Tag Archives: 1683

yatmak

1 Haz

-Rüşdü Paşa-

ince bir kız gördüm, altın renginde kadife yarım şalvar pants, kahve çizme ve sert hatlar. yerçekiminin etkisinde pek değil, havalı, erotik, erik ve post-fordizm öncesi üretilmiş bir spor otomobil gibi gösterişli. tam benim kalem. kendime geldim.

ko is calling, birkaç kelime değiş tokuşu. mobile phone bir ruh hastalığı, barbarlık ve yalnızlık kaçış değil yakalanış olayı, son yalan makinesi ve hiçbir doğru iş için gerekli değil. önümden geçen kitleye çıplak gözle baktığımda bir imge oluşuyor zihnimde: yeniçeriler. dün 1683’tü, siz, hepiniz, yeniçerisiniz, yeni geldiniz, hoş gelmiş olabilirsiniz,

kıtır, bahçe’de yer var. uçuşa geçtim. solucan gibi görünen bir iki erkek arkasına gizlenmiş iki kız, arkada. ko’nun gömlek rengi, mavi, omuzunun gerisinde kızın yüzü bir ay parçası gibi gecemi aydınlatıyor.

kaçıncı kibrit alışım esnasında, ikizler olmanın anlamını soruyorum, evet, yükselenim ikizler, diyor, ben terazi olduğunu söylüyorum, nereden biliyorum, benim işim bu, diyorum, akıl idaresinde bir fahişelik modeli olduğunu söylüyorum, dengesizlik ve akıl show kelimeleri ile saldırıyorum, mutlu oldu, yanındaki koç olduğunu söylüyor, çirkin, ilgilenmedikçe ağzının büyüdüğünü fark ediyorum.

ko, mükemmel. sakin ve ne dersem tekrar ediyor, saçma sapan kelimesi üzerine bir teori geliştirdi, para ve bilgi aynı şey oluyor, bildikçe bilmek istiyorsun, karşındakinin bilmemesi durumu bir haksızlık olarak büyütülüyor, tam da para olayında olduğu gibi, beş milyon dolar hayat boyu yeterlidir, imkânsızdır, parası ve bilgisi olan, karşısındakinin bilgisizliğini, parasızlığını algılayamıyor, kavrayamıyor. ko, yerde, uçmaz. kadınların, kelimelerin ve paraların dolaşımı üzerine olan karalamamı soruyor, bir gösteren olarak kadın, kelime ve para üzerinde düşünmek imkânı aradığımı söylüyorum. kapatmıyor.

ev. mutfak. hunter s. thompson, mutfak’ta çalıştı, mutfak’ta intihar etti, karısıyla konuşurken, Okumaya devam et

yatmak

19 Kas

-Rüşdü Paşa-

 

ince bir kız gördüm, altın renginde kadife yarım şalvar pants, kahve çizme ve sert hatlar. yerçekiminin etkisinde pek değil, havalı, erotik, erik ve post-fordizm öncesi üretilmiş bir spor otomobil gibi gösterişli. tam benim kalem. kendime geldim.

ko is calling, birkaç kelime değiş tokuşu. mobile phone bir ruh hastalığı, barbarlık ve yalnızlık kaçış değil yakalanış olayı, son yalan makinesi ve hiçbir doğru iş için gerekli değil. önümden geçen kitleye çıplak gözle baktığımda bir imge oluşuyor zihnimde: yeniçeriler. dün 1683’tü, siz, hepiniz, yeniçerisiniz, Okumaya devam et

memleket

6 Mar


-rüşdü paşa-

memleket benim için bir teslimiyet. kendiliğinden ve hürmet ile. tam olarak.

memleket hep var. bir hatıra değil, hatıraların yorumlanması olarak. onlardan yeni birşey çıkartıyorum durmadan.

madrid’teyim. madrid’in anne kelimesinin karşılığı olduğu fikri yakın bana. madrid’teki kadınlar ana kadar yakın, birşey söylediklerinde hep şaşırıyorum. madrid’te kendimi evimde hissettiğim bir barda dumanlar arasındayım, içerisi baş döndürücü dumanlı. yerler o kadar çöp dolu ki kendimi rahat hissettirmeme yetiyor. küçük bir masa, barın karşısında. durmadan içki aldığm barmen, konuşmadan ve bakmadan hareket ediyor. her defasında içkimi aldıktan sonra masamdaki tahta koltuğumu kontrol ediyorum, kimse oturmamış olduğunu görmek merakı ile. karşımda aynı kız. sanatçı, saçları darmadağınık, mini etekli, kadın olmaktan sıkılmış, yüksek ruhi arayış içinde, yine yazıyor. göz göze geldiğimizde tebessüm ediyor, kurtuluyor.

memlekette karışık işler oluyormuş, türkler öyle söylediler, karışık ne demekse. bana göre hiç birşey karışık değil. ben her gördüğüm türk’e foucault anlattım, büyük ihtimalle başarısızım, türkler foucault olayında çakıyorlar, her defasında. foucault’nun iktidar içerden yıkılır prensibini bile dedim, birkaç keç, içerisi ve amerika kelimelerine yaptığım özel vurgular ile. o türkleri toplamalı birgün, deep purple şarkısı çalmalı, uçuşan mermileri gör, kelimeleri ile foucault anlatmalı. işe yarar mı? yaradığından değil, keyif için.

türkler, mermileri görmediler. türklerin mermileri görmediğini her gördüğümde şaşırmaya devam ettim. türkler evcilik oynayan bir kabiledir. 1683’te musiki ve felsefe bitmiştir türklerde, at sesleri ve adalet postulası, bitti. senin karışık sandığın musiki ve felsefe yokluğudur. musikinin ve felsefenin olmadığı bir memlekette foucault’nun iktidar içerden yıkılır prensibini söylemenin bir anlamı olmadı.

ispanyolları sevmeye başladım. latin musikisi ve akdeniz erotizmi imgesinin bir karşılığı olarak ispanyol, kendi halinde duruyor ve yan bakmıyor bana. ispanyolcam ilerliyor. gerçek kadın bir ispanyol kadını olarak karşıma çıkabiliyor, inebahtı’dan getirdiğini hissettiğim bir küstahlık ve akdeniz kokusu ile birlikte.

rafael calvo isimli sokakta olan bu bar’da kendimi memlekete yakın hissediyorum. memleket fikri güzel bir fikir olmalı. küçük insanların, evcilik, devletçilik oynadıkları eski ülke. bir yerinden tutsan elde birşey var, öteki yerinden tuttuk elde alakasız başka birşey. ‘bir memleket o da var bu da var olmaz kardeşim’ diye anlamsız bir cümle geliyor aklıma, şu kardeşim kelimesinin sahteliğinden rahatsız olarak. ‘bu memleket fransız devriminden sonra ve fransız devrimi ile kurulmadı’ demek geliyor, karşılık olarak. viyana’da olamadığımız için bu böyle oldu.

hayatımı bu barda ve bu zaman diliminde sabitleyebilirdim, sabitleme gücüm olsa. sanatçı kadın da aynı yerde durmalı, herşey böylece sabitlenmeli.

senin için hüngür hüngür ağlayabilirim, madrid.