Kanadığında kendini bir yara gibi hisseden kadın..

12 Eki


-Theodor Adorno-

Dişil kişilik ve model aldığı kadınlık ideali, erkek toplumunun ürünleridir. Çarpıtılmamış doğa imgesi, ancak çarpıtılmış bir halde, kendi karşıtı olarak ortaya çıkabilir. Eril toplum, insani olduğunu iddia ettiği noktada, kadınları kendi düzelticisine dönüştürmekte ve kendini böyle sınırlarken aslında efendinin yine kendisi olduğunu açığa vurmaktadır. Dişil kişilik, tahakkümün bir negatif kopyasıdır. Ama bu yüzden de aynı ölçüde kötüdür.

Burjuva yanılsamasının çerçevesi içinde “doğa” olarak adlandırılan her şey, toplumsal sakatlanışın izidir sadece: Bir yara dokusu. Kadınların kendi fıziksel doğalarını bir hadımlık hali gibi yaşadıklarını öne süren psikanalitik teori doğruysa eğer, maruz kaldıkları nevroz da onlara hakikatin hiç değilse bir ucunu gösteriyor demektir. Kanadığında kendini bir yara gibi hisseden kadın, kocasının işine öyle geldiği için kendini bir çiçek olarak gören kadından daha çok şey biliyordur kendi hakkında. Yalan olan, doğanın, varlığına izin verildiği ve uyarlandığı yerde yaşamaya devam ettiği iddiası değildir sadece; uygarlıkta doğa sayılan her şey, sırf kendi tözü gereği, doğadan en uzak şeydir: Uygarlığın kendine nesne olarak seçtiği şey.

İçgüdüyü temel alan dişilik, tastamam her kadının şiddetle -erkek şiddetiyle- kendini olmaya zorladığı şeydir her zaman: Bir kadın-adam. Zekanın zedelemediği o korunaklı bilinçdışının gerçek durumunu anlamak için, böyle dişi kadınların kadınlıklarını nasıl da parmak uçlarında taşıdıklarını -nasıl, göz süzerek ve kaprisli bir karşı konulmazlıkla, tam da gerektiği yerde kullandıklarını kıskanç bir erkek olarak bir kez bile görmek yeterlidir. Tam da egonun, sansürün, zekanın ürünüdür bu zedelenmemiş doğa; rasyonel düzenin gerçeklik ilkesine o kadar dirençsizce teslim olmasının nedeni de budur.

İstisnasız bütün dişil kişilikler konformisttir. Nietzsche’nin her şeyi inceden inceye tarayan eleştirisinin bu noktadan öteye geçememesi, her zaman o kadar derin bir kuşkuyla karşıladığı Hıristiyanlığın dişil doğa imgesini hiç eleştirmeden devralması, sonunda düşüncesini de burjuva toplumunun emrine sokmuştur. Kadınlardan söz ederken “Dişi” demek gafletine düşmüştü o da. “Kamçıyı hiç elden bırakmayın” öğüdü bunun doğal uzantısıdır: Dişiliğin kendisi de kamçının ürünü değil midir, bir kamçı efekti değil midir? Doğanın kurtuluşu, onun kendi kendini imal etmesine son vermekten geçer.

Dişil karakterin yüceltilmesiyse onu taşıyan herkesin alçaltılması demektir.

Kaynak: Minima Moralia, Metis, S.100

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: