Tag Archives: adorno

Kanadığında kendini bir yara gibi hisseden kadın..

12 Eki


-Theodor Adorno-

Dişil kişilik ve model aldığı kadınlık ideali, erkek toplumunun ürünleridir. Çarpıtılmamış doğa imgesi, ancak çarpıtılmış bir halde, kendi karşıtı olarak ortaya çıkabilir. Eril toplum, insani olduğunu iddia ettiği noktada, kadınları kendi düzelticisine dönüştürmekte ve kendini böyle sınırlarken aslında efendinin yine kendisi olduğunu açığa vurmaktadır. Dişil kişilik, tahakkümün bir negatif kopyasıdır. Ama bu yüzden de aynı ölçüde kötüdür.

Burjuva yanılsamasının çerçevesi içinde “doğa” olarak adlandırılan her şey, toplumsal sakatlanışın izidir sadece: Bir yara dokusu. Kadınların kendi fıziksel doğalarını bir hadımlık hali gibi yaşadıklarını öne süren psikanalitik teori doğruysa eğer, maruz kaldıkları nevroz da onlara hakikatin hiç değilse bir ucunu gösteriyor demektir. Kanadığında kendini bir yara gibi hisseden kadın, kocasının işine öyle geldiği için Okumaya devam et

onlara vakit tanı

17 Ağu

-Cenk ÖZKÖMÜR-

“aşkta adaletin sırrı, aşkın da dilsizce söylediği gibi,

her türlü hakkın iptal edilmesidir.”

theodor adorno

saçmasapan biralar, anadillerini konuşmayan sevimli kızlar, başka dilleri konuşurken sevimlileşen lüzumsuz kızlar, başka dil konuşmayarak ideal’i bozmayan kadınlar, erotik kadınlar, mütemadiyen bana dönen, yüzüme bakmayan, ona baktığımı bilen, izlendiğinin farkında olan gerçek kadınlar, anadilinde yalan söylemekle başka dilde yalan söylemenin farkını bilenler, nasyonalite fark etmiyor, çok dilli yalan makineleri, kadın kadındır, yalan da yalandır, öyle midir, güzel dudaklar, kaçırılan gözler, küt saç, beni heyecanlandıran güzel, yürümeyen süzülen güzel, bir fransız’la 20. yüzyıl fransasını konuşma çabası, milliyet çok geride bir şey, keman sesi, tchaikovsky, bir sanat eseri olan kadın, yüzündeki her ayrıntı kalemle çizilmiş, hünerli bir el tarafından çizilmiş kadın, bana hüner kelimesini kullandıran kadın, yeni kelime üretmeli, duruş’u olan, duruş sahibi olmanın her şey olduğunu bilen kadın, üslûp, style is character, diyor baudelaire.

adorno: “aşağılanan, onuru kırılan kişide, bütün bedeni yakıcı bir ağrıyla ışımış bir insanınki kadar şiddetli bir iç aydınlanma olur.”

nezaket gerçekle uyuşmaz çoğu zaman, cesaretle de ilgili olmalı, kabahati üzerine almak nezaketten de olur korkaklıktan da, bilmiyoruz, artan bir güzellik, sürekli yükselen bir zirve, aşkın körlüğü, Okumaya devam et

Akıllının ahmaklığı

3 Haz

-Adorno-

Schiller’in dil tavrı, alt sınıflardan gelip de ilk kez girdiği kibar topluluk içinde ne yapacağını şaşıran ve sesini duyurmak için avaz avaz bağıran gencin durumunu getirir akla: Gücün ve saygısızlığın karışımı.

Almanlar tumturaklı söylevciliği Fransızlardan almışlar ama provayı birahanede yapmışlardır. Sınırsız ve giderilmesi imkansız talepleriyle bir horoz gibi kabaran küçük burjuva, sahip olmadığı bir iktidarla kendini özdeşleştirirken, mutlak tin ve mutlak dehşete varacak kadar ileri gider. Bütün idealistlerin ortak özelliği olan ve insanlığın tümünü içermeye yönelen fazlaca görkemli yücelikle -yaşıyor olmaktan başka özelliği olmayan küçük şeyleri canavarca ezmeye her zaman hazır bir yücelik- burjuva şiddet adamlarının kaba gösterişçiliği arasında çok yakın bir işbirliği vardır. Tinsel devlerin vakur duruşu, boş kahkahaya, patlamaya ve vurup kırmaya yatkındır.

