Tag Archives: alberto manguel

Görüyorum, o halde düşünüyorum..*

24 Haz

 -Emre DEMİR-

“Aydınlıkta başkalarının uydurduklarını okur,

karanlıkta kendi hikâyelerimizi uydururuz.”

Alberto Manguel

Rüyalarımızın, yaşadıklarımızdan daha anlamlı olduğu muhakkak. Rüyada bir seçki var. Yaşamda ise, dizgi. Yaşam, kurgusal değil. Akıyor. Evet, bir şeylere göre akıyor ama akışın dolaylı olması, kurgusal olması anlamına gelmiyor.

Şu’nu teşhis etmek gerekir: Rüya, yaşanacak olanın habercisi değil; yaşanmış olanın çağrışımı.

Bazen, bir cümle buluyorum. Üzerine karalama yıkabileceğim bir cümle. Başlıyorum yazmaya. Olmuyor. Olmuyor sandığım şey, kendi tıkanıklığım olmalı. Olur. Olmaması için neden yok. Bu sonsuz kelimeler, düşünceler, kavramlar evreninde, her cümle, her yere gidebilir. Tek bir cümleden, koca bir roman çıkar. Olay örgüsü, karakterler, mekânlar, önemsiz ayrıntılar. İlk cümleyi bulacaksın. O tek cümleyi. Her kütüphane tek bir kitaba, her kitap tek bir cümleye indirgenebilir.

Her yaşam da, tek bir rüyaya indirgenebilir. Yazmak, uyanıkken rüya görmeye çalışmak oluyor.

*

Albert Camus, çözülememiş tek felsefi sorunun intihar olduğu iddiasında bulundu. İntiharın anlaşılmayacak bir yanı yok. Yaşamayı ısrarla sürdürmek, daha ciddi bir felsefi sorun olarak görünüyor. Çözülememiş tek felsefi sorun diye bir şey varsa, bu, rüya’dır. Freud rüya’yı açıklamadı, rüya’dan faydalandı. Rüya’nın tek işlevi, bilinçaltı canlandırmalar sahnesi olmak değil.

Manguel şunu not etti: “Karanlık, konuşmayı kışkırtır. Aydınlık, sessizliktir.”

Şunu da ekledi: “Aydınlıkta okuruz. Karanlıkta konuşuruz.”

Karanlığın kışkırtıcı etkisiyle rüya oluşuyor. Rüya, konuşmaktır. Uyanık olmak, sessizliktir. Konuşmak, görmek demek değildir. Blanchot: Parler c’est pas voir.

Semih Kaplanoğlu’nun Bal filmi, Yusuf’un derin bir uykuya dalmasıyla bitiyor. S. Kaplanoğlu, Ece Ayhan’ın şiirlerini ve Ulus Baker’in yazdıklarını okudu. S. Kaplanoğlu, bilir.

Rüyanın, çözülememiş tek felsefi mesele oluşu şundan; Okumaya devam et

Babil ve İskenderiye..

7 Nis

-Alberto Manguel-

Babil Kulesi -ayakta kaldığı süre boyunca- evrenin birliğine olan inanışımızın kanıtı olarak ayakta kalmıştı. Rivayete göre, Babil’in giderek kararan gölgesinde insanoğlu dilsel sınırları olmayan bir dünyada yaşar, gökyüzünün de en az somut yeryüzü kadar kendi hakları olduğuna inanırdı.

İskenderiye Kütüphanesi (olasılıkla Babil’in dikildiği yerden daha sağlam bir zemindeydi) ise bunun tam tersini, evrenin şaşırtıcı bir çeşitlilik olduğu ve bu çeşitliliğin gizli bir düzeni bulunduğunu kanıtlamak üzere yükselmişti.

İlki, yeryüzünden gökyüzüne bütün varlıkların sözlerini dile getirdiği tek, sürekli, tek dil konuşan bir tanrı sezgisini; ikincisiyse, bu sözleri içeren kitapların her birinin başlı başına karmaşık bir düzen olduğu, her birinin yaratılışın tümüne seslenme özelliği taşıdığının doğruluğunu kabul eden inanışını yansıtırdı.

Kaynak: Geceleyin Kütüphane, YKY, S.29

Musibet beyaz kabuklar..

