Arşiv | Aralık, 2011

acı, ıstırabı yüzeye taşır..

28 Ara

Yaşanan zorluklardan dil aracılığıyla kurtulmanın olanaksızlığı, gerilimin beden aracılığıyla yok edilmesi gerekliliğini doğurmuştur.

Fiziki acı, ıstıraba karşı sembolik bir direnç, bir anlamda kanamayı durdurma ve denetlenebilecek bir zaman ve mekâna aktarmaktır. Hayata tutunmak, tutunacak bir dal bulmak için, son bir girişim. Homeopatik bir acıdır bu, çünkü dile getirilemeyen ve ezen bir ıstırabın habercisidir.

Bedendeki iz, ıstırabı bedenin yüzeyine taşır ve orada görülebilir ve denetlenebilir hale gelir ıstırap. Uçurum gibi gözüken bir içsellikten çıkarılır.

Kaynak: Ten ve İz, David Le Breton, Sel Yayıncılık, S.33

Reklamlar

yalan

28 Ara

şdü paşa-

‘kendinden nefret eden alçakgönüllü değildir’

cioran

bir: hayata olan inancın kaybedilmesi. iki: herkesin kaçıp gitmesi, gitmeye karar vermesi, gitmek için eylem yapması. üç: yalnızca sorunların gerçek olması ve onların geçiciler tarafından yok sayılması.

bir, iki ve üç’den yukarıda. yukarıda olan, başlatıcı işlevi ile orada.

yalan, kısa vadede çözüm olarak işletilen, yokedici teknoloji. söyleyenin intiharı, gerçeklikle Okumaya devam et

Gerekirse ölerek..

27 Ara

Ölüme olabildiğince yakın durmak. Zayıf düşmeden, tükenmeden. Hatta gerekirse zayıf düşerek, tükenerek… ve hatta gerekirse ölerek.”

Bataille, Le Coupable

kitap kokusu ve hiçbir şey..

22 Ara

-Cenk Özkömür-

“her aşk ilişkisinin özeti şudur:

insan, bu ilişkiyi düşünmekle başlar (yücelme),

ve çözümlemekle bitirir (merak).”

cesare pavese

bana bir kitap getirmiş, hediye. çimlere oturmuş, sohbet ederken, kitabı çantasından çıkartıp, bana uzatıyor.

gerçekten, mutlu olduğumu söyleyebilirim. elime bir kitap aldığımda, hemen arkasını çeviririm. bunu, genelde kitabın fiyatına bakmak için yaparlar; bense, arka kapak yazısını merak ettiğimden yapıyorum. ilk söylediğim nedenden de, yaptığım oluyor tabii.. kitabın fiyatını görmemem için, fiyat yazan yeri karalamış. ‘gel de, sinirlenme şimdi’ diyorum, kendi kendime.. benim, kitabın arkasında yazan fiyata göre, o kitaba bir değer atfedeceğimi düşünüyor demek ki. beni kesinlikle anlamıyor ve bunun bir haber olmadığını biliyorum. bu, bir yana: güzel gözlü kız, farkında olmadan, bana hakaret ediyor aslında. kadınların sağladığı mutluluk, kısa sürüyor.

umutsuzca çimlere bırakıyorum kendimi. başımı, dizlerinin çok yakınına koyuyorum. dokunmuyorum ona: böyle iyi.

*

umutsuzluğa düşülen her an, ‘geçmiş’ anılır. çocukluk, keşke, pişmanlık, vesaire. geçmiş, artık yok ki, geçmişteki hayâl kırıklıkları var olsun.. bu, iletiştiğin herkese bir yük; sadece, Okumaya devam et

Gerçeklemiş bir ütopya düşüncesi paradoksal bir düşüncedir..

21 Ara

-Jean Baudrillard-

Amerika, geri döndürülemez bir andır.

Ne olursa olsun, bizi Amerikalılardan ayıran şey işte budur. Onlara hiçbir zaman yetişemeyeceğiz ve onların saflığına, yürek temizliğine sahip olamayacağız. Biz yalnızca onları elli yıllık bir gecikme takip ediyoruz. Bizde kültürün sıfır derecesi diyebileceğimiz bir şeyin ruhu ve cesareti yok, kültürsüzlüğün gücü yok.

Kendimizi az çok adapte etmeye boşuna uğraşıyoruz, bu dünya görüşü bizden her zaman uzak olacaktır, tıpkı Avrupa’nın aşkın ve tarihsel Weltanschauung’unun (dünya görüşü) Amerikalılardan her zaman uzak olacağı gibi. Üçüncü Dünya ülkeleri de demokrasi ve teknolojik gelişme değerlerini hiçbir zaman içselleştiremeyeceklerdir; kesin kopukluklar vardır ve bunlar yok edilemezler.

Biz ideal için kıvranan, ama aslında bunu gerçekleşmesini istemeyen, her şeyin olası olduğunu, ancak her şeyin kesinlikle gerçekleşmediğini söyleyen nostaljik ütopyacılar olarak kalacağız.