Büyük harfle Yaratış derken, benliklerini şişirmeye ve bütün sorunları küçültmeye yarayan o zorlayıcı istenci kast ediyordur bunlar: Pratik aklın önceliğinden teori nefretine giden yol her zaman bir adımlıktı. Düşüncenin bütün idealist devinimlerine içkin bir dinamiktir bu: Hegel’in dinamiği yine kendisiyle düzeltme yolundaki sınırsız çabası bile o dinamiğe yenik düşmüştü.

Dünyayı bir ilkeden çıkarsama isteği, iktidara direnmek yerine onu Okumaya devam et

hayatta kalmalı

22 May

-Cenk ÖZKÖMÜR-

“sen benim hiçbir şeyimsin

yazdıklarımdan çok daha az”

attilâ ilhan

yıllar sonra, ondan gelen ilk haber gösteriyor: değişiklik yok. pek yok. ilk sözlerin aldığı biçime, devraldığı göreve güvenmeli: yapacak başka bir şey yok.

izlenim şu: o da, benim gibi, çok yalnız.

dünyanın öteki ucu falan yok. bir uç yok, mekân ve zamanda.

iki zamanlı yaşamalı. en az iki. ortak bir zaman’da yaşamalı. bir zaman kurmalı: iki kişilik var olma. en az iki. borges öykülerindeki zamansızlık. borges’in bizi mekân ve zamanın dışına çıkartması. çıkmalı: yok sayarak değil. karşısında değil, dışında durarak. karşısında durmak: mutlak yenilgi. ece ayhan, söyledi, sivillik için: “devletin karşısında değil; dışında bulunmak” bir nevi, bu.

şimdiki zaman’dayım: öncesi ve sonrası ile; bulunduğum mekâna, başka yerleri, bildiğim bilmediğim her yeri, hesaba katarak bakıyorum, bakmalıyım. bunu yapabilmek, büyük bir tekâmül ve huzur sağlıyor. bu bir zaruret. hayatta kalmalı. hayat güzel. kimse, bir yere kaçmıyor; aynı zaman’ı hissederken, kimse bir şey kaybetmiyor, kimse kimseden uzaklaşamıyor, kaçamıyor. şimdiki zaman’da elini çabuk tutamazsın. olmaz.

*

yaparken mutlu olduğun birçok şey için, ileride pişman olursun. pişmanlık-mutluluk kavgası değil problem; mutluluk algısı.

adorno: “hakikat için geçerli olan Okumaya devam et

Yaralarım Benden Önce de Vardı…

27 Nis

-Ulus Baker-

Metafiziği altetmek, demişti Heidegger, imkânsız! O, basit bir felsefi eğitim yöntemi değildir. Sanki birilerinin fikrini, kanaatini reddediyormuş gibi onu silip atamazsınız. Nietzsche’nin “hakikat sorunu” konusunda vurguladığı gibi, Dünya’nın Batısında yaşayan bir insan türü “metafizik” olmadan değil düşünmek, yaşayamaz bile.

Bilginin “bir şeyleri bilmesi” modern metafizik varlıkbiliminin temelini atan Descartes’ten beri, Batı düşüncesinde neredeyse Varlığın tanımının ta kendisi haline geldi. Tanım ise kesinliktir.

Freud, Heidegger ile paralel okunması gereken bir pasajında çağımızın çağrısını dışa vurmuştu: Bana hakikati değil, kesinliği ver. Nereden geliyor bu garip emniyet tutkusu, güvenli kesinliğe bunca yakarış?