19 Mar

İster eski olsun ister yeni, kitaplarımdan uzak tutmaya çalıştığım tek işaret türlü uğursuz satıcıların kitapların arka kapaklarına yapıştırdıkları fiyat etiketleridir.

Bu musibet beyaz kabukları söküp çıkarmak hiç kolay değildir, cüzam yaraları bırakıp yılların tozunu ve tüyünü üzerlerine çekerek bende onları icat edenlerin zamk cehenneminde cezalandırılması isteğini uyandırırlar.

Kaynak: Geceleyin Kütüphane, YKY, Alberto Manguel, S.24

Tüm zamanların en büyük kitap hırsızı: Kont Guglielmo Libri

21 Oca

-Alberto Manguel-

Libri-Carucci della Somaia Kontu Guglielmo Bruto İcili Timoleone, 1803 yılında Floransa’da Toskanalı kökenli ve soylu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Hukuk ve matematik eğitimi gördü ve matematik konusunda öyle usta oldu ki, daha yirmi yaşındayken ona Pisa Üniversitesi’nde bir kürsü verdiler.

1830 yıllında milliyetçi geçinen bir teşkilatın –Carbonari’nin- tehditlerine dayanamayarak Paris’e gittiği söylenir. Kısa süre sonra da Fransa vatandaşı olmuştu. Adı Libri olarak yankılana Kont, Fransız bilim adamlarından kabul gördü ve Fransız Enstitüsünün üyeliğine alındı; Paris Üniversitesinden matematik profesörü oldu ve bilimsel çalışmaları karşılığında Legion d’Honneur nişanını aldı. Oysa Libri, bilimden öte ilgi alanları olan biriydi. Kitaplara tutkundu ve 1840 yılına gelene değil, çok büyük bir koleksiyon oluşturmuştu. Elyazmaları ile az bulunan kitapların ticaretini yapıyordu. Kraliyet Kütüphanesinde iki kez görev almak istedi ama başaramadı. Sonunda 1841 yılında “tüm halk kütüphanelerinde var olan, eski ve yeni, eski ya da çağdaş dillerde yazılmış kitap ve yazma varlığının dökümünün yapılması, ayrıntılı bir kataloğun derlenmesi” için kurulmuş bir kurula sekreter oldu.

British Museum’un Elyazmaları bölümü sorumlusu Sir Frederic Madden, Libri ile 6 Mayıs 1846’daki ilk karşılaşmasını şöyle anlatıyor: Okumaya devam et

Okur – Yazar

23 Eyl

-Emre DEMİR-

kursatemredemir@yahoo.com

 

“Kim efendi olacaktır?

Yazar mı, okur mu?”

Denis Diderot

 

“Kayadan taş söker gibi okuyun”

Mehmet Kaplan

 

“İyi bir kitap okumak istediğimde,

oturur bir tane yazarım”

Benjamin Disraeli

 

Okur ve yazar, iki ayrı kişilik midir? Yazmayan/yazamayan okur olabilir; peki, okumayan yazar olabilir mi?

İyi bir okur, amatör bir yazar olmaya hak kazanmış demektir. Yani yazarlık, okurluktan daha sonra ulaşılan bir mertebe.

Burada önemli bir husus: Yazarlığın, okurluktan daha sonra ulaşılan bir mertebe olması, yazarı, okurdan daha üstün yapmaz. Aralarında hiyerarşik bir ilişki yok. Yazarın, yazdığı kitapla ve okurun, okuduğu kitapla kurduğu ilişkilerden biri diğerinden değerli değil.

 

Çok acıdır: Birçok okur, yazar olduktan sonra, okumaya ihanet ediyor. Okumanın bir nihayeti olduğunu düşünüyor olmalılar. Fakat son nefeslerine kadar yazmaktan geri kalmıyorlar. Halbuki tersidir: Yazmanın bir nihayeti vardır, ancak okunan her kitap bir bidayettir. (Öte yandan Borges derki, “yazarken, içimizde bir şey teorilerimize rağmen gelişir.” Yazının nihayeti olduğu, tartışmalı. Ama bir nokta var elbet, noktalama işareti olarak bir nokta.)

Şu kesin: Her yazma eylemi bir bidayet olmayabilir; yazma, çoğu kez kendisinden önce yazılanları tekrar eder, farklı bir kurguya sokar. Ve fakat her okuma eylemi yenidir. Okumaya devam et