Amerika’nın savı her şeyin gerçekleştiği yönündedir. Bizim kendi sorunumuz ise şudur: Eski amaçlarımız -devrim, gelişme, özgürlük- ulaşılmadan önce, gerçekleşmeden yok olacaklar. Melankolinin nedeni bu. Biz hiçbir zaman böyle beklenmedik bir gelişmeyi görmek şansına sahip olmayacağız.

Biz olumsuz tutum ve çelişkiler içinde yaşıyoruz, onlar paradokslar içinde (çünkü gerçeklemiş bir ütopya düşüncesi paradoksal bir düşüncedir). Ve Amerikan yaşam biçiminin kalitesi, çoğunlukla bu pratik ve paradoksal mizah içinde kendini göstermektedir. Oysa bizimki eleştirel aklın inceliğiyle belli olur (belli oluyordu?).

Birçok Amerikalı aydın bizim bu özelliğimize imrenir ve kendileri için yeni ideal değerler, yeni bir tarih yaratmak, eski Avrupa’nın felsefi ya da Marksist güzelliklerini yeniden yaşamaya özenirler. Özgün durumlarını oluşturan her şeyin tersine; çünkü Amerikan kültürünün (kültürsüzlüğünün) çekiciliği ve gücü tam tamına modellerin ansızın ve görülmemiş bir biçimde somutlaşmasından kaynaklanıyor.

*

Atlantik’in berisinde düşlenmiş olan her şeyin, ötesinde gerçekleşme şansı var. Onlar düşüncelerden gerçeği üretiyorlar, bir gerçeği düşüncelere ya da ideolojiye dönüştürüyoruz.

Kaynak: Amerika, Ayrıntı Yayınları

Rüşdü Paşa Milat gazetesinde..

16 Ara

Rüşdü Paşa’nın Milat gazetesinde yayımlanan ilk yazısı…

Ruhsuz Zenginlik

ben sonsuza kadar aşağılık bir ırktanım’.

rimbaud

Hayatın bir yorum olduğunun varsayılması durumunda yorumlamak, yorumları yorumlamak ve yorumları değiştirmek hayatı değiştirmek anlamına geliyor, gelir.

Olgular, olmayan şeylerdir. Olgular, yalnızca değerlerden türetilen, türeyen yorumlardır. Yorumlarla, tartışmaya açık olan yorumlarla karşıyayız. Bu nedenle, politika, yaşama içkin bir olaydır. Politika, varlıkten öncedir.
İş açık: Değerlerimize uygun bir icat politikası oluşturmak.
Politika hem bir yaşam icadı süreci hem de özgül bir biçimde kapitalist ilişkilere bir bağlanmadır. Nasıl bir politika? Yaşam karmaşasına uygun bir politika, insanı maddi sonsuz etkileşim evrenine layık kılabilecek bir politika. Ne için? Kapitalist ilişkilerle örülü bir alanda nefes almak imkânı oluşturmak ve kendini kendine uygun olarak inşaa etmek, kurmak.
Bir kültürün hareket çizgilerinden kopmak bir imkân olarak kullanılır. Politika, önemsiz görülen şeyi çoğaltmaktır. Önemsiz şey, Okumaya devam et

Medeniyet Şifresinin Miftahı

16 Ara

-Refik Halid Karay-

Bir inkılap şimşeğinin kesin ışığı altında Anadolu Türkü nihayet medeniyet şifresinin miftahını eline geçirdi; şimdiye kadar bön bön uzaktan bakıp şaştığı, zihnine sığdıramadığı ve künhüne varamadığı irfan muamması artık bu tılsımlı anahtar sayesinde bütün çetinliğini kaybetmiştir. Medeniyet şimdi açılmaz bir kapı, aşılmaz bir uçurum, uçulmaz bir tepe, varılmaz bir ülke değildir. Eski elifbanın bukağılarından kurtulan ayaklarına taktığı bu kanatlı esatir çarıklar ile irfan âlemini, içinden ve üstünden seyretmek, bilip öğrenmek imkanını bulmuştur.

Bu bir tılsımlı muskadır. Gençlik onu zihnine soktu. Artık hayat mücadelesine çıkan gencin elinde Gordiya düğümünü ikiye biçen İskender’in kılıcı, insan ve hayvanlara aynı zamanda hükmeden Süleyman’ın mührü ve duvarların arkasını, dağların ardını gösteren Alaeddin’in feneri vardır. Henüz manasını, kıymetini anlamayarak hayran hayran baktığı bu acayip cifir, ona istikbalde bir hazine vaat ediyor.

Göklerin yıldızlar ile deryaların incileri arasında güzel ve kıymetli ne varsa hepsi bu hazinenin içinde ve anahtarı da artık gençliğin, milletin elindedir.

Yeni Türk alfabesi, bu millet ile Avrupa milletleri arasında üç yüz senelik farkı, Okumaya devam et