Tag Archives: cioran

yalan

28 Ara

şdü paşa-

‘kendinden nefret eden alçakgönüllü değildir’

cioran

bir: hayata olan inancın kaybedilmesi. iki: herkesin kaçıp gitmesi, gitmeye karar vermesi, gitmek için eylem yapması. üç: yalnızca sorunların gerçek olması ve onların geçiciler tarafından yok sayılması.

bir, iki ve üç’den yukarıda. yukarıda olan, başlatıcı işlevi ile orada.

yalan, kısa vadede çözüm olarak işletilen, yokedici teknoloji. söyleyenin intiharı, gerçeklikle Okumaya devam et

Reklamlar

Haftanın notları: Mahrem

1 Eki

-Emre DEMİR-

Hiçbir şeyin tesadüf olmadığını anlatmaya çalışıyorum, anlamıyorlar, tesadüf görmeyi bilmektir, “böyle tesadüfler de hep seni buluyor” dedi bana, beni bulmuyor, ben senin tesadüf dediğin şeyin farkına varıyorum, sen geçip gidiyorsun.

*

Metallica – The day that never comes. Neredeyse iron maiden düzeyinde bir şarkı. Yaklaşmışlar. Ancak yaklaşılabilir zaten.

*

“Alçakgönüllülükte alçaklık vardır.” İsmet Özel

“Kendinden nefret eden, alçakgönüllü değildir.” E.M.Cioran

*

Paul Weller – You do something to me.

Flashbacks of a Fool filminde, tam da benim hikayeme yakın birşeyler var. Kaçış var, dönüş var, kaçmayı becerememek var. Şu: Hayatı mevcut koşullarla yaşayacaksın. Gelecek gelir, geldiğinde gereğini yaparsın. Durduğun bir yer var ve o yere göre hareket edeceksin. Birkaç yıl öncesine kadar, içinde bulunduğum şartların geçici olduğunu, bir müddet sonra ideal bir düzene geçeceğimi sanıyordum. Hatta hayatımdaki insanlara bile gelip geçici gözüyle bakıyordum. Olması gereken bir şey, olması gereken kişiler vardı, o şeyler henüz olmamış ve o kişiler henüz hayatıma girmemişti.. Ne hastalık! Hayat akıyor, filmi bir kere kaçırdın mı, bir daha zor yakalarsın.

*

Bu şarkı da filmle ilişkili: if there is something – roxy music

*

Mütemadiyen Proust okumalı.

“Aşklarımızı çevreleyen Okumaya devam et

Pavese’nin eylemi: Çıkış’ı eylemsizlikte bulmak

16 Nis

-Cenk ÖZKÖMÜR-

“Kendimi yalnız bırakmamak için bütün gece aynanın karşısında oturdum.”

Cesare Pavese

Türkiye’deki meraklı okurlar, İtalyan yazar Cesare Pavese’yi okumadan evvel, muhtemelen Tezer Özlü’nün metinlerinde rastlamışlardır onun ismine. Tezer Özlü, Pavese’nin izine nasıl düşmüşse, okur da her ikisinin peşine düşmüştür onun sayesinde ve güzel olanı: ikisi de aynı sertlikte çarpmıştır okuyanı!

‘Bunalımda olmak’ tabiri, günümüzde sıklıkla kullanılıyor ve fakat, içi boş olarak. Popüler kültürün bir getirisi bu da: en basitinden, çözüm önerileri ‘satmak’ için, herkesin en ufak bir sıkıntısı, ‘bunalım’ olarak sunuluyor. Somut bir ‘bunalım’ tanımı yok ve olamaz da; ancak, bunalım diyerek adlandırılan bu ruh durumuna –meselâ- ‘sıkılmak’ diyemez miyiz biz?

Zira, bunalımda olmak, aslında varoluşsal bir problemi ifade eder ve içerir. Bu, gündelik’i tabii ki kapsar; fakat, o kadarla sınırlı değil.

Bulantı’daki Roquentin’in yaşadıklarını düşünelim örneğin: varoluşçuluğun ana fikrini günlük pratiklere dökerek izah ettiği romanında Sartre’ın karakterine yaşattığı, bir can sıkıntısı mıdır, bunalım mıdır; ya da sadece bulantı mı…

Okumaya devam et

“Camus, ikinci sınıf bir yazar…”

1 Oca

-E. M. Cioran-

Camus’yü okumuştum ve ona özellikle de bana dürüst bir insan gibi geldiği için saygı duyuyordum; yoksa, bence vasat, bir yazar olarak ikinci sınıftı. Bir gün, yayınevinde “Bozulmanın Elkitabı”nı (Precis de la decomposition) okumuş ve bana şöyle dedi: “Şimdi, fikirlerin dolaşımına girmeniz gerekiyor…” “Git işine!” dedim ben de.

O, bana ders verecek, ilkokul öğretmeni kültürüyle, anlayabiliyor musunuz? Birkaç yazar okumuş, felsefe kültüründen hiç nasibini almamış, kalkıyor bana ders veriyor: “şimdi…” sanki küçük bir öğrenciyle konuşuyor. Ben de çektim gittim. Bu, benim için çok aşağılayıcı olmuştu.

Kaynak: eXpress, 1 Temmuz 1995