Arşiv | Ocak, 2012

yanlışlık

29 Oca

-Cenk ÖZKÖMÜR-

bence de çok büyük bir yanlışlık işleniyor. evet, yanlış bana göre, her şey yanlış, en sevdiğim roman’ın ilk cümlesi de yanlış. yazdıklarımdan para kazanmam mümkün değil, biliyorum. kazanmak için yazı yazılmaz zaten. tüccar değildi kafka da. yazıp çizmeyen bir yazarın cinnete davetiye çıkartan bir yaratık olduğunu söylemesi, bu yüzden. yazarak yazar olunmaz, tersi geçerli. yazmaya muhtaç, yazmaya mecbur. zaruret. ben, ben’i yazacaksam, yazabilirim, yazmalıyım. ‘kim anlıyor’ diye düşünülmez. problem, bu değil. bu, benim problem’im değil. istiklâl’de yürüyorum. cadde-i kebir, daha güzel. güzel’den öte, uygun. aşırma mı, bilmiyorum. (kurfürstendamm). her şey gibi, aşırma. istiklâl sözcüğü, bir inançsızlık yaratıyor. tüm olan bitenlerin, tüm ikiyüzlülüğün sonucunda hissedilen inançsızlık. köy, köy’dür: köyde, cem edilen yer, tektir. müezzinlerin savaşı, taşra’da başlar. gerçek kentte ahenk olmalı. din, ahenk yeri. bu kent, gerçek ahengi taşıyan bir yer. her şeye, herkese rağmen. cadde-i kebir’den geçerken, bir saplantı olarak, kitapçı’ya uğramalıyım. evet o kitapçı. kitap ve hatırası bol olan kitapçı. tek kuruşum olmasa da, oraya, inadına girmeli ve dokunmalıyım o kitaplara. okumayı çok istediğim kitaplardan birine rastladım. rafa uzanıp, kitabı aldım, etiketine baktım, altı lira yazıyordu, ucuz olduğunu düşündüm ama sıfır’dan büyük. çaresizim. kitaplar, pahalı değil; ben az kazanıyorum. perspektif meselesi. altı lira, peşinde yüzde on düşecektir, düşer, beş kırk olur, o da yok, ne ki aslında, bir paket sigara parası bile değil, sigara içmem zaten ben. zor zamanlarda, kavramları birbirine sokuyorum, bunun için kendime kızıyorum sonra da; yine kızdım: her şeyin maddî bir kıyası olmaz, ikame mevzusu, elma ile armutlar. o kitap, benim hayatımı kaç kez kurtarabilir.. bu ilk olmak üzere, kurtaracaktır, kesin; peki ya sigara, işte yine aynı şeyi yapıyorum. ben bugün yemek de yemedim, olsun o kolay, bir simide bakar, bulunur bir yerden, bir arkadaştan ve saire, para bulmak başka, istemek zor. kitap, elbette maddî bir şey değil, manevî.

evli bir arkadaşım var, birkaç sokak yukarıda oturuyor, ona Okumaya devam et

Reklamlar

“Ölmek istedim, dirilttiniz!”

29 Oca

-Tezer Özlü-

“Denizin dümdüz yüzeyi boyunca sonsuza dek böyle gidebileceği duygusuna kapıldı.”

Sordukları zaman, bana ne iş yaptığımı, evli olup olmadı­ğımı, kocamın ne iş yaptığını, ana babamın ne olduklarını sor­dukları zaman, ne gibi koşullarda yaşadığımı, yanıtlarımı nasıl memnunlukla onayladıklarını yüzlerinde okuyorum.

