Archive | Ekim, 2012

Huzur’a dair düşünceler

24 Eki

-Nihad Sâmi Banarlı-

Bazı kelimeler vardır ki, şu veya bu devirde edebiyatın, hatta bütün hayatın diline takılıp, uzun zamanlar bu dilden ayrılmaz olur. Şu son yıllar edebiyatında bilhassa şiir lisanına kuvvetle yerleşen huzur kelimesi, bunlardan biridir.

Dokuz, on yıldan beri, bu kelimeyi Türk şiirinde, bir başka şiir unsuru haline koyacak derecede, tılsımlı bir söyleyişle kullanan ilk imzanın kim olduğunu şimdi bilemiyor fakat merak ediyorum. Edebiyat lisanımızın yeni kelimeleri ekseriya frenkçe veya öz Türkçe olduğu halde huzur kelimesi, garip bir istinâ ile, eski dilden ziyade yeni dilde yer etti.

Kelimeyi, yıllardan beri şiirlerini yakından takip ettiğim en genç şairlerin serbest veya muntazam mısralarında defalarca okudum. İçlerinde huzurun ferah verici manasını bilerek ve duyarak kullananlar kadar, bu kelimeyi manasını tanımadan sevip, şiirlerinde, sırf sevdikleri bir kelime olduğu için yerleştirenler de var.

Bana öyle geliyor ki, huzur kelimesi, nice yıllardan beri milletçe, hatta dünyaca aradığımız uzak bir saadetin tılsımlı ifadesidir. Bütün fikir ve medeniyet hamlelerine rağmen bir türlü huzura kavuşamayan bir devir ortasında; hele İkinci Dünya Harbi ve harp sonrası huzursuzluğu içinde; hüsranları ve yoksulluklarıyla yaşamış bir topluluk arasında şiir söyliyen gençlerin, bu kelimeye aşka benzer marazi bir hassasiyetle sarılmaları, ne sebepsiz, ne de mânâsızdır.

Huzur kelimesini nihayet bir roman adında ebedileştiren sanatkâr Ahmet Hamdi Tanpınar oldu. Bu mühim romanın adı, Okumaya devam et

tak-ma tak-ma tak-

14 Eki

-rüşdü paşa-

sonsuz zaman zamanlar olarak husule gelir,

yani, babayı oğlundan ayıran ölü zamanı yarıp geçen

birçok zamanların içinde üretilmiştir”.

Levinas.

öğleden sonra. ev. ev’de on tane kapı var. kapı, tuhaf bir şey. ev’de koridor yok iyi ki. koridor, mezar. bir evde bir kapı neden yetmez, yeter aslında, dış kapı, kilit, sağlam bir kapının sağlam bir kilidi, iki kilit daha iyi. kapı’yı görmek, tuhaf bir şey karşısında irkilmek gibi. bir de yatakta iken duvara dokunmak, korkunç. yatağın kokusu ve plastik bir duvar. dönmek öbür yöne.

ev’den fırlamak, dışarı atmak kendini, için bir fikir bulmalı. yolda sömürülmüş bir insana rastlamak hüzünlü. türklerin istedikleri olmuyor. sevdiğim kızla evlenemedim. evlensem ne olurdu, bilemem. evlilik, ev ile ilgili mi yoksa daha çok napoyon ile mi ilgili. evlilik bir napolyon icadı olarak evlilik bir idare sistemi. iktidar, mülkiyet ve bağ.

aşk ile iktidar kelimesi arasındaki gizli ve meşru olmayan ilişki.

bir sürü ev, yan yana. içinde suçlar, suçlular, sessizler, tekrarlar ve dikkat et, kelimesi. annemden dikkat et, emirini ilk duyduğum günden beri dünya güvensiz bir yer. yoksa babam ilk kez, arabayı çarpma, dediğinden beri de olabilir. her arabaya bindiğimde arabayı çarpacağım ve çarpmalıyım fikri oluşuyor. araba kullanmanın keyfi gidiyor. çarpmalı bir yerde bir sütuna. ne olacak? hiç.

dikkat edilebilir mi? nasıl edeceksin bir kez Okumaya devam et

Bonnard’ı seyrederken duyulan haz..

13 Eki

-Tanpınar-

Tanzimat’tan beri her sene dışarıdan on tablo satın alsaydık, şimdi bin yüz tabloluk, küçük, fakat memleket zevkini besleyecek bir modern sanat galerimiz olurdu. Bunu Cumhuriyet devrinde yapsaydık bu müze 250-300 tabloluk bir müze olurdu. Hiç olmazsa modern sanatın yürüyüşünü takip edebilirdik.

Halbuki bu 27 senede dışarıdan aldığımız bütün eserler, Selahaddin Refik’in Paris’ten getirip de Akademi’nin Dolmabahçe müzesine satın aldığı beş, altı tablo ve gravürden ibaret. Bilir misiniz ki bu da birşey. Çünkü orada isteyen bir Bonnard’ı, velev ki ikinci derece bir eserle olsun, seyredebiliyor. Onu seyrederken duyulan haz, kaybettiğimiz fırsatın büyüklüğünü gösterir.

Kaynak: Kültür ve Sanat Yollarında Gösterdiğimiz Devamsızlık, Cumhuriyet, 25 Ocak 1951