Arşiv | Mart, 2012

Bir dua gibi yaşa

26 Mar

 -Emre DEMİR-


“Konuşurmuş gibi, kolaylıkla yazıyordu”

Proust

Frenk gecesinden çıkıp Müslüman bir sabah aramak nafile, yatak bir mezar gibi çekiyor içine, yataktan kalkamadıkça hayat süren bir leş gibi hissediyorum kendimi, bizi kim diriltecek?

Ölen ve ertesi sabah dirilmenin sırrını bilenler var, bir de sızan ve sabah kalkamayanlar. Sabahsızlık, çok fena.

İstersek bütün ömrümüzü bir dua haline getirebiliriz diyor Tanpınar, Adorno’ya göre yanlış yaşam, doğru yaşanamıyor ve Pavese, günahın şu ya da bu davranış olmadığını, tümüyle yanlış kurgulanmış bir yaşam biçimi olduğunu söylüyor.

İnsanların neyi neden yaptıklarını hiç umursamıyorum, umursanmaya değer olan, insanların, davranışlarını ve sözlerini belirleyen koşullar. İnsan, hangi koşulların ürünüdür ve insan, kendi koşullarının farkında mıdır?

Kendi koşullarının farkında olmayan kişinin, Okumaya devam et

Reklamlar

Korkacak bir şey yok..

26 Mar

-Tezer Özlü-

Karanlık bir gecenin geç vaktinde kalkıyorum. Herkes her geceki uykusunu uyuyor. Ev soğuk. Çok sessiz davranmaya özen gösteriyorum. Günlerdir biriktirdiğim ilaçları avuç avuç yutuyorum. Kusmamak için üzerine reçelli ekmek yiyorum. Genç bir kızım. Ölü gövdemin güzel görünmesi için gün boyu hazırlık yapıyorum. Sanki güzel bir ölü gövdeyle öç almak istediğim insanlar var. Karşı çıkmak istediğim evler, koltuklar, halılar, müzikler, öğretmenler var. Karşı çıkmak istediğim kurallar var. Bir haykırış! Küçük dünyanız sizin olsun. Bir haykırış! Sessizce yatağa dönüyorum. Ölümü ve yokluğu uzun süre düşünmeye zaman kalmıyor. Şimdi gözümün önündeki görüntüler renkli kırları andırıyor. Korkacak bir şey yok. Kırlarda koşuyorum.

Bir ‘sufi Tanpınar’ portresi

22 Mar

-Dr. SELMA KARIŞMAN-

Ünlü felsefeci Paul Ricoeor, dev eseri “Başkası Olarak Kendisi”nde karakteri, “bir insan bireyini, aynı olmak bakımından yeniden teşhis etmeye izin veren alamet-i farikalar kümesi” olarak tanımlar ve son kertede tanımını iki kelimelik bir tespite bağlar: Benimkilikteki aynılık!

Slavoj Zizek, sosyal paylaşım sitelerinin gördüğü rağbeti; insanların, paylaşıma, gerçek hayatta öne çıkaramadıkları yüzleriyle katılabilmeleri fırsatına dayandırıyor. Kadim alışkanlıkların tahribata uğradığı modern dönemlerin ve çok alternatifli postmodern durumların kaotik yapı ve süreçlerinin insanı, eski zamanlara göre başa çıkması gereken daha çok ‘ben’ ile karşılaştırdığı söylenebilir. Bu farklı çehreler, sahibine; eve, işe, sokağa, cemaate, topluma ayrı benlikleriyle katılacak olmanın seçmeci zorluğu yanı sıra, kendisiyle/içiyle temasında bile pek çok yüzüyle karşılaşmanın şaşırtıcı farkındalığını yaşatıyor. Her çehre, kendisine uygun düşen ve Okumaya devam et

Hadi İzmir’e

21 Mar

-Turgut Uyar-

yorgunsun hoşgelmişsin
kara gece nöbetinden hoşgelmişsin
yat uyu yerin hazır
hak etmişsin uykuyu
helal olsun uykun bahtiyar sağlığın
ama bir uzak iskelede başka olurken deniz
sakla uykunu biraz o uzak iskeleye

bak sakın telaşlanma
bitiverdi iki aylık bir çocuğun kendisi
bir şey değil bir çocuğun iki aylık tanrısı
bitiverdi iki aylık bir çocuğun kendisi
haydi kalk, sakla biraz haydi kalk haydi dedim
açıp sonsuz bir camı bir uzak iskeleye
şimdi tam sırasıdır her şey hazırken böyle
şimdi bunu gömelim

nasılsa girdi bu karaşafak aramıza
haydi şimdi ölüm Okumaya devam et

Fa

21 Mar

-Rüşdü Paşa-

 

‘ruh aklın karanlık tarafıdır’

peyami safa

garaj’a indim. the arabanın yerinde, kırmızı bir araba duruyor. herşey aynı, rengi başka. kumandaya dokundum. bomba, patlamadı. araba, çalıştı. radyo’yu açtım. hareketli bir müzik, ânlık bir müzik. yalnızca ‘fa’ sesi var, tekrar ediyor. bir gariplik var. bir önemi yok. güzel.

