Arşiv | Kafka RSS feed for this section

Kafka yakılmalı mı?

5 Mar

-Georges Bataille-

Savaştan kısa bir süre sonra haftalık komünist bir dergi (Action), şaşırtıcı bir konuda anket açtı. Kafka yakılmalı mı?

Ankette yer alan soru buydu. Bu o kadar çılgınca bir soruydu ki, öncesinde sorulması gerekeni bile hiçe sayıyordu: Kitaplar yakılmalı mı? Ya da genel olarak, ne tür kitaplar yakılmalı?

Sonuçta hangi soru sorulmuş olursa olsun Okumaya devam et

Reklamlar

Kafka üzerine bazı düşünceler

14 Eki

-Walter Benjamin-

 

Kafka’nın yapıtı, bir yanda mistik deneyimi (daha özel anlamıy­la gelenek deneyimini), diğer bir yanda modern kent sakininin deneyimini kapsayan, birbirine çok uzak ve çok ilişkili odakla­rın oluşturduğu bir elipstir.

Modern kent sakininin deneyimin­den konuşacak olursak, söylenecek çok söz var. Bir yanda mo­dern kent bireyini düşünüyorum; memuriyetin dünya kadar mekanizmasının merhametine kaldığını bilen, vazifeleri asıl bağlı oldukları yetkenin bilinmediği otoritelerce yönetilen ve bununla başa çıkmak üzere yalnız bırakılan modern yurttaş (ro­manlarının anlam katmanlarından birinin, özellikle Dava’nın bu söylediğim şey tarafından çerçevelendiği biliniyor). Modern bü­yük kent sakini dediğimde bugünün çağdaş fizikçilerinden de bahsediyorum. Biri, Eddington’ın Fiziksel Dünyanın Doğası metninden alınmış şu aşağıdaki bölümü okusa, gerçekte Kafka’nın konuştuğunu duyar gibi olur:

“Odaya girmek üzere kapı eşiğinde duruyorum. Karmaşık bir iş. Öncelik­le vücudumun her bir inç karesine 14 librelik bir güç2 ile baskı yapan atmosferi itmek zorundayım. Güneşin etrafında, saniyede yirmi mil hızla dönen kapıyı isabet ettirdiğimden emin olmalıyım, bir saniyeden daha kı­sa ya da Okumaya devam et

sıradan bir hafta

6 Tem

 -Cenk ÖZKÖMÜR-

gün bir

kahvecideyim. okuduklarım, beni bir gün’e götürüyor.

gözlerimin içine bakarak, “şimdi her şeyi kavradım” dediği gün. bu cümleyle vedâ etmişti bana. benle ilişkinin bir yanlışlık olduğunu, benim bir yanlış olduğumu söylemişti. bunun bana son darbesi olacağını düşünmüştü herhâlde. söyledi ve rahatladı, gibi.

böyle olmalı.

 

gün iki

kitapçılar, benim için uygun yerler. kafa dağıtma yerleri.

look olarak probleme rastlamadığım kız, kitap seçimi olarak da doğru yerde. ukâlaca yaklaştım. bir kitap uzattım. önce kitabı, sonra beni süzdü. ifadesiz. “çok sıkı romandır” dedim. bana bakmayarak, “biliyorum” dedi, “okudum”. güzel başladık, bu diyalog sürmeli: raf degiştirip, ikinci kitaba geçtim, “peki, bunu okudunuz mu?” dedim, “bence en iyi şiirleri bu kitaptadır.” hâlâ ifadesiz. beni tekrar süzdü, rahatsız olmadım; “bence de” dedi, ifade değişmeye başladı, ton aynı. süper, dedim içimden: ukâlalık kartımı elimden aldı ama doğru yoldayım. bir adım attım, yaklaştım ve “anlat” dedim, “şimdi sen anlatmalısın…”

 

gün üç

kahveciler. hayat kurtaran kahveciler.. onlardan birindeyim yine. kibar bir adam, Okumaya devam et

kafka’nın dûnyasındayım (*)

22 May

-Rüşdü Paşa-

“bazan ortaya yayılmış bir dûnya haritasının üzerine seni boydan boya uzanmış olarak tasarlıyorum hayalimde. O vakit bana öyle geliyor ki içinde yaşayacağım bölgeler ya senin vücudunla kapayamadığın ya da senin ulaşamadığın yerlerdir ancak”.

