Tag Archives: ece ayhan

Ece Ayhan ismi bende bir hüzün de yaratır..

4 Kas


-İsmail Beşikçi-

Ece Ayhan’la 1991 sonlarında Ankara’da Onur İş Hanı’nda karşılaşmıştık. Yurt Kitap Yayın’a ziyarete gelmişti. O zaman el örgüsü bir kazak giyiyordum. “Bu kazağı fotoğraflarda da görüyorum” dedi. Bu kazaktan hareket ederek, ruh halimi, aile ilişkilerimi tahlil etti.  Çok mutlu olmam gerektiğini, zaten öyle olduğumu söyledi.

Osmanlı toplum yapısı, devlet, devletin baskı araçları, toplumda aydın kategorisinin nasıl oluştuğu, işlevi, resmi görüş gibi konularda konuşmuştuk. İdris Küçükömer’le ilgili olarak da konuşmuştuk. İdris Hoca ortak bir tanıdıktı.

Ece Ayhan muhalif bir şairdi, aynı zamanda yazardı. Bir etikçiydi. Mülkiyeliydi. Bu düzende Mülkiye’nin ne anlama geldiğinin bilincine varmış çok az Mülkiye’liden biriydi.

Devlet ve Tabiat kitabındaki, Meçhul Öğrenci Anıtı şiiri bu bakımdan dikkate değer. Bu şiirde Ece Ayhan, devletin, yığınlara hizmet götürmede bir teknik araç değil, Okumaya devam et

Rüşdü Paşa 12 Temmuz için yazdı: ece ayhan bir köşede dik bakıyor

11 Tem

 -Rüşdü Paşa-

 

12 temmuz için

1.ece ayhan, akif kurtuluş’a mektuplar yazıyor.

2.ece ayhan’ın mektuplarını kötülük topluluğu üyeleri okumadı.

3.türkiye’de kötülük topluluğu’nu ece ayhan adlandırdı. türkiye’de bir kötülük topluluğu var ve her kötülükten sorumludurlar.

4.kötülük topluluğu üyelerinin bir listesi internette yok, onlar kendilerini biliyorlar, biz onları biliyoruz.

‘gerçek tehlike insana en yakınlarından gelir hep gelmiştir tarih de bugün de’. ece ayhan.

kabilede, dil, edebiyat ve sevgi ve bağlılık neden çakma?  çakma dil, edebiyat ve sevgi ve başlılık ile gerçek hayat mümkün mü? değil ve olmuyor. politika, yok.

‘havada asılı nesnellik yoktur’. ece ayhan.

türkçe’de açık konuşmak, türklerin size düşman olmaları için gerekçedir. nedeni: türkçe, açık konuşulmaması önerilen bir lisandır ve, türkçe, yuvarlak bir dildir. imâ, kapalılık ve kıvırmak, teknik olarak kullanılıyor.

‘kötülük neden uzaklarda aranıyor anlamıyorum’. ece ayhan.

çok açım. elimde, 135 kuruş para var. sabah simit aldıktan sonra kalan para bu. simit, 50 kuruş. vakit, öğle vakti. bulvardaki simitçiden çekindiğim için bir simit daha almıyorum. simitçi, her vakit simit yediğimi bilmesin. bir ayran aldım, 85 kuruş. parasız olmak, verimli. İskender kebap yiyen hiçbir kimse düşünce ile ilgili bir eylem yapamaz. bu tarafta, yemekler iyi ve düşünce yok.  insanların iyi olması, çok kötü. kötülüklerin çoğunluğunu oluşturanlar iyi insanlardır. öldürdükten sonra, ‘ha öyle mi’ der ve birlikte rakı içerler. rakı içtikten sonra kötülük yaparlar. doğu’da rakı, kötü.

tanımadığım bir adam, gücüm yok, dedi.

‘özel ve genel içiçedir hep’. ece ayhan.

politika, yok. ece ayhan, politika oluşturulmasına dair, söyledi. düşünce ve imge, politika araçları olmalı. işe yaramadı. ece ayhan’ın mülkiyeliler birliği’nde kaldığı 1982 yılında, mülkiye fikrini haber veren baba ile birlikte, mülkiyeliler birliği’nin kapısından alınmadım. üye olmadığım gerekçesi, söylendi. ece ayhan’ı göremedim. iktidar, türklerde öyle birşey. yanındakine karşı kullanılır. kelime yerine paraya önem verilen bir yerde politika olmaz, hırsızlık oluyor.

