Tag Archives: fernando pessoa

Denize övgü

11 May

-Alvaro de Campos-

rıhtımda kimsesiz, yapayalnız, bu yaz sabahı
bakıyorum kumsalın kıyısından, bakıyorum belirsizliğe,
bakıyorum ve küçük, siyah parlak bir vapurun
yaklaştığını görmekten mutluluk duyuyorum.
uzakta, öyle açık seçik ve bildik ki kendince
ardında kendi dumanından bir bayrak bırakıyor havaya.
limana giriyor ve sabahı da birlikte getiriyor ve nehirde
denizcilere özgü bir canlanma başlıyor,
yelkenler açılıyor, çatanalar yaklaşıyor,
rıhtıma bağlı gemilerin gerisinde motorlar gidip geliyor
hafif bir rüzgar çıkıyor.
ama ruhumun gördüklerimle,
limana giren vapurla ilgisi yok.
çünkü o uzaklıkla, sabahla,
bu an’ın denizle kaynaşan özüyle,
içimde bir bulantı gibi kabaran tatlı hüzünle,
düşsel bir deniz tutmasının başlamasıyla birlikte.
Okumaya devam et

Reklamlar

Benjamin olmak

23 Mar

-Emre Demir-

“ben bir gün giderim ki neyim kalır

eksik bıraktığım her şeyim kalır”

t.u.

 

Dünyanın öbür ucuna giderken, Paul Klee’nin Angelus Novus’undaki melek gibi hissediyorum kendimi. Baktığım yerden uzaklaşıyorum. Gözlerimi, ağzımı ve kanatlarımı açtım. Uçaktayken, aşağı bakıyorum, geçmişime. Aşağıda enkaz var. Kalmalı mıydım diyorum. Klee’nin meleği, orada kalmak ve ölüleri uyandırmak istiyor. Ama bir fırtına esiyor cennetten. Benim ve meleğin kanatlarını açılmaya zorlayan bir fırtına. Karşı konulamaz bir fırtına. Beni ve meleği, geleceğe doğru iten fırtına. Sanırım biraz Benjamin okumanın vakti geldi. Bir dostum Lacan okumaları için not etmişti; Benjamin için kullanıyorum: Benjamin okumak, Benjamin olmaktır. Benjamin olmadan, Benjamin okunamaz. Benjamin olmak, ne demek? Steiner ve Scholem, Benjamin’i anlamak için sahip olmak gereken asgari koşulları belirlediler: Alman dili bilgisi, Alman aydınlanma sürecinin tanınması, özellikle Berlin’deki gençlik hareketleri hakkında bilgi, Fransız düşünürlerin ciddi bir şekilde tanınması, “Mesihçi” Marksizmin anlaşılması, Benjamin’in Asja Lacis ve Brecht ile dostluğunun iyi analiz edilmesi, Moskova deneyimlerinin küçümsenmemesi, uyuşturucu konusunda bilgi ve dahası deneyim sahibi olmak ve Benjamin’in Judaizmine karşılık vermek. Bunlar kişiyi Benjamin yapar mı? Hayır, sadece onu anlaşılır kılar. Benjamin olmak, başka. Benjamin olmak, sanırım sadece Satürn yıldızı altında doğanların deneyebileceği bir şey. O nedenle biz, Satürn yıldızı altında doğmayanlar, ancak “misafir” okumalar yapabiliriz. Gelip geçici. Benjamin’i asla tam manasıyla anlayamayız. Benjamin’in söylediklerini hatırlayabiliriz sadece. Hatırlamak, anlamak değil. Anlamak, anlaşılana nüfuz etmek. Onu sindirmek. Hatırlamak, hatırlanan şeyin, beynimizin girişinde bir yerde en kaba haliyle durması. Aforizma. Beyindeki diğer olgularla irtibatsız. Anakronizm. Anlaşılan düşünceninse, beyne nasıl ve ne zaman girdiği dahi belirsiz. Hatta o düşünce Okumaya devam et

İnsanoğlu ancak, çoktan göçmüş dedelerinin işine yarayacak türden şeyler öğrenir..

25 Oca

-Fernando Pessoa-

Bazen hüzünlü bir hevesle, günün birinde, bir parçası olmayacağım bir gelecekte bu sayfaları beğenenler çıkarsa, nihayet beni “anlayan” birine, içinde doğup sevebileceğim gerçek bir aileye kavuşmuş olacağımı düşlerim. Ne var ki, doğmak şöyle dursun, o zaman çoktan ölmüş olacağım ben.

Günün birinde, yüzyılımızın oldukça büyük bir bölümünü yorumlamayı görev bildiğim –hatta doğuştan gelen bir özellik diyebilirim buna- ve bu işi herkesten iyi yaptığım anlaşılacak; ve  gün, kendi zamanımda anlaşılamadığım, ne yazık ki kayıtsız ve soğuk insanların yaşadığım yazılacak, başıma gelenlere ah vah edilecek. Ve bütün bunları yazan kişi, kendi zamanında yaşayan ya da şimdi etrafımda olan benim gibi insanları anlayamamakla büyük bir günah işlemiş olacak. İnsanoğlu ancak, çoktan göçmüş dedelerinin işine yarayacak türden şeyler öğrenir. Hayatın gerçek kurallarını ancak ölülere belletmeyi biliriz.