orji sonrası bir durum.

karşıdan karşıya geçmeye çalışan bir kadın gördüm. frene bastım. kadın, tereddüt etti. en iyisini yaptı. tereddüt, kurtarır. arkadaki kornaya bastı. müzik, fa ile bitiyor, fa ile başlıyor, fa ile devam ediyor. müzik, yanlış olmaz.

marx, din eleştirisinin sona erdiğini, haber verdi. peyami safa’ya peyami ismini tevfik fikret, verdi.

nereye gittiğimi geçici olarak hatırlamıyorum. bir yere gidiyorum. yoldayım. motor, çalışıyor. klima, var. müzik, fa fa fa fa.

fa bir sabit. londra, başka sabit. uçak. zarafet. özgürlük. yağmur. mesafe. ölçü. yön. kelime. tarihî bir değiş tokuş.

insanın bütün felâketi, Okumaya devam et

Yahya Kemal ile Ahmet Naim arasında bir münakaşa..

19 Mar

-Yahya Kemal- 

Derslerden yeni çıkmıştık. Kâtib-i Umumi’nin odasında istirahat ediyorduk.

Ahmet Naim Bey birden bire dedi ki: “İslamiyet’e sizin ettiğiniz zararı bu aralık kimse etmiyor.”

“Niçin… Nasıl, ne gibi…” dedim.

“Mesela bugünkü yazınız gibi yazılardan…” dedi ve ilave etti: “Zaten dalâlete düşmüş bu zavallı milleti daima şaşırtıyorsunuz… Bir zaman Türkçülükle, şimdi de İslamiyet’i efsaneler üzerine kurulmuş bir din gibi göstererek… Hâsılı bu şaşırmış halkı bir türlü şaşırtmayı icat ediyorsunuz. Bizim (!) Abdullah Cevdet’in dinsizliğinden korkumuz yoktur, çünkü o sarahatla dinsizdir ve maddidir; İslamiyet’i yıkamaz.Halbuki sizin Tevhid-i Efkar’da bir seneden beri çıkan yazılarınız İslam akaidini ve esâsâtını baştan başa tahrif ediyor. Beyefendi! İslamiyet’te ölülere ibadet, mezarlara muhabbet, ölmüş insanları filan veya falan semtte hazır ne nazır zannetmek gibi itikatlara yer yoktur. Peygamber sallâllahü aleyhi ve selem efendimiz hazretlerinin kendi naşı bile İslam’da takdis olunamaz. İşte İslam’ın Hıristiyanlığa ve diğer dinlere bir faikıyeti de bundandır, böyle ebatila İslam’da inanılmaz!..”

Naim Bey coşmuştu. Coşkunluğuna bir diyeceğim yoktu; zaten onun inanan bir insan oluşundan hoşlanıyordum. Ancak katı ve kırıcı bazı kelimelerini tahammülün fevkinde gördüm ve aynı sert tavırlar ve söyleyişle iade etmeyi zaruri addettim ve aynen dedim ki: Okumaya devam et

Bir yıl oldu

13 Mar

-Emre DEMİR-

“Fe eyne tezhebun!”

Tekvin, 26

Bir şeylerin değişmeye başlamış olması, doğuştan sanılan birçok şeyin psikolojik temelleri olduğunun anlaşılması -ve bu temelleri keşfetmek ölçüsünde- onların kontrol edilebilir olduklarının görülmesi, önemli. Yapılacak olan şu: Kendinle ilgili problemi, kontrol edilebilir bir alana taşıyacaksın, beden’den zihin’e. Beden, kontrol edilebilir bir alan gibi görünmekle birlikte, beden’e verilen zarar, ıstıraba giden yolu belirsizleştirip, acı’yı iyice körüklemekten başka bir işe yaramıyor. Acı çekmekle kaybedecek zamanımız yok, içimizdeki ıstırabın kaynağını bulmalıyız. Acı, ıstırabın beden yüzeyine vurması; ve yılların acısıyla tecrübe edilmiştir ki, hiçbir yara, kaşımakla iyileşmiyor.

Sakin olmak lazım. Her şey olması gerektiği şekilde oluyor. Aksinin mümkün olmayacağı ortada. Her şey, olması gerektiği şekli, bir şekilde alıyor. Hırs, arzu, tutku, içsel durumlar olmalı. Kendine harici bir referans bulup hırslanmak iş değil, en nihayetinde, mihenk taşı olarak kendini koyacaksın. (Ece Ayhan) Bütün referanslarını kendinde toplayıp, an’da bütünleşeceksin.

Umut etmemek gerek. Umutsuz olmak anlamında değil, umutsuz olmak iki anlamda, biri, umuda sahip olmamak ve hatta bunu reddetmek. İki, umut etmeyi bilmemek. İnsanların çoğunun umutsuzluğu, Okumaya devam et