kafka

kadın, bana, kendisini tam otuz yıl sonra neden aradığımı sordu. kadınların sorularının cevaplandırılamaz olduklarına ilişkin teorimi altı yaşımda kurdum. amaç, kadının sorusuna cevap vermek değil, sorudan kurtulmak olmalıdır.

kadın kendi geleceğine doğru gerilmiş sorular sorar, belirsiz bir gelecek sorularıdır onlar, bağlamsız ve gerçekte soru olmayan şeyler. kadın, soru sorarak suç işliyor. tarihinden ve geleceğinden çıkmayan kadın, soru sorar, sormak durumunda. kadın, soru sorarak kendi belirsizliğini yayar. kadın kurgusu, yaymak üzerine olduğundan, olay kendiliğindendir. kadınların acı çektiklerine dair haber var.

kafka: ‘kadınlar suçlu olmadan acı çekerler’.

yürümeye başladım, yapabileceğim başka eylem yok, yürüyorum, yürürken gördüklerim oldu, dışarıda bir dûnya var sanki, yürürken olaylara başka yönden bakmayı denedim, tuhaf oluyor böyle bakınca, içimdeki savaşı unutmaya başlıyorum, varlıklı birilerinin arasında yoksul birisi olarak hissediyorum kendimi, kimse benden yana değil, bana karşı da olmadıklarını yeni öğrendim, olabilir, yürürken yüzünü bütün ayrıntıları ile gözümün önüne getiremediğim birkaç kadın oldu, gördüklerimi ilişkilendirdiğim vakalar da, yağmurlar yağdı, yalnızca yağmurlar yağarken yaşadığımı hissettim, yağmurların dinmesinin geçici olduğunu düşündüm, hep yağmurlar yağmalıydı, yağmurlar yağarken Okumaya devam et

hayatta kalmalı

22 May

-Cenk ÖZKÖMÜR-

“sen benim hiçbir şeyimsin

yazdıklarımdan çok daha az”

attilâ ilhan

yıllar sonra, ondan gelen ilk haber gösteriyor: değişiklik yok. pek yok. ilk sözlerin aldığı biçime, devraldığı göreve güvenmeli: yapacak başka bir şey yok.

izlenim şu: o da, benim gibi, çok yalnız.

dünyanın öteki ucu falan yok. bir uç yok, mekân ve zamanda.

iki zamanlı yaşamalı. en az iki. ortak bir zaman’da yaşamalı. bir zaman kurmalı: iki kişilik var olma. en az iki. borges öykülerindeki zamansızlık. borges’in bizi mekân ve zamanın dışına çıkartması. çıkmalı: yok sayarak değil. karşısında değil, dışında durarak. karşısında durmak: mutlak yenilgi. ece ayhan, söyledi, sivillik için: “devletin karşısında değil; dışında bulunmak” bir nevi, bu.

şimdiki zaman’dayım: öncesi ve sonrası ile; bulunduğum mekâna, başka yerleri, bildiğim bilmediğim her yeri, hesaba katarak bakıyorum, bakmalıyım. bunu yapabilmek, büyük bir tekâmül ve huzur sağlıyor. bu bir zaruret. hayatta kalmalı. hayat güzel. kimse, bir yere kaçmıyor; aynı zaman’ı hissederken, kimse bir şey kaybetmiyor, kimse kimseden uzaklaşamıyor, kaçamıyor. şimdiki zaman’da elini çabuk tutamazsın. olmaz.

*

yaparken mutlu olduğun birçok şey için, ileride pişman olursun. pişmanlık-mutluluk kavgası değil problem; mutluluk algısı.

adorno: “hakikat için geçerli olan Okumaya devam et

Benjamin olmak

23 Mar

-Emre Demir-

“ben bir gün giderim ki neyim kalır

eksik bıraktığım her şeyim kalır”

t.u.

