Arşiv | milliyetçilik RSS feed for this section

Tanrı türkü korusun

24 Şub

-Emre DEMİR-

“Bir ulus, kendi geçmişiyle artık yaşayan bir bağ kuramıyorsa, o ulusun sonu gelmiş demektir. Yaratıcı canlılığın kaynağı, geçmişin birikimindedir. Ancak bir geçmişimiz olduğu zaman, yaratıcı oluruz. Bir ulusun gençliği, zengin bir yaşlılıktır. Bilgelikle gençliğin birleşimidir deha.” -Cesare Pavese, 12 Haziran 1939-

Tanrı türkü korusun. Korumak zorunda. Çünkü Türkler, kendi kendilerini korumayı, bir arada yaşamayı, beceremiyorlar. Olmuyor. Türkler 200 yıldır organize olamadılar. Mustafa reşit paşa’nın çabaları yetmedi. Türkler, Mustafa Reşit Paşa’yı anlamadılar. Bugün sokağa çıkıp Mustafa Reşit Paşa kimdir deseniz, tanıyan Türk bulamazsınız. Çünkü Türkler, Mustafa Reşit Paşa’yı televizyonda görmemişlerdir. Türkler, sadece televizyonda gördükleri insanların gerçekten var olduklarına inanırlar. Televizyon, Türkler için temel gösterendir ve hakikatin tescilini sağlar.

Az önce Tunalı’da yoğun içtim. Öğrenciler dönmüş, Bestekâr müthiş hareketli. Beş biradan sonra yan masalara entelektüel sataşmalar yapıyorum. Minervanın baykuşuyum. Bir kıvılcım çakabilirsem ne mutlu. Niyetim sataşıp olay çıkarmak değil. Santiago’ya bir selam göndermek istiyorum. “Hey Türk gençliği, bu sokaktan Rüşdü Paşa geçti, hatırladınız mı?” Rüşdü Paşa’nın bıraktığı boşluğu, açtığı gediği doldurmak niyetindeyim. Ameller niyetlere göre yazılır. Yan masada üç kız. Kendilerine ait olmayan konuları konuşarak, kendilerine ait olmayan cümleler kuruyorlar. Daha ne kadar tahammül edebilirim. İyi ihtimalle, kızların en geveze olanının üstüne bira dökmeliyim. Hayır, bugün sağımdan kalktım, iyi niyetliyim, i’lerin üzerine nokta değil kalp koyacak kadar da iyimserim. Kız, tahammül edilemez ölçüde politik. Nuray Mert gibi konuşuyor. Kızın problemini anlayabiliyorum. Freud’a çok şey borluyuz. Kız, haziran ayının on ikisinde kurulacak olan seçim sandıklarından bir şeyler bekliyor. Dayanamıyorum, “Frank geldi, biliyor musun?” diyorum kıza. “Frank kim” diyor kız. “Frank Ricciardone” diyorum, “Amerikalıların yeni büyükelçisi.” Tanımıyor. “Ne atıp tutuyorsun o zaman” diyorum. Bir şey demiyor. Bilmediği yerden sordum, çuvalladı. Bu geceyi google’da geçirebilir. Ya da geçirmez. Kadın, olay anında şaşırır. Hepsi odur. Otuz saniye sonra hayat devam eder kadın için. Çıkıyorum mekândan. Kuğulupark’a geldim. Rüşdü Paşa ile yürüdüğümüz geceler, konuştuğumuz konular, çevirdiğimiz kadınlar geliyor gözümün önüne. Ne kadar yalnız kaldığımı hissediyorum. Üstat gitti, Paşa gitti. Fevriyim bu gece. Herkese saldırmak istiyorum. Biri beni terslese ve ağzımı burnumu kırsa istiyorum. Dayak yemeye ihtiyacım var. Konya Lisesi’nde solcular tarafından dövülen Okumaya devam et

Reklamlar

Bu Ülke Bir Acayip Ülkedir

3 Şub

-Erol Güngör-

Bir şark hikâyesinde bütün tarih şu üç kelime ile hülâsa edilir: Doğdular, yaşadılar, öldüler. Bu hülâsa bize nasıl ve niçin sualleriyle ilgili bilgi vermiyor, ama bütün o suallerin arkasında yatan gerçeği en veciz şekilde ifade ediyor. Doğum ve ölüm hakkında aynı kayıtsızlığı, miskin bir teslimiyetle de olsa, hepimiz göste­ririz, ama hayatın hikâyesi üzerinde milyonlarca ton keçiboynuzuna benzer lâf etmişizdir. Bütün bu yığının içinde bir damla balı bulacak insan pek nadir yetişiyor. İşte Cemil Meriç “Bu Ülke” altında neşredilen eserinde bize bu balı veriyor. Hacmi küçük, muhtevası büyük olan bu eseri gördükçe, sözü uzatarak ciltler dolusu kitap yazan, hatta her iki ayda bir yeni eser neşreden son devir allâmelerini hatırlayıp da, topuna birden:

Gılzetin fehmolunur hacm-i kitabından senin

dememek elde mi?

“Bu Ülke” bizim hâlâ devam eden batılılaşma hareketlerimizin kat’î ve veciz bir icmalidir. Siyasî müesseseleriyle, kendine ait dertleriyle, batıl itikat ve hurafeleriyle, her türlü saplantı ve sapıklıklarıyla Avrupa’yı benimseme gayretlerinin altına çizilen yekûn çizgisi. Çizginin altındaki hanede Okumaya devam et

Gururun en kelepir türü, ulusal gururdur..

21 Oca

-Arthur Schopenhauer-

Mevki hırsı,kibir ve gurur. Son ikisi arasında ki fark, gururun kişinin kendi değerinin herhangi bir bakımdan üstünlüğü hakkında zaten sabit olan kanısına dayanmasıdır; buna karşılık kibir, başkalarında böyle bir kanıyı uyandırma arzusudur, bu arzuya çoğu kez bu kanı sonucunda, onu kendine de mal edebilme sessiz umudu eşlik eder.

Buna göre gurur, içten kaynaklanır, bu yüzden kendi kendine dolaysızca aşırı saygı gösterilmesidir; buna karşılık kibir ise böyle bir saygıya dışarıdan, yani dolaylı bir biçimde ulaşma çabasıdır. Buna uygun olarak kibir geveze, gurur da suskun yapar.

Ama kibirli kişi, elde etmeye çalıştığı başkalarının yüksek görüşüne, söyleyeceği çok güzel şeyler olsa bile Okumaya devam et

Milli hayat, devamlılıktır..

19 Oca

-Ahmet Hamdi Tanpınar-

Tanzimat’tan beri itiyat edindiğimiz görüş tarzı bizi kendi tarihimizden uzaklaştırmış yahut bizi ona hiçbir şeyi layıkıyla göremeyeceğimiz bir gözle bakmaya alıştırmıştı.

Belki tarihi her zamandan fazla biliyorduk. Fakat “historicite” denen şeyi, tarihîliği, fert için olduğu kadar milli hayat için de çok lüzumlu ve zaruri olan ve hepimizi bir ağacın kökleri gibi asırların içinden doğru besleyen düşünceyi kaybetmiştik.

Zaman ve hadiselerin okyanusunda, birtakım isimlere ve müphem duygulara, müphem hatıralara tutunarak, onlarla döğüşerek yüzüyorduk. Burada yüzüyorduk kelimesini tesadüf olarak kullanmadım. Köksüz şeyler daima yüzer, Okumaya devam et