Tag Archives: cinsellik

içmeye ve böyle yaşamaya karar verdim

5 Şub


-Rüşdü Paşa-

“gerçekçilik bende bir yanlışlık izlenimi uyandırıyor”

bataille

gerginim. gerginlik kelimesinin ötesinde bir uç hal. birşey duyduğumda patlayabilirim.

bir kadın gözümde büyüyor. the kadın bir şekil olarak herşey için uygun. zagreb’te the kadın’la şarap içmek istiyorum. zagreb, ölü bir yer, erken kapanan bir bar, kadın ile ben için çok uygun. the kadında ilgimi çeken aptalların etkime şansının olmamasıdır. beni tedirgin eden şey, the kadın karşısındaki iletişim talepsizliğimdir. o beni kendisi ile ikame ediyor. yer değiştiriyoruz. beni etkileyen şey, o’nun beni benden kurtarması oluyor. kendiliğindelik bir mucizedir.

tanrı ile kelimelerle konuşmam ben. konuşamam.

varoluş kıpırtısını kaldırabilirim, şimdilik. tanrı’yı gizlemek işime geliyor. bir kıpırtı ile geçiştirmek daha iyi.

cinsellik makinasının hareketi kader olarak varsayılabilir. korku ve temkin.

ne bir tarihçiyim ne de bir şair. kaçıyorum. beklemedeyim. her sabah Okumaya devam et

Aklın şeytansı işlevi, huzur bozucu olmaktır..

20 Oca

-Susan Sontag-

Kraus denemesi, Benjamin’in zihin yaşamı üzerine yazdığı en tutkulu, en sapkın savunma yazısıdır.

Adorno, “aşırı zeki” olmanın hain lekesi, Benjamin’i hayatı boyunca tedirgin etmişti diye yazmıştır. Benjamin, bu kaba saba lekelemeye karşı, yerinde -yani ahlaksal olarak- kullanıldığında zekanın “insanlık dışı” olduğu bayrağını gözüpekçe yükselterek savunmuştu kendini.

“Yalnızca cinselliğin koruyucu kanatları altında varolabilen fahişelik gibi, yazarlık yaşamı da, yalnızca aklın koruyucu kanatları altında gerçekleşebilen bir varoluştur” diye yazıyordu. Bu, hem fahişeliğin kutsanması, hem de Benjamin’in, hiç de ihtimal verilmeyecek bir biçimde Kraus’u kullanarak yaptığı gibi, yazarlık yaşamının kutsanması demektir; çünkü “salt aklın has ve şeytansı işlevi, huzur bozucu olmaktır.”

Modern yazarın ahlaksal görevi yaratıcı olmak değil, yıkıcı olmaktır -sığ içedönüklüğün, evrensel insancıllık kavramının rahatlatıcılığının, züppece yaratıcılığın ve boş sözlerin yıkıcısı olmaktır.

Kaynak: Sanatçı: Örnek Bir Çilekeş, Metis Yayınları S.118

Takdir etmek gerek

6 Eki

-Rüşdü Paşa-

Takdir etmek gerek. Takdir etmek, sanat için imkân veriyor. Hürriyet.

Doğru söyle. Gerçek ol. Hemen hareket et. Tutkulu ol ve bildiklerini anlat. Ve durmasını bil. Nerede duracağını bilmek bir sezgi olayıdır. Bilgiden üstte.

Kadının sahteliği, hakiki olmak için çıkış sağlar. Kadın, toplumsal bir yer değiştirmedir Bir hanımefendi, bir fahişe gibi olmalıdır. Bir fahişe de bir hanımefendi gibi. İşte kadın diyalelektiği budur. Kadından kurtulmak sezgisel olarak mümkün.

Kadının olmadığı herhangi bir yer kütüphane oluyor. Okumaya devam et

cinsellik kişisel hayatın göstergesidir

10 Kas

-Rüşdü Paşa-

 “gülmek, gözyaşlarından daha kutsal ve hatta daha anlaşılmazdır.”
 bataille

kadın, gösterir. kadın, görüntüden ibarettir. birleşen, değişik kadınların parçalarıdır. kadın, birleştirildiğinde birşeydir.

kadın kelimesinin kibarı bayan kelimesi değildir. karı kelimesinden kadın kelimesine, kadın kelimesinden bayan kelimesine geçmek imkanı yok. geçmeye çalışanlar olabilir. takılma olur. takılma, geç fark edilen şeydir.

hakiki kadın kibarlık talep etmez. kibarlık, tuzak dışında birşey. zarafet bir erkek hareketidir ve kadına yönelmez.

cinsel yaşam ve ölüm, dine bağlı kutsal bir alan oluşturdu.

kadın derininde cinsellik varsa kadın, kadındır. cinsellik, göstergedir. cinsellik, pratik göstergedir. cinsellik, yoğunlaştırılmış tarihtir. cinsellik, yoğunlaştırılmış tarihin pratik göstergesidir.