Ve hepsi­ne haykırmak istiyorum. Onayladığınız yanıtlar yalnız bir yü­zey, benim gerçeğimle bağdaşmayan bir yüzey. Ne düzenli bir iş, ne iyi bir konut, ne sizin “medeni durum” dediğiniz durumsuzluk, ne de başarılı bir birey olmak ya da sayılmak benim gerçeğim değil. Bu kolay olgulara, siz bu düzeni böylesine sap­tadığınız için ben de eriştim. Hem de hiçbir çaba harcamadan. Belki de hiç istediğim gibi çalışmadan. İstediğiniz düzene eriş­mek o denli kolay ki…

Ama insanın gerçek yeteneğini, tüm ya­şamını, Okumaya devam et

Lovers – Kathleen Battle

22 Oca

Hristiyanlık, bizi İslam kültürünün mirasından etti..

20 Oca

-Nietzsche-

Hristiyanlık bizi antik kültürün mirasından etti, daha sonra da, bir kez daha, Müslüman kültürün mirasından etti. İspanya’nın harika Magribi kültür dünyası, bizim için, temelde, Roma ve Yunanistan’dan daha akraba, bizim duyum ve beğenimize daha yakın olan bu dünya, ayaklar altında ezildi (bunların ne tür ayaklar oolduğunu söylemeyeceğim).

Niye? Çünkü soylu, erkekçe içgüdülerden kaynaklanıyordu, çünkü yaşama Evet diyordu; hem de Magrip yaşamının nadide ve rafine hoşluklarıyla!… Sonradan Haçlılar, önünde toza toprağa yatmaları onlara daha yaraşacak birşeyle savaştılar –bir kültürle, ki, daha bizim ondokuzuncu yüzyılımız bile onun karşısında pek fukara, pek “geç” kalsa gerek. –

Tabii, istedikleri, talandı: Doğu, zengindi… Yansız olalım en azından! Haçlı Seferleri –yüksek bir korsanlık, başka birşey değil!-

Alman asilzadeliği, temelde Viking’ce olan bu asilzadelik, burada tam ortamını buldu: Kilise gayet iyi biliyordu Alman asilzadeliğinin ne işe yaradığını… Alman asilzadeleri, Kilise’nin “İsviçrelileri”, Kilise’nin bütün kötü içgüdülerinin hizmetinde hep, -ama işin parası iyi… Kilise’nin yeryüzündeki bütün soyluluklara karşı ölümüne savaşını tam da Alman kılıçlarının, Alman kanı ve cesaretinin yardımıyla yürütmüş olması!

Bu noktada bir sürü nahoş soru çıkıyor ortaya. Alman asilzadeliği yüksek kültürün tarihin hemen hiçbir varlık göstermez: nedeni sezinleniyor… Hristiyanlık, alkol –yozlaşmanın iki büyük aracı… Kendi başına alındığında, Müslümanlık ile Hristiyanlık arasında bir seçim yapmak söz konusu bile değil, tıpkı bir Arap ile bir Yahudi arasındaki seçim gibi.

Karar kendiliğinden verilir: burada seçmek, kimsenin elinde değildir. Kişi ya şandala’dır, ya da değildir…

Kaynak: Deccal, Çeviren: Oruç Aruoba, Hil Yayınları

Bir Sanatçı Gibi Yapmak

15 Oca

-Rüşdü Paşa-

Deleuze yazıyor ki: “Tarihin, yöntemin bir parçası olduğu su götürmez. Ama Foucault asla tarihçi olmamamıştır. Foucault’ya göre tarih bizi kuşatır ve sınırlar, ne olduğumuzu değil, ne’den farklılaşmakta olduğumuzu söyler, kimliğimizi oluşturmaz, olduğumuz diğer şey yararına onu yok eder. tarih, bizi kendimizden ayıran ve kendimizi düşünmek için aşmamız ve geçmemiz gereken şeydir”.