Heidegger aşağıdaki satırları yazarken, bir anlamda onun felsefi damarlarından biri olan Ernst Jünger’in erken dönem eskatolojisinden pek uzakta değildir: “Varlık ilk hakikatinde olurken, istem olarak Varlık kırılmalı, dünya mahvolup gitmeye bırakılmalı, insanlar yalnızca emekleriyle baş başa bırakılmalı. Ancak böyle bir çıkış sonunda Köken’in aniden bir yerlere oturması uzun bir zaman sürecek şekilde mümkün olacak… İşte bu olay daha şimdiden gerçekleşti. Bu olayın sonuçları dünya tarihinin bu yüzyılda başından geçen olaylardan başkası değildir.”

Bahsedilen “sonuçlar”ın Ernst Jünger’in doğumevi, yani Birinci ve İkinci Dünya Savaşları olduğu besbelli. Onu Heidegger’den ayıran tek belirti, iki savaş arasının adamı olmaktan çok, savaşın kendisinin adamı olmasıdır. Birinci savaşın romantik gazisi; Okumaya devam et

ayak bileklerinden belli oluyor bir kadın

29 Mar

-Emre Demir-

incecik bilekli cins ayaklarına

kırmızı dağ topraklarını giymiş

y. z. ortaç

şanslıyım, dünyanın en güzel kadını şu an önümde yürüyor, kadının ayak bileklerini görebiliyorum, işim yok, kadını mümkün olan son ana kadar takip edebilirim, bilinçaltımda bu kadar yer kaplamasına rağmen bugüne kadar herhangi bir kadının ayak bileği üzerine hiçbir karalama yapmadığımı fark ediyorum, işte bir fırsat, bunu yazmalıyım,

kadını durdursam ve Adorno’dan bahsetsem ona, fetişizm yoksa mutluluk da yoktur, Adorno’nun adını duymamış olduğuna eminim, büfenin önünde durdu, dergilere bakıyor, devam ediyor, bu kadının ayak bilekleri üzerine şiir yazmalıyım belki, şiire daha çok gider gibi duruyor, kadının bir müzikalitesi var, ritmik, bir şarkıya eşlik eder gibi yürüyor, her adımı bir nota, slow bir şarkı, Nietzsche düşüncenin hantallığından bahsederken İngiliz kadınlarının ayaklarını emsal gösteriyor, bir kadının ayak bileğinin Adorno ve Nietzsche çağrışımları barındırması ne garip, hayır değil, çağrışımlar kadının ayak bileğine içkin değil, kadının ayak bileğinin bendeki imgesi Okumaya devam et

“Demek hep aldanmış ve budala kalmalıdır aşk”

14 Şub

-Theodor Adorno-

Aşağılanan, onuru kırılan kişide, bütün bedeni yakıcı bir ağrıyla ışımış bir insanın ki kadar şiddetli bir iç aydınlanma olur. Anlar o zaman: hep unutkan olan aşkın o kopkoyu körlüğünde bile bir körleşmeme, körleştirilmeme isteği alttan alta sürüp gitmiştir. Haksızlık edilmiştir ona; böylece bir tazminat hakkının doğduğunu düşünecek ama bu tazminatı geri çevirme zorunluluğunu da duyacaktır, çünkü arzuladığı şeyi ancak özgür bir insan verebilir ona, verip vermemekte serbest olan bir insan… İşte reddedilmiş kişiyi insanlaştıran da bu sancılı iç hesaplaşmadır.

Aşk genelden tikele bir kaçıştır hep, genelin hakkı hep tikele verilebilse de, bu kaçış her zaman genele bir ihanet olarak gerçekleşir. Demek genelde başkalarının özgürlüğü, özerkliği biçimini alarak tikelden öcünü almaktadır şimdi. Genelin etkisini hissettiren red cevabı genelden dışlanma olarak görünür bireye, aşkını yitiren adam böylece aslında kendisini herkesin redettiğini kavrar; hiçbir avuntuya gönül indirmemesinin de nedeni budur. Yalnızlığının duygusuz akıldışı şiddeti sadece bireysel kalan bütün doyumların bütün kazançların yalan olduğunu da öğretir ona.

Ama böylece genelin şu çelişik hakikatini de anlamaya başlar. Sevdiği kişi tarafından sevilmek Okumaya devam et