Eichmann: “Bu iddianame bakımından suçsuzum”

4 Eyl

-Hannah Arendt-

Karl Adolf Eichmann ile Maria’nın (kızlık soyadı Schefferling) oğlu olan Otto Adolf, 11 Mayıs 1960’ta Buenos Aires’in kenar ma­hallelerinden birinde yakalandı ve dokuz gün sonra İsrail’e getiril­di.

11 Nisan 1961’de Kudüs Bölge Mahkemesi’ne çıkarıldı ve on beş ayrı iddiayla suçlandı: “Başkalarıyla birlikte”, Nazi rejiminin ba­şından sonuna kadar ve özellikle de II. Dünya Savaşı sırasında Ya­hudi halkına karşı suçlar, insanlığa karşı suçlar işlemişti. 1950 tarihli “Nazi ve Nazi İşbirlikçileri (Ceza) Yasası”na göre, “bu suçlardan herhangi birini işleyen kişi… ölüm cezasına çarptırılır”dı. Bu yasaya göre yargılanan Eichmann her suçlamayı şöyle reddediyordu: “Bu iddianame bakımından suçsuzum.”

Ne bakımdan suçlu olduğunu düşünüyordu o zaman? Sanığın uzun -kendisine göre “gelmiş geçmiş en uzun”- çapraz sorgusu sı­rasında, ne savunma ne iddia makamı ne de üç hâkimden biri Eichmann’a bu bariz soruyu sorma zahmetine girdi. Eichmann’ın tuttu­ğu ve ücretini de İsrail hükümetinin ödediği (çünkü bütün savunma avukatlarının ücretlerinin savaştan galip çıkan ülkelerin mahkemeleri tarafından ödendiği Nürnberg Duruşmaları bu konuda emsal teşkil ediyordu) Köln’lü avukat Robert Servatius bir röportajda bu soruyu cevapladı:

“Eichmann Tanrı’ya karşı suçluluk duyuyor, hukuka karşı değil.” Ama bu cevabı sanığın ağzından duyan olmadı. Görünüşe göre savunma Eichmann’ın, itham edildiği suçları, döne­min Nazi hukuk sistemine göre yanlış bir şey yapmamış olmasına; itham edildiği şeylerin suçtan ziyade, üzerinde başka hiçbir devletin yetkiye sahip olmadığı (par in parem imperium non habet) “hükümet tasarrufları” olmasına; itaat etmekle yükümlü tutulduğunuz ve Servatius’un ifadesiyle “başarırsanız madalya ve nişanlara boğulacağınız, başaramazsanız darağacım boylayacağınız” eylemler ger­çekleştirmiş olmasına dayanarak reddetmesini tercih etmişti. (Nitekim Goebbels 1943’te, “Ya gelmiş geçmiş en büyük devlet adamla­rı ya da en büyük suçlular olarak tarihe geçeceğiz” demişti.) Servatius İsrail dışına çıktığı zaman (Bavyera’daki Katolik Akademisi’nde düzenlenen, Rheinischer Merkür gazetesinin deyişiyle “hassas bir meseleyle”, yani “tarihi ve siyasi suçları cezai takibat yoluyla ele almanın olabilirliği ve kısıtlarıyla” ilgili bir toplantıda) bir adım daha ileri gidip “Eichmann duruşmasının meşruluğuna gölge düşü­ren tek cezai sorunun ancak sanığı yakalayan İsraillileri yargıla­makla çözülebileceğini, ama bunun şimdiye kadar yapılmadığını” dile getirdi.

Bu arada, Servatius’un beyanını İsrail’de sık sık tekrar­lanan ve herkese duyurulan sözleriyle bağdaştırmak biraz zordur; çünkü duruşmanın işleyişini, olumlu bir anlamda Nurnberg Duruşmaları’yla karşılaştırarak “büyük bir manevi başarı” olarak nitelendirmiştir.

Eichmann’ın yaklaşımı ise daha farklıydı. Her şeyden önce, ci­nayet suçlaması asılsızdı: “Yahudilerin öldürülmesiyle hiçbir ilgim yok. Hayatım boyunca ne bir Yahudiyi ne de Yahudi olmayan birini öldürdüm – hayatım boyunca kimseyi öldürmedim. Bir Yahudiyi veya Yahudi olmayan birini öldürme emri vermedim, kesinlikle böy­le bir şey yapmadım.”

Veya daha sonra açıklamasını biraz daha da­raltarak söylediği gibi, “Bir kere bile yapmak zorunda kalmadım” -buna karşılık böyle bir emir alsa, zorunda kalsa, şüphesiz kendi ba­basını bile öldürecekti. Bu nedenle sadece -Kudüs’teyken “İnsanlık tarihinin en büyük suçlarından biri” ilan ettiği- Yahudi katliamında “yardım ve yataklıkla” suçlanabileceğini tekrar tekrar söyledi (1955’te Arjantin’de, kendisi gibi kanundan kaçan eski bir SS olan Hollan­dalı gazeteci Sassen’e verdiği ve bir kısmı Hollanda’da çıkan Life’ta ve Almanya’nın Der Stern’inde yayımlanan röportajda, kısacası şu meşhur Sassen dokümanlarında bunlar zaten vardı).

