Archive | Mayıs, 2012

Yahya Kemal Türkçesi

31 May

Nihad Sâmi BANARLI-

Eski şiirde bir Yûnus Emre Türkçesi vardır. Büyük panteist, coşkun ruhundaki ilâhî aşkı, böyle bir aşk için dile gelmiş sâf ve samîmi bir Türkçe ile söylemenin sırlarını bulmuştur. Yûnus’un XIII. asır Türkçesine görülmemiş, duyulmamış bir ifâde kudreti kazandırması bundandır.

Eski şiirde bir Nevâî Türkçesi vardır: XV asrın Türkçeye vurgun şâiri, bu dilin âdeta Türkiye topraklarındaki geleceğini keşfetmiş gibi, Orta Asya Türkçesine bir mûsikî lisânı olmanın imkânlarını vermiştir.

Eski şiirde bir Fuzûlî Türkçesi vardır: Fuzûlî de tıpkı Nevâî gibi, dikenli bahçelerde gül dermenin zevki ve şevki içindedir: Mecnûn’un Leylâ’yı sevmesi kadar üstün bir Türk dili sevgisiyle “Ben diken gibi sert bilinen Türkçeyle gül yaprağı gibi şiirler söyleyeceğim” demiş ve aziz lisânımızı gerçekten gül yaprağı gibi ince renkli söyleyişlere ulaştırmıştır.

Onlar, Türkçenin büyük âşıklarıydı. Onun için ebedî oldular.

*

XX. asır şiirinde de böyle bir Yahya Kemal Türkçesi vardır. Yahya Kemal Türkçesi, lisânımızın büyük fırtınalar geçirdiği bir çağda, Türkçenin sesine, mimarisine, ruhuna ve dehâsına sâdık kalmak yoluyla bu lisânı kendi devrinin şahikasına ulaştırmıştır.

Yahya Kemal Türkçesi ne bir tesadüfün, ne de Okumaya devam et

Medeni Lehçe

31 May

-Ahmet HAŞİM-

“Fikirlerine emin mahfazalar bulamayan bir medeniyetin, tefekkür kabiliyetini kaybetmekte gecikmeyeceğinden hiç şüphe etmemelidir.”

Terbiye mütehassısı bir Fransız cidden sabr-ı Eyüp isteyen garip bir tecrübeye girişmiştir. Temps gazetesinin nüshasını vücuda getirmek için her gün kullanılan kelimelerin adedini saymış ve bu hesap neticesinde, gazete heyet-i tahririyesinin, karilerle (okurlarla) anlaşmak için, ayrı ayrı manaları hâiz olmak üzere, günde 3 bin 838 kelime kullanmak mecburiyetinde olduğunu tespit etmiştir.

Bu tecrübe netayici (sonuçları) itibariyle mühimdir.

1. Medeni dünyanın bir gününe ait şuûnu (haberlerini) nakleden bir gazeteyi, baştanbaşa okuyup anlamak için, kariin 4 bin kelimelik bir lehçeyi temellük etmiş (sahiplenmek) olması lazım geliyor. Zamanımızda vasat derecede bir fikri terbiyenin zekâya verdiği inkişafın Okumaya devam et

Evrenden hızlı hareket etmek..

29 May

Arjantinli felsefeci Enrique Valiente Noailles, Baudrillard’ın içinde yaşadığı evreni açıklama konusunda, bu evrenden daha hızlı bir hareket yeteneğine ve ayrıca düşünce üretme hızına uygun bir dil yetisine sahip olduğunu söylemektedir.

Başka bir deyişle Baudrillard, içinde yaşadığı dünyada neler olabileceğini o dünyadan daha hızlı bir şekilde hareket edip gözlemleyebilmekte ve o düşüncelerini açıklarken sanki dünyada bu açıklamalara uygun bir takım olaylar olup bitmektedir. Bu tam da patafizik bir yorumlama biçimidir. Baudrillard bu bağlamda herkesin birer patafizikçi olduğunu, çünkü herkesin her konuda her gün bol keseden düşsel çözümler ürettiğini söylemiştir.

Kaynak: Baudrillard, Oğuz Adanır, Say Yayınları Fikir Mimarları Dizisi

İmgenin sinematografik özü..

29 May

Deleuze’a göre, sinema hakkında ilk kez fikirler ileri sürerek ilk sinema çalışmalarını yapanlar, bir endüstriyel sanat olarak sinema sanatının otomatik hareketi (kendinde hareketi) gerçekleştirmesi üzerinde yoğunlaşmışlardır. Çünkü ilk kez kendi kendisine hareket eden bir imgeyi, sinema sanatı ortaya koymuştur.

Sinemayla birlikte, imge artık sadece hayal gücünün figüratif, soyut ve kuralsız bir yaratımı olmaktan çıkmıştır. Bu bağlamda imge yeni bir yapı kazanmıştır. İmgenin bu yeni durumu, onun felsefi olarak nasıl bir göndermede bulunduğuna yönelik bir açıklamayı de gerektirmiştir.

Deleuze, imgenin sinematografik özünün yakalamanın peşinde olduğu için sinematografik imgeyi, resim imgesi ve fotoğraf imgesinden ayırmıştır. Kendi başlarına hareketsiz bir özellik sergileyen resim imgesinde ve fotoğraf imgesinde hareketi gerçekleştirmek zihnin kendisine düşmekteydi ve bu bağlamda, imgenin kendi başına bir bağımsızlığı değil, zihnin kurgusuna bağımlılığı söz konusuydu. Hareket, sinemayla birlikte otomatik hale geldiğinde, imge bütünüyle sanatsal bir öze kavuşmuştur.