Türklerin başına gelen her kötü şey, İlber Ortaylı’nın uzun yüzyılı olan 19.yüzyılda, geldi. 20.yüzyıl, ayrı, bağımsız, kendi başına olan, ayırdedilebilen, birşey değil.  20.yüzyıl 19.yüzyılın yalnızca bir sonucu. 19.yüzyıl o kadar uzun ki 20.yüzyılın tamamını içine aldı, 21.yüzyılın ilk yıllarını. Bugün Türkiye’de varolan herşey, iktisat, siyaset, sosyal alandaki herşey, büyük ölçüde ve genel olarak bir 19.yüzyıl olayıdır. İktisat: Türkiye’nin 19.yüzyıl dûnya iktisadı ile eklemlenmesi devam ediyor. Zaman değişti, değişmeyen o ilişki biçimi. Süreklilik.

Sanatçı, esaslı birşey yapar. Bir ev, resim, felsefe, düşünce, roman, şiir, esaslı birşey, yalnızca bir sanatçı tarafından yapılan birşey. Doğru, gerçek, sağlam birşey.

İlişki: ‘Onlar söylüyor, biz yapıyoruz’.

Batı ile ilişki teknik. İlişkinin doğasına Okumaya devam et

Tecrit..

10 Oca

Birden, yapayalnız kalıyorum dünyada. Manevi bir çatının tepesinden seyrediyorum bütün bunları. Dünyada yalnızım.

Görmek, uzakta olmaktır. Açıkça görmek, durmaktır. Tahlil etmek, yabancılaşmaktır. İnsanlar bana değmeden geçiyor yanımdan. Etrafımda havadan başka şey yok. Kendimi o kadar tecrit edilmiş hissediyorum ki, üzerimdeki giysiyle aramdaki boşluğu bile algılıyorum.

Çocukluğuma dönüyorum, sırtımda gecelik, elimde doğru dürüst yanmayan bir kandil, kocaman, ıssız bir evde yürüyorum. Canlı gölgelerle kuşatılmışım -yalnızca gölge bunlar, donup kalmış mobilyaların, yanımdan yürüyen ışığın kızları.

Aynı gölgeler burada, güneşin altında da sarıyoru dört bir yanımı ne var ki sapına kadar gerçek insanlar bu seferkiler…

Fernando Pessoa, Huzursuzluğun Kitabı, S. 97-98

iyi miyim?..

7 Oca

-Cenk ÖZKÖMÜR-

 

“hakikatte, bir nevi iptidaî narsisizm ki,
ayna diye sadece kadının vücudunu alıyor,
orada aksini biraz bulanık görünce
istikrahla fırlatıp atıyor ve değiştiriyordu.”

ahmet hamdi tanpınar – huzur

 

güzel suâl. nasılsın’dan güzel. iyi miyim, galiba iyiyim..

kafka, “bir kez dibe vurmadan kendi sınırlarımızı bilemeyiz” diyor, haklı gibi görünüyor da, soru şu: dip’e vurduğun ânı nasıl biliyorsun?.. samimi olmak, sıyrılmak, gerçek’leşmek, lâzım..

çok iyi olmak, âdil olmak, dürüst olmak, sâdık olmak, iş değil, onlara göre: hattâ suç. her şey, içsel. iyilik’in, adalet’in, dürüstlük’ün ve sadakât’in değer gördüğü ortamda konuşmalı.

öyle bir ortam var, demedim, şaşırma. başına gelen tüm iyilikler de tüm kötülükler gibi söz dinlememenden kaynaklanıyorsa, problem ne..

olmuyor değil mi, iki lâfımı çekip, bir yere koymaya çalışmak beni, olmuyor.. ne sizden ne onlardan, ne iyi ne kötü, hepsi veya hiçbiri.. bu, bu kadar. hâlbuki, her şeyi o kadar basit yaşamaya çalışıyorum ki, belki o yüzden her şey karmakarışık bir hâl alıyor. bütün’ü görmüyorsunuz, bütün’ün yanlışlığını sezemiyorsunuz: parçalarla probleminiz var.

*

proust’la anlaşamıyoruz. geçmiş’in şimdiki zaman’a Okumaya devam et