nietzsche’ye göre, kelimeler, yorumlardan başka bir şey değildir.

sözcükler nietzsche’ye göre bir gösterilen belirtmezler, bir yorum dayatırlar.

kapital’in birinci cildinde, paranın işlevi bir göstergedir. nietzsche’de sözcükler, adalet ve iyilik ve kötlükle ilgili sınıflandırmalar, sonuç olarak göstergeler, maskedir.

yorum, kendisini sonsuza kadar yorumlama, kendine her zaman yeniden kavuşma zorunluğuyla karşı karşıyadır. buradan iki önemli sonuç çıkar. bir: yorum bundan böyle her zaman kimin yorumlaması olacaktır; gösterilen içindeki yorumlanamaz, dipte olan yorumlanır: yorumu yapmış olan. yorum ilkesi yorumcudan başka birşey değildir ve bu nietzsche’nin ‘psikoloji’ sözcüğüne verdiği anlamdır. ikinci sonuç, yorum her zaman kendini yorumlamak zorundadır ve kendine geri dönmeyi ihmal edemez. yorumun ölümü, göstergelerin varlığına inanmaktır. birinci olarak, gerçekten anlamlı ve sistematik işaretler olarak göstergelerin var olduğuna inanmaktır. tersine yorumun yaşamı, yorumlardan başka bir şey olmadığına inanmaktır. yorumbilgisiyle göstergebilimin iki amansız düşman olduğunu iyi anlamalıyız. gerçekten de, göstergebilime geri çekilen bir yorum bilgisi göstergelerin mutlak varlığına inanır: yorumların şiddetini, tamamlanmamışlığını, sonsuzluğunu terk eder, belirticinin terörünü egemen kılar ve dilden kuşkulandırır. burada marx’tan sonra marxism’le karşılaşıyoruz. tersine, kendi üstüne kapanan bir yorumbilgisi kendilerine işaret etmeye devam eden dillerin alanına girer, delilik ve katıksız dilin ortak bölgesine girer. nietzsche ile karşılaştığımız yer burasıdır.

yorum, nietzsche’de durmuyor ve gerçeklikin harcını oluşturuyor. dünyayı yorumlama ve dünyayı değiştirmek nietzsche’de iki ayrı şey değil.

kesin olan bir şey olmalı. göstergenin öneminin göstergeye atfedilen önem ve itibarda yaşandığı açık olan belli bir değişiklik onsekizinci yüzyıl sonunda ya da ondokuzuncu yüz yıl başında meydana geldi. kelimenin klasik anlamı ile filolojinin keşfi ve saire kültürel göstergeler dünyamızı yeniden düzenlediler. yalnızca hegel’de değil, hegel’in tüm alman çağdaşlarında var olan, çok geniş anlamda ele alınan doğa felsefesi türünden şeyler, göstergeler rejiminde, o dönem kültüründe meydana gelen bu değişimin kanıtıdır kuşkusuz.

(devam etmek mi? istiyordum, ama aldırmıyordum şimdi. yararı yok çünkü. yazdığım sırada canımı sıkan şeyi söylüyorum: herşey anlamsız mı acaba? yoksa herşeyin bir anlamı mı var? bunu düşünmek beni hasta ediyor. sabahları uyanıyorum -milyonlarca insan gibi; kız çocukları, erkek çocukları, bebekler, yaşlılar; hiçbir zaman dağılmamış uykular….ben ve bu milyonlar, bizim uyanmamımızın bir anlamı var? gizli bir anlamı?  elbette gizli! ama hiçbir şeyin anlamı yoksa, boşuna çabalıyorum: kurnazlıklardan yararlanıp gerileyeceğim. kendimi koyverip anlamsızlığa satacağım: benim için bu, bana işkence eden, beni öldüren cellat, en ufak bir umut ışığı yok. ama ya bir anlam varsa? bugün bilmiyorum bunu. yarın mı? ne bileyim? ‘benim’ işkencem olmayan bir anlam düşünemiyorum, bakın bunu iyi biliyorum. ve şimdilik: anlamsızlık! bay anlamsızlık yazıyor, deli olduğunu anlıyor: bu korkunç bir şey. ama deliliği, bu anlamsızlık -ansızın ‘ciddi’leştiği için- tam olarak ‘anlam’ mı? (hayır, hegel’in bir deli kadının ‘kutsanması’ ile bir ilgisi yok…) yaşamım ancak anlamsız olması koşuluyla bir anlam taşır; deli olayım: anlayabilen anlasın, ölen anlasın…böylece, varlık işte burada, nedenini bilmeden, soğuktan titreyerek…sonsuz büyüklük, gece onu kuşatıyor ve kesinlikle bile bile orada bulunuyor…’bilmemek’ için. ama tanrı? onun hakkında ne diyorsunuz rahat ve güzel konuşan baylar, inançlı baylar? devam edecek miyim? bitirdim. george bataille, madam edwarda.)