktır. Mutsuzluk, kendine düşkünlüğün varacağı son noktadır.” parfümün dansı, tim robbins

2 Yanıt to “Dar sokak vurgunları”

  1. DenizZ Meltem 02/09/2011 2:47 pm #

    Güzel bir paranoid.
    Ömrümde yeterinden fazla dışadönük yazar hiç görmedim. Yalnızlıkla veya mutsuzlukla da anlaşma yapılıyor, sınırlar olmadan yaşanmıyor. Eğer yazarlık mesleğini sindirmiş gerçek bir yazarla karşı karşıya isek, hastalıklar dehaya ulaşıyor. Bir yazar ne kadar hastaysa o kadar eşi benzeri olmaksızın yazıyor…

    Tebrik ediyorum; Emre Demir.

  2. özlem 28/09/2011 7:51 am #

    düşmedim daha…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: