Tag Archives: kafka

anlatmak..

23 Eki

-Cenk ÖZKÖMÜR-

“kendinden dışarı çıkarak bir şey ele geçiremezsin”
kafka

her şeye rağmen, bazı figürleri sevdim, gerçekten seviyorum, her şeyin, kendin dâhil, sadece bir figür olduğunu kabullendiğinde, iş kolaylaşıyor. hayat.

eve dönüyordum, kapıda karar değiştiriyorum, yürümem lâzım, yağmur hafif hafif yağıyor, epeyi yürüyorum, kulaklık kulağımda, zeki müren dinliyorum, puro bulamıyorum, sigara var, sigara içmek ile öpüşmek arasında bağ kuran bir ben miyim, bilmiyorum, açık bir yer buluyorum, restoran gibi, önünde masalar, kalabalık, yağmur artmıyor, sevimli kız geliyor, garson, bira istiyorum, sigara ve bira, durmadan içiyorum, karnım aç, dört bira içmiş olmalıyım, beş ya da, okuyacak konuşacak hiçbir şey ve kimsesiz, telefonuma notlar alıyorum, sigarayı sevmiyorum, garson süratime şaşırmış olmalı, beethoven çalıyor, arkamdaki kadın bağırmaya başlayınca masadakiler Okumaya devam et

Reklamlar

Kafka üzerine bazı düşünceler

14 Eki

-Walter Benjamin-

 

Kafka’nın yapıtı, bir yanda mistik deneyimi (daha özel anlamıy­la gelenek deneyimini), diğer bir yanda modern kent sakininin deneyimini kapsayan, birbirine çok uzak ve çok ilişkili odakla­rın oluşturduğu bir elipstir.

Modern kent sakininin deneyimin­den konuşacak olursak, söylenecek çok söz var. Bir yanda mo­dern kent bireyini düşünüyorum; memuriyetin dünya kadar mekanizmasının merhametine kaldığını bilen, vazifeleri asıl bağlı oldukları yetkenin bilinmediği otoritelerce yönetilen ve bununla başa çıkmak üzere yalnız bırakılan modern yurttaş (ro­manlarının anlam katmanlarından birinin, özellikle Dava’nın bu söylediğim şey tarafından çerçevelendiği biliniyor). Modern bü­yük kent sakini dediğimde bugünün çağdaş fizikçilerinden de bahsediyorum. Biri, Eddington’ın Fiziksel Dünyanın Doğası metninden alınmış şu aşağıdaki bölümü okusa, gerçekte Kafka’nın konuştuğunu duyar gibi olur:

“Odaya girmek üzere kapı eşiğinde duruyorum. Karmaşık bir iş. Öncelik­le vücudumun her bir inç karesine 14 librelik bir güç2 ile baskı yapan atmosferi itmek zorundayım. Güneşin etrafında, saniyede yirmi mil hızla dönen kapıyı isabet ettirdiğimden emin olmalıyım, bir saniyeden daha kı­sa ya da Okumaya devam et

yumruk

1 Ağu

-Emre DEMİR-

babanzâde ahmet naim bey’in hayatını okuyorken, geldi, tam karşıma oturdu, kilitlendim, bu kızın buradan gitmesi gerekiyor, böyle bir kızın belki hiç olmaması gerekiyor, benim böyle bir kızın varlığından haberdar olmamam gerekiyor, ben bu kıza rağmen hareket edebilecek güçte değilim, ne kızdan uzağa, ne de kıza doğru bir hareket gerçekleştiremem, kendime güvenimi kaybedeli yıllar oldu, atak biri değilim, 27 yıldır tek bir yumruk atmadım, yumruğumu sıkmadım, çocukken yumruk sıkılması gereken durumlarda kalemimin ucunu açardım, kalem traş ile, evin duvarlarına yazarak başladım, yazmak, bir anlamda geri çekilmekti, ama nihai vuruşu ben yapacaktım, çok sonra rüşdü paşa’dan öğrendim ki yalnızca kelimeler binlerce yıl vurmaya devam ediyor, yazarak geri çekildim, deha’nın başlangıcında hep bir çekingenlik var, Cemil Meriç insanlardan kaçıp kitaplara sığındığını söyledi, çekilmedir, Borges çocukken babasıyla ulusal kütüphane’ye giderdi, borges kütüphanede kitap istemekten çekinirdi, kitap istemekten çekindiği için açık raflardaki Britannica ciltlerinden birini çekip karşısına hangi madde çıkarsa okurdu, Borges ve Meriç, ikisi de ansiklopedicidir, benim de sığınabileceğim bir kütüphane vardı, babamın kütüphanesi, taş medrese kitapları, mustafa necati sepetçioğlu’nun kapı’sı, kilit’i, çatı’sı, hayati vasfi taşyürek’in şiirleri, arif nihat asya’nın duaları, ziya gökalp’in esasları, atsız’ın bozkurtları, yahya kemal’in istanbul’u, bâkiler’in sivas’ı, tanpınar’ın bursa’sı, falih rıfkı’nın çankaya’sı, necip fazıl’ın sakarya’sı, bunlarla büyüdük, bunların çoğu yumruk atmayı öğütleyen kitaplardı, tunç yürekli türklerdik, dört nala gelip uzak asya’dan, karadeniz’in eteklerine bir kısrak başı gibi uzanmıştık, bize kefen biçenin ölümü korkunç olurdu, ama sıkmadım yumruğumu, kimseye yumruk atmadım, şöyle esaslı bir kavgaya girmedim, kavgaya götürecek üsluptan kaçındım, kavgada söylenecek laflar etmedim, yazmada buldum kendimi, yumruk sıkamadıysak kalem sıktık, sıkı tuttuk kalemi, kalemimizi bildik çok şükür, şimdi tam benim kalemim bir kız karşımda oturuyor ve ben Okumaya devam et

Kendin olmak bir saldırıdır

9 Tem

-Rüşdü Paşa-

‘Düşler sona ermeden uyanılmaz’.

Kafka

Öyle algılanılıyor, algılama hâindir, algılamanın gerçek ile yer değiştirdiği bir zaman diliminde yaşıyoruz, sahteliğin iktidarının kendi olanlara kendi olduklarından dolayı düşmanlık yapması haber değil.

Toplum ile irtibatlı ve toplum içinde olan soyut makinalar var, hep oldu. Bu, iyi ya da kötü değil. Gerçek. Soyut makinaların dönüştürülmesi mümkün mü, nasıl mümkün veya soyut makinaların kendileri arasındaki ilişki sosyal ilişkinin dışında mı? Ya da soyut makinalar ne üretiyor, işlevi nedir, ve soyut makinalardan kurtulmak mümkün mü, soyut makinalardan kurtulmak nasıl mümkündür?

Soyut makinaların nasıl dönüştürüleceğine ilişkin hazır bir reçete yok, dönüşüm, belirsizlik kelimesini içeriyor. Soyut makinalar, ortada duran, gözle görülen makinalar değildir, daha çok, zihinsel alanda işleyen, davranış belirleyici olanlardır.

Belirsizlik bir girdi olarak kullanılıyor, iktidarın bildikleri, söyledikleri , toplumun talepleri olarak iddia edilenler ve makine parçalarının kendi talepleri, bir toplulaştıma olarak.

Fizik. Louis de Broglie. Belirsizliğin daha ileri gitmesini önlemek, Okumaya devam et

sıradan bir hafta

6 Tem

 -Cenk ÖZKÖMÜR-

gün bir

kahvecideyim. okuduklarım, beni bir gün’e götürüyor.

gözlerimin içine bakarak, “şimdi her şeyi kavradım” dediği gün. bu cümleyle vedâ etmişti bana. benle ilişkinin bir yanlışlık olduğunu, benim bir yanlış olduğumu söylemişti. bunun bana son darbesi olacağını düşünmüştü herhâlde. söyledi ve rahatladı, gibi.

böyle olmalı.

 

gün iki

kitapçılar, benim için uygun yerler. kafa dağıtma yerleri.

look olarak probleme rastlamadığım kız, kitap seçimi olarak da doğru yerde. ukâlaca yaklaştım. bir kitap uzattım. önce kitabı, sonra beni süzdü. ifadesiz. “çok sıkı romandır” dedim. bana bakmayarak, “biliyorum” dedi, “okudum”. güzel başladık, bu diyalog sürmeli: raf degiştirip, ikinci kitaba geçtim, “peki, bunu okudunuz mu?” dedim, “bence en iyi şiirleri bu kitaptadır.” hâlâ ifadesiz. beni tekrar süzdü, rahatsız olmadım; “bence de” dedi, ifade değişmeye başladı, ton aynı. süper, dedim içimden: ukâlalık kartımı elimden aldı ama doğru yoldayım. bir adım attım, yaklaştım ve “anlat” dedim, “şimdi sen anlatmalısın…”

 

gün üç

kahveciler. hayat kurtaran kahveciler.. onlardan birindeyim yine. kibar bir adam, Okumaya devam et

kafka’nın dûnyasındayım (*)

22 May

-Rüşdü Paşa-

“bazan ortaya yayılmış bir dûnya haritasının üzerine seni boydan boya uzanmış olarak tasarlıyorum hayalimde. O vakit bana öyle geliyor ki içinde yaşayacağım bölgeler ya senin vücudunla kapayamadığın ya da senin ulaşamadığın yerlerdir ancak”.

kafka

kadın, bana, kendisini tam otuz yıl sonra neden aradığımı sordu. kadınların sorularının cevaplandırılamaz olduklarına ilişkin teorimi altı yaşımda kurdum. amaç, kadının sorusuna cevap vermek değil, sorudan kurtulmak olmalıdır.

kadın kendi geleceğine doğru gerilmiş sorular sorar, belirsiz bir gelecek sorularıdır onlar, bağlamsız ve gerçekte soru olmayan şeyler. kadın, soru sorarak suç işliyor. tarihinden ve geleceğinden çıkmayan kadın, soru sorar, sormak durumunda. kadın, soru sorarak kendi belirsizliğini yayar. kadın kurgusu, yaymak üzerine olduğundan, olay kendiliğindendir. kadınların acı çektiklerine dair haber var.

kafka: ‘kadınlar suçlu olmadan acı çekerler’.

yürümeye başladım, yapabileceğim başka eylem yok, yürüyorum, yürürken gördüklerim oldu, dışarıda bir dûnya var sanki, yürürken olaylara başka yönden bakmayı denedim, tuhaf oluyor böyle bakınca, içimdeki savaşı unutmaya başlıyorum, varlıklı birilerinin arasında yoksul birisi olarak hissediyorum kendimi, kimse benden yana değil, bana karşı da olmadıklarını yeni öğrendim, olabilir, yürürken yüzünü bütün ayrıntıları ile gözümün önüne getiremediğim birkaç kadın oldu, gördüklerimi ilişkilendirdiğim vakalar da