Kaynak: Gilles Deleuze’da İmge Hareketi Olarak Sinemanın Felsefesi, Ö. Y. Sütcü, Es Yayınları

Çizgi çizmek..

28 May

Deleuze, Diyaloglar adlı kitabının “İngiliz Amerikan Edebiyatının Üstünlüğünden” bölümünde, D. H. Lawrence’ın “gitmek, gitmek, kaçıp kurtulmak… ufuğu geçmek, başka bir hayata girmek…” şeklindeki ifadesi ile yaratım edimi arasında bir bağıntı kurar. Kaçıp gitmek, kurtulmak, başka bir hayata geçmek kuşkusuz yazarın ilham kaynağıdır. Deleuze, bu kaçışla basit bir ayrılmayı ya da bu dünyayı kısa bir müddet terk etmeyi kastetmez. O, bu kaçışla eylemleri terk etmeyi değil; tersine eylemlerin çoğalmasını kasteder. Kaçmak, çizgi çizmektir; yeni bir yaşam için “kartograf” (zihin haritası) çizmektir. (…)

Deleuze için, tüm yaratım edimlerinin temelinde çizgi çizmenin yer aldığını söyleyebiliriz. Dolayısıyla resim yapmak, beste yapmak, film çekmek, roman yazmak, şiir yazmak gibi tüm etkinlikleri gerçekleştirmek bir çizge çizme sorunudur. (…)

Nerede bir çizgi çizme başarısı ortaya çıkarsa, orada felsefenin ortaya çıktığını söylenebilir.

Deleuze: “Felsefe her seferinde doğar veya yazar, müzisyen ve ressam tarafından üretilir. Her seferinde melodik bir çizgiyi, rengi, yazılı çizgiyi, eklemlenmiş sesi beraberinde götürmektedir… Filozofların daima başka şeyleri oldu, başka bir şeyden doğdular.”

Kaynak: Gilles Deleuze’da Bir İmge Hareketi Olarak Sinemanın Felsefesi, Özcan Yılmaz Sütçü, Es Yayınları

goethe baba şehit çocuk

26 May

-Rüşdü Paşa-

                                   ‘tedarikler ülkesidir çocukluk.’

                                   ismet özel

 

                                    ‘ben babamın yuvarladığı çığın altında kaldım.’

                                   nilgün marmara

çocuğu gözlemlemek, insanlık tarihine bir bakıştır.

bir çocuk haklı haklı ağlıyor. insanlık bir ideal olarak var.

bütün bunlar son tahlilde sahtedir, devlet değil işletme, kaldırımlar ana gösterendir, kırmızı ışık ve demokrasi, liberal burjuva öznedir, yönlendirilen dünya, saldırıya uğramış ego intihar eder, psikolojiden arındırılmış toplumsal olaylar, beni onayla, resmi mühür ve imza, yanlış anlamlandırma zincirinin sadece bir halkası, kitaplar ve kadınlar iki ka, anne ve am iki a, bilinçaltına gönderilen mektuplar, yahudi komplosu, kadında yer kavramı yoktur, hayaletler ve milliyetçilik ideolojisi üzerine, tarihçi doktor olamaz, iç mesafe, düşünmek tiyatrodur, insanlık görmüyorsan ateş et, rüya kadın rüya tam, ibarat-işarat-letaif-hakaik, kadının merkezinde bir başkası vardır, kadınların iktidar kipleri, iktidar kendisini aşağıdan kurar tekrar et, hayat bir baba arayışıdır, baba ve devlet baba, önce babam öldü, anlık yaşadıklarını ne yap yap ama genelleştirme, kaçınılmazlık, matematiksel istatistiğe giriş, kapitalizm, anlamlandırma ile belirlenimcilik arasındaki antagonizma, siyasal doktrinler tarihi, kapağı sistematik dışına atmak, iletişim dışımızda gerçekleşen birşey oluyor, gece yarısı telefonları, ilaç, kendisi bir eksik, vur, arzunun iletişim dışına itilmesi, toplum tarafından onaylanmayan bilme istenci, radikal belirsizlik, yüksel, gerçek simge ile işler, sümer, roma, factum brutum.

çocuk foucault, gergin.

foucault: “yürüyordum. bir araç çarptı. ilk iki saniye içinde Okumaya devam et

23 Temmuz..

17 May

…Masadaki kitapların yanında kara kaplı bir defter duruyordu. Yapraklarını karıştırınca şaşırdı. Günlüğü olduğunu bilmiyordu. Güldü. Yalnız liseli kızlarla büyük yazarların günlük tuttuklarını sanırdı. Kendi adının geçtiği bir yerden okumaya başladı. Semra’dan bahsediliyordu. “Bak sen! Demek ben onunla dopdolu otururken o, Semra’yı kolluyormuş. Pencerede onun yüzünü neden gördüğünü şimdi anlıyorum. Demek o zamana dönüş de yararsız. İşte hep bu. Değişen yok.” Temmuz 23’ün yanına yalnız iki kelime yazılmıştı: “Onu seviyorum.” Buna da inanmadı. “Yalan! Beni sevseydin o günün 23 Temmuz olduğunu bilmezdin.”

Kaynak: Aylak Adam, Yusuf Atılgan, YKY