‘ve ben davamın divana kalmasını istemiyorum.’ece ayhan.

konuşma, yok. konuşulanların yüzde 95’inin bir anlamı yok. kalan, birşey değil. bir şey anlatıyorsun, karşındaki anlattıklarını yok etmek için başka birşey anlatıyor. anlatılan karşısında başka birşey. konuşma, işte bu. bağlamsız ve konuşmacının mekan birliğine dayalı.

‘yazarlar şairler alabildiğine onursuz yaratıklardır’.ece ayhan.

alışveriş, yok. bir prensip olarak mutluluk şartı üçtür. almak, vermek ve istemek. almak, vermek ve istmekle ilgili hile, onursuzluk oluyor. ölmüş insanlardan söz ediyoruz. sonsuzluk algısı olmayan, ölüdür.

“yalnızca ve özellikle ‘insanlar’la ve ‘insan olanlar’la görüşüyorum ve yazışıyorum”.ece ayhan.

bir şey söylemek derdinde olan insan, küçük insan. mes’ele bir şey göstermek. değer olayı görülebilir bir olay. fiyat, önemli değil. bir nedenle, doğu’da adam, bir diğerine kaç paralık adam olduğunu sorar.

‘acı bir yalnızlık çekiyorum, okuyorum, yazıyorum ama bir de bana sor’.ece ayhan.

akşam olduğunda eve gidiyorum. ölü, bir ayağı aksak, eski kıyafetler içinde bir imge oluyor, genellikle bir köşede çıkıyor karşıma, dik bakıyor, ağlıyor gibi oluyor, birden kayboluyor.  iki yol sunuluyor bana: ölmek ve sadeleşmek. bugünün tarih üzerindeki otoritesini kurmak, sadeleşmek oluyor. ilki, kolay. tarihin altında kalmak. tarihi kurtarmanın yolu, tarihe şiddet uygulamaktır. tarih, kendiliğinden düzelmiyor. bulvarda anlamlandıramadığım insanlar. yürürken tesadüfi hatırlamayı önlemenin bir yolu olmalı.

“ben şaka yollu onlara şişli terakki diyorum; cumhuriyet’i kuranlar onlardır, sen o işin tarihte osmanlı devrine kaydırılmış olmasına aldırma”.ece ayhan.

ece ayhan, umud. insanlar utanır ve kitapların basılır. üçbeş kuruş gelir.

ev’de proust var. “birşeyin bilincine varma ile hafızada bir iz bırakma, aynı sistem içinde birbiriyle uzlaşmaz olgulardır”.

“ben de insanım, hakkımı hakkımızı yere koyma, onların arkasını bırakma…” ece ayhan’ın annesi, ece ayhan’a. anne, varoluş müziğidir.

‘bizim bütün tarihimizde en önemli olgular yazılmadan yazıya geçirilmeden geçiştirilmiştir, neden bir toplumsal çatlak derinleştiriliyor, derinleştirilir’.ece ayhan.

roma’da zamanımı doldurduğumun farkına varmak istiyorum.

“Ah ki oğlumun emeğini eline verdiler!”

21 May

Ece Ayhan ile Müslüm Batuk şiir üzerine konuştular.

 

-Sayın Ece Ayhan, istiyorum ki bu konuşma bir röportajdan çok bir sohbet gibi olsun. Siz, ben ve okuyucular arasında. “Görmemek ve şiir”, “duymamak ve şiir”, “konuşmamak ve şi­ir”… Bu kavramlar bir arada size ne çağrıştırıyor, neyi ifade ediyor?

 

-Bakın aklıma ne geldi. Uzun zaman önce, ben Sultantepe’de otururken Üsküdar’da gözleri görmeyen bir adam vardı. Bu adam potin bağı satardı. Ve her akşam işi bitirdiğinde, o za­manların meşhur Hale sinemasına gidermiş. Bir gün bu adama sormuşlar: “Be adam sen görmüyorsun, neden her akşam sine­maya geliyorsun?” O da “Ben içimden seyrediyorum” diye ya­nıtlamış.

Yine uzun yıllar önceydi. Üsküdar-Eminönü vapurunun yazlık bölümünde seyahat ediyordum. Birçok satıcı gelip gidiyordu. İçlerinden birisi ise elindeki bir yazıyı yolculara göstere­rek amacını gerçekleştirmek istiyordu ama nafile. Yolcuların hiçbirinin ilgisini çekemiyordu. O sırada başka bir satıcı ona doğru eğildi ve şöyle dedi: “Boşuna uğraşma, konuşmayana kimse para vermez.”

Bunları niye anlattım? Sağır ve dilsizlerin dünyası görme­yenlerin dünyasından daha karanlıktır. “Körler ses çıkarır çün­kü ve sesi işitirler. Ses çıkarmak görmekten önemli. Bilimsel olarak söylemiyorum ama insan ses ve öfkeden ibarettir.

 

-Görmeyenler sağır ve dilsizlerden daha mı yakındır şiire? Hatta kimi görenlerden de?

 

-Görmeyenlerin bu dünyayı bilmelerini isterdim. Ama görmeyenlerde başka melekeler, algılar daha güçlü gelişiyor. Görmeyenler şiire yakındır.

İngiliz eleştirmen Caudwell’in düşüncesine göre, insan ha­yatta görmediği şeyi düşünde de göremez. Deforme olsa bile düşteki, gerçeğin yansısıdır. Ama şiir sestir, ritmdir, akıştır gö­rüntüden çok. Kafiye ses demektir. Eğitimi olmayan da ritmi yakalayabilir. İlahiler, sesler, ritmler gelir ve görmeyenin bey­nine yerleşir. Harfler, kelimeler yerini alır. Görüntü ise fazladır şiirde.

-Yeni hükümetle birlikte Kültür Bakanlığı işlevini görür hale ge­lecek mi? Popbeskçiler, onların temsilcileri, çeşitli sinema dernekleri “sanat” adına Kültür Bakanlığı’na üşüştüler bile.

-Kültür Bakanlığı’nın yapabileceği hiçbir şey yok. Ben “sosyal demokrat” tabiri yerine, “sosyal bürokrat” diyorum. Kül­tür Bakanlığı kültür hayatına devlet adına katılır. Devlet ise vergi demektir. Bakın Çerkes Ethem’in dışlanmış oluşunun asıl nedeni düzenli orduya katılmayışından çok vergi toplamasıdır. Vergi toplamak Okumaya devam et

“Küçük adam” da kim oluyor?

24 Mar

-Cenk Ç. ÖZKÖMÜR-

“Hakikati aynada istiyorsun,

nasıl olsa ona orada dokunamazsın,

o da seni anlayamaz.”

Wilhelm Reich

Bazı yazarlar vardır. Eğer onları bir kez okuduysanız; artık okuyacağınız ve yazacağınız her metinde, onların ruhu, onların gölgesi de olacaktır. Buna engel olamazsınız.

Wilhelm Reich’ın eşsiz manifestosu “Dinle, Küçük Adam”, evrensel bir metin; ve sadece yazıldığı güne ya da günümüze hitap etmiyor: öncesi ve sonrası var. Bunun nedeni de: metnin tamamının, aslında büyük bir soyutlamadan ibaret olması.

Kavramlar, soyutlama yoluyla oluşturulur; fakat, kavramların içinin boşaltılması, çarpıtılması bir yana; ‘soyutlama’ kelimesinin kendisi bile, kimi zaman ‘var olmayan’ ya da ‘kıymet-i harbiyesi olmayan’ manâlarında telâkki ediliyor. Bu sebeple, metnin önemini, bu hataya düşmeden vurgulamalı.

*

Üniversitenin ne olduğunu anlamaya çalıştığım günler. Birçok kişi, derslerimize giriyor: aralarında sadece birkaç’ının ‘hoca’ olduğunu, ben ancak çok uzun süre sonra değerlendirebileceğim. Pazartesi sabahı sekiz buçuktaki dersinde Kadir Hoca, (Cangızbay) sınıfa ‘meşhur’ sorularından birini soruyor: “Kalemimi, buraya, defterin arasına koydum; arkamı döndüm ve o esnâda rüzgâr esmiş, defterin sayfaları çevrilmiş; tekrar önüme döndüğümde, bakıyorum ki: kalem yok! Bu durumda, ben ne yaparım?”

Soruya onlarca kişiden cevap geldi: Okumaya devam et

Özgünlük amuda kalkmak değildir..

21 Oca

Ece Ayhan yıllardır değişmeyen tavrıyla yalnızca şiir dünyamızın değil, sivil hayatın da farklı siması olmayı sürdürüyor. ‘Edremit, Ayvalık, Gelibolu, İpsala, Eceabat, Çanakkale, Datça, Küre, istanbul, Bodrum… Yüzün üzerinde ev değiştirdi. Arkadaşlarında kaldıkları hariç. Şimdi yine Çanakkale’de. Ece Ayhan’ın kitapları, Şiirin Bir Altın Çağı, Başıbozuk Günceler, Son Sivil Şiirler, Çanakkaleli Melahat, Yort Savul ve Çırılçıplak Bir Türkçeyle, çok yakında çıkıyor. Nokta’dan Feryal Çeviköz, Ece Ayhan’la Çanakkale’de her konuda serbest bir konuşma yaptı…


NOKTA: İnsan, zor olanı başardığı, olması gerektiği gibi olduğu, sözünü kendinden bile esirgemediği, nabza göre şerbet vermediği, sözün kısası “tam sivil” olmayı başardığı zaman, yadırganıyor galiba. Oysa sahte samimiyet, özünde bir tür hakaret değil mi?

ECE AYHAN: Çanakkaleli Melahat’tan bakarsak, sivil tarihi daha iyi anlatabiliriz. Türkiye’de sivil tarihi anlatmaya daha çok siyasal partilerle, derneklerle başlanıyor. Halbuki Melahat devletin karşısında değil ama tamamen devletin dışında olan bir kadın. Sivillik, sivil toplum bu demektir aslında. Devletin karşısında değil, dışında olmak. Ben de bu açıdan bakıyorum sivilliği anlatmak için. Özelden genele gidiyorum. Şimdi genel tarihi yazıyorum. Toplumsala merakım var. Yalnızca şiiri kurcalamam. Siyasalı, toplumsalı, tarihseli, hepsini birden incelerim. Öyle yapmak zorundayım. Çanakkaleli Melahat’ı anlatırken Okumaya devam et

Toplumsal Piçlik Üzerine

16 Eyl

-Emre DEMİR-

 

“Ün, bir zekânın,

ulusal aptallıklarla uyuşmasının sonucudur.”

C. Baudelaire

 

Rüşdü Paşa söyledi: toplumun beklentilerini karşılayanlara, toplumsal piç diyoruz.

Toplumun beklentileri, toplumsal beğenidir. Toplumsal beğeni dediğimizde, bir toplumun ortalama beğeni standartlarını anlıyoruz. Böylelikle moda kavramına ulaşıyoruz. Moda, dil kurumu tanımınca “geçici yenilik, belirli bir süre etkin olan toplumsal beğeni” kabul ediliyor.

Toplumsal algı ya da toplumsal beğeni, bir ülkedeki ortalama estetik demek. Ortalama estetik, eşittir estetiksizliktir. Çünkü toplum ortalaması, hiçliktir. Algı ortalaması diye bir kavram var, Ece Ayhan öğretti. Sahici bir sanatçının, toplumun algı ortalamasının üzerinde olması, en azından algıyı zorlaması beklenir. Okumaya devam et

99 Tezer Özlü! Ya da bir başka yankı

1 Ağu

-Ece Ayhan-

Yine yalnız kızlardan oluşmuş ya da oluşan bir sınıf düşünmeyi sürdürüyorum kafamda. Bir sürek avı gibi. Ve sormaya gerek yok, ögrencilerin hemen hemen hepsi de parasız yatılı!

“Kafa”da, “hayal”de, “imgelem”de… diye yazınca, benim çatı katına benzeyen belleğime şunlar geliyor:

İlkin ve elbet Borges tabii.

Tezer Özlü

Ünlü Arjantinli şair, sanki beşeri bir coğrafyadan sesleniyormuş gibi bir anlatısında, yaklaşık olarak diyor ki, “belki de bu dünyada bizim insan olarak hayatımız, geceleyin, bir ekvator ormanında sessizce ilerleyen bir kaplanın kafasından geçenlerdir!” Evet, kim bilir? Kim bilebilir?

Okumaya devam et