Kaynak: Huzursuzluğun Kitabı

Vazgeçmenin estetiği

18 Oca

-Fernando Pessoa-

Razı olmak boyun eğmeyi ifade eder; öte yandan yenmek razı olmak demektir, dolayısıyla ucu yenilmeye çıkar. İşte bu yüzden her zaferle insan biraz daha bayağılaşır. Galipler, onları savaşmaya, zafere götürmüş olan yorulabilme yetisini, bugünün karşısında yitiriverirler. Hallerinden memnundurlar artık, oysa insan ancak bir şeye razı olursa, galiplerin zihniyetine sahip değilse memnuniyet duyabilir.

Yenmeyi bilenler, hiç yenmemiş olanlardır. Güçlü olan, kendi cesaretini durmadan kırabilendir. En iyisi, en soylusu vazgeçmektir. En yüce imparatorluk, normal hayattan, başkalarıyla görüşmekten vazgeçen, üstünlük kaygısını sırtında bir mücevher sandığı gibi hissetmeyen, altında ezilmeyen bir imparatorun hükmünde olandır.

Kaynak: Huzursuzluğun Kitabı – Can Yayınları

Kalp düşünebilseydi atmaktan vazgeçerdi

7 Ara

-Fernando Pessoa-

29 Mart 1930

Gençlerin çoğunun Tanrı inancını yitirdiği ve bunu vaktiyle atalarının Tanrı’ya inandığı gibi, yani niye olduğunu bilmeden yaptığı bir zamanda doğdum. Ve insan ruhu, düşünmek yerine hissettiğinden, bundan dolayı da doğal olarak eleştiriye yöneldiğinden, bu gençlerin çoğu Tanrı’nın yerine insanlığı koydu.

Ben ne olursa olsun ait olduğu ortamın hep kıyısında duran ve yalnızca bir parçası olduğu kalabalığı değil, aynı zamanda yanı başındaki büyük boşlukları da görebilenlerdenim. İşte bu nedenle Tanrı’yı onlar gibi büsbütün terk etmedim, ama İnsanlık düşüncesini de kabullenmiş değildim kesinlikle. Düşük bir ihtimal de olsa Tanrı varolabilirdi, bu durumda ona tapmak da gerekebilirdi; İnsanlık ise, Okumaya devam et

Uykusuz..

10 Kas

-Cenk Ç. Özkömür-

“hayatla aramda ince bir cam var.
açıkça görmeme ve anlamama rağmen, dokunamıyorum hayata.”

fernando pessoa

uyuyamıyorum. bu, uyuyamadığım beşinci gece olacak. dönüp duruyorum yatakta.

ne olup bittiğini bilmiyorum, etraf’ta. bu dünya’dan değil gibiyim. bir şeyler oluyor ve birileri, bana, olanları anlatıyor. eksik anlatıyorlar. öyle olmalı ki, uyum sağlayamıyorum hayat’a: duygularım, hayata göre, daha yoğun. düşüncelerim, hayata göre, daha hızlı. orta yol, yok.

suskunluk, var sadece. bu’nun tek çözümü susmak.

*

yataktayım. sağıma dönüyorum.
ne kadar da sâkin uyuyor. maske’si çıkmış. keşke, bu hâlini de bilebilsem, tanıyabilsem onun. bana rol yapmadığını düşündüğünden eminim. hissettiklerimin hiçbirini paylaşmıyoruz. ama onu seviyorum. onun da, beni sevdiğinden eminim. yanımda oluşu, bende bir bulantı yaratmadı hiç, bugüne kadar.

konuşacak birini bulabilmem, çok zor; beni dinleyecek biri, daha da.. hele, uyuştuğum birini bulmak, mucize olsa gerek.

diyaloga girildiğinde, tavsiye veriyorlar. tavsiye vermek üzere, bir şey söylemek isteyen herkes; bir şeyleri söylemeyi istediği için, tavsiye veriyor rolündedir aslında. verdiği tavsiyeler, kendine’dir.

ego ile açıklanabilir.

*

bir şeylere saplanmış gibi geliyor, herkes, gözüme. bir yere saplananlara acımalı, diyorum. herkes’e böyle bakmak, beni bir yere saplıyor, saplanmış kılıyor aslında. bir yere saplanmayanlara acımalı, belki de.

çevremdekilerin, aynı insanlar olduğunu düşünüyorum. hep aynı insanlar var etrafımda: isimleri değişiyor; zaman ve mekân değişiyor, o kadar. hep aynı olaylar, hep tekrar. ve tekrar.

gözümü her kapadığımda, aynı adam’ı görüyorum. az önce, yine gördüm, allahın belâsı adam’ı. rüyâ’nın başı yok. rüyâ’da olan biteni de bilmiyorum. konu ne, neredeyiz ve neden, sorularının cevabı yok. tedirgin olduğum, kesin. rüyâ’nın sonunda, şunların olduğunu hatırlıyorum: adımını bana doğru atıp; elini, omzuma koyuyor, adam: ağzıyla, tuhaf bir ses çıkarıyor; bir sessizlik oluyor: allah’ın izniyle, diyor. her şeyini, allah’ın izniyle yaptığını düşünen; her adımını, yüce bir yaratıcı’ya bağlayan, ona gerçekten inanan biri, bu cümle’yi kurar mı?.. bilmiyorum. korkuyorken, bunları düşünüyorum. bunları düşündüğümden, belki de, daha çok korkuyorum. ürkerek uyanıyorum.

*

gözümü açıyorum. tekrar, ona bakıyorum. nefes alıp verişini dinliyorum. o, güzel. o, farklı.
 kendisine benzeyenler arasında, farklı olan güzel’dir.

*

uyuyamıyorum. bu, uyuyamadığım beşinci gece olacak. dönüp duruyorum yatakta.

anlatacak hiçbir şeyim yok. hiç kimse ile paylaşacak hiçbir şeyim yok.

yalnızlık, kader bende.