 

Dünyanın öbür ucuna giderken, Paul Klee’nin Angelus Novus’undaki melek gibi hissediyorum kendimi. Baktığım yerden uzaklaşıyorum. Gözlerimi, ağzımı ve kanatlarımı açtım. Uçaktayken, aşağı bakıyorum, geçmişime. Aşağıda enkaz var. Kalmalı mıydım diyorum. Klee’nin meleği, orada kalmak ve ölüleri uyandırmak istiyor. Ama bir fırtına esiyor cennetten. Benim ve meleğin kanatlarını açılmaya zorlayan bir fırtına. Karşı konulamaz bir fırtına. Beni ve meleği, geleceğe doğru iten fırtına. Sanırım biraz Benjamin okumanın vakti geldi. Bir dostum Lacan okumaları için not etmişti; Benjamin için kullanıyorum: Benjamin okumak, Benjamin olmaktır. Benjamin olmadan, Benjamin okunamaz. Benjamin olmak, ne demek? Steiner ve Scholem, Benjamin’i anlamak için sahip olmak gereken asgari koşulları belirlediler: Alman dili bilgisi, Alman aydınlanma sürecinin tanınması, özellikle Berlin’deki gençlik hareketleri hakkında bilgi, Fransız düşünürlerin ciddi bir şekilde tanınması, “Mesihçi” Marksizmin anlaşılması, Benjamin’in Asja Lacis ve Brecht ile dostluğunun iyi analiz edilmesi, Moskova deneyimlerinin küçümsenmemesi, uyuşturucu konusunda bilgi ve dahası deneyim sahibi olmak ve Benjamin’in Judaizmine karşılık vermek. Bunlar kişiyi Benjamin yapar mı? Hayır, sadece onu anlaşılır kılar. Benjamin olmak, başka. Benjamin olmak, sanırım sadece Satürn yıldızı altında doğanların deneyebileceği bir şey. O nedenle biz, Satürn yıldızı altında doğmayanlar, ancak “misafir” okumalar yapabiliriz. Gelip geçici. Benjamin’i asla tam manasıyla anlayamayız. Benjamin’in söylediklerini hatırlayabiliriz sadece. Hatırlamak, anlamak değil. Anlamak, anlaşılana nüfuz etmek. Onu sindirmek. Hatırlamak, hatırlanan şeyin, beynimizin girişinde bir yerde en kaba haliyle durması. Aforizma. Beyindeki diğer olgularla irtibatsız. Anakronizm. Anlaşılan düşünceninse, beyne nasıl ve ne zaman girdiği dahi belirsiz. Hatta o düşünce Okumaya devam et

Kafka Üzerine Bazı Düşünceler

24 Şub

-Walter Benjamin-

“Kafka, geleneği dinledi ve dikkatle dinleyen, görmez”

Kafka’nın yapıtı, bir yanda mistik deneyimi (daha özel anlamıy­la gelenek deneyimini), diğer bir yanda modern kent sakininin deneyimini kapsayan, birbirine çok uzak ve çok ilişkili odakla­rın oluşturduğu bir elipstir.

Modern kent sakininin deneyimin­den konuşacak olursak, söylenecek çok söz var. Bir yanda mo­dern kent bireyini düşünüyorum; memuriyetin dünya kadar mekanizmasının merhametine kaldığını bilen, vazifeleri asıl bağlı oldukları yetkenin bilinmediği otoritelerce yönetilen ve bununla başa çıkmak üzere yalnız bırakılan modern yurttaş (ro­manlarının anlam katmanlarından birinin, özellikle Dava’nın bu söylediğim şey tarafından çerçevelendiği biliniyor). Modern bü­yük kent sakini dediğimde bugünün çağdaş fizikçilerinden de bahsediyorum. Biri, Eddington’ın Fiziksel Dünyanın Doğası metninden alınmış şu aşağıdaki bölümü okusa, gerçekte Kafka’nın konuştuğunu duyar gibi olur:

“Odaya girmek üzere kapı eşiğinde duruyorum. Karmaşık bir iş. Öncelik­le vücudumun her bir inç karesine 14 librelik bir güç2 ile baskı yapan atmosferi itmek zorundayım. Güneşin etrafında, saniyede yirmi mil hızla dönen kapıyı isabet ettirdiğimden emin olmalıyım, bir saniyeden daha kı­sa ya da uzun sürerse, dayanak millerce öteye savrulabilir. Tüm bunları, yuvarlak bir gezegenden uzaya doğru sarkarken ve vücudumdaki çatlakla­rın arasından saniyede kimsenin kaç mil hızla estiğini bilmediği bir rüz­gâr eserken yapmalıyım. Dayanağım olacak tahta hiç de sağlam değil. Odaya doğru adım atmak, bir sinek sürüsünün içine doğru Okumaya devam et