Savunma, Eich­mann’ın teorisine pek aldırış etmedi; ama iddia makamı, Eichmann’ ın en azından bir kere, kendi elleriyle bir insanı (Macaristan’daki Yahudi bir delikanlıyı) öldürdüğünü kanıtlamaya yönelik başarısız bir girişim için epey zaman harcadı. Savcının üstünde daha fazla zaman harcadığı ve daha başarılı bir biçimde ele aldığı, başka bir şey de Franz Rademacher’in aldığı bir nottu.

Almanya Dışişleri Bakan­lığındaki Yahudi uzmanı Rademacher’in Eichmann’la telefonda ko­nuşurken Yugoslavya ile ilgili dokümanlardan birinin üzerine kara­ladığı bu notta şöyle bir cümle vardı: “Eichmann vurun diyor.” Ni­hayetinde Eichmann’ın, cüzi de olsa bir kanıtı bulunan, tek “ölüm emri” buydu – tabii bu bir ölüm emriyse.

Bu kanıt, duruşma sırasında o kadar üstünde durulmasa da, çok tartışmalıydı. Hâkimler Eichmann’ın toptan inkârını reddedip sav­cının beyanını kabul ettiler – Eichmann’ın inkârı hiç etkili olmadı çünkü, Servatius’un tabiriyle, “pek de önemli olmayan küçük bir olayı [topu topu sekiz bin insan]” unutuvermişti.

Söz konusu olay 1941 sonbaharında, Almanya’nın Yugoslavya’nın Sırp kesimini iş­galinden altı ay sonra gerçekleşmişti. İşgalin ilk zamanlarından be­ri, Ordu’nun başı partizan savaşlarıyla beladaydı ve askeri makam­lar da öldürülen her Alman askerine karşılık yüz Yahudi veya Çin­gene rehine öldürerek bir taşla iki kuş vurmaya karar vermişti. Ya­hudiler de Çingeneler de partizan değildi elbette; ama askeri hükü­metin ilgili sivil yetkilisi, Devlet Danışmanı Harald Turner, “kamp­larda tuttuğumuz Yahudiler de Sırp uyruklu [nasılsa], ayrıca orta­dan kaldırılmaları gerekiyor” diyordu (aktaran Raul Hilberg, The Destruction of the European Jews, 1961).

Bu kamplar bölgenin as­keri valisi General Franz Böhme tarafından kurulmuştu ve sadece erkekleri barındırıyordu. Binlerce Yahudiyi ve Çingeneyi öldürme­ye başlamadan önce, ne General Böhme ne de Devlet Danışmanı Turner Eichmann’ın onayını bekledi. Asıl sorun Böhme’nin, ilgili polis ve SS makamlarına danışmadan kendi sorumluluğundaki bü­tün Yahudileri sürmeye karar vermesiyle başladı; Böhme muhteme­len, Sırbistan’ı judenrein hale getirmek için başkalarının komutası altında faaliyet gösteren özel birliklere gerek olmadığını göstermek istiyordu. Mesele tehcirle ilgili olduğundan Eichmann durumdan haberdar edildi, ama böyle bir hamlenin diğer planları olumsuz et­kileyeceğini düşünerek buna onay vermedi. Zaten General Böhme’ye “diğer ülkelerde [yani Rusya’da] çok daha fazla sayıda Yahudinin icabına bakarken, başka komutanların bu bahsi açmaya bile ge­rek görmediklerini” hatırlatan Eichmann değil, Dışişleri Bakanlığı’ndan Martin Luther’di. Her halükârda, Eichmann gerçekten “vur­mayı önerdiyse”, askerlere sadece bunca zamandır zaten yaptıkları işe devam etmelerini ve rehine meselesini tümüyle onların inisiyatifine bıraktığını söylemiş oluyordu. Sadece erkekler söz konusu olduğuna göre, bu meselenin orduyu ilgilendirdiği belliydi. Sırbistan’da, Nihai Çözüm’ü yaklaşık altı ay sonra uygulamaya başladılar; kadınları ve çocukları gaz kamyonlarına doldurup öldürdüler.

Kaynak:

Hannah Arendt

Kötülüğün Sıradanlığı

Metin Yayınları

S.31-34

1.Basım, 2009

Bir Yanıt to “Eichmann: “Bu iddianame bakımından suçsuzum””

  1. Adana evden eve 08/09/2011 5:10 pm #

    Çok güzel bi paylaşım olmuş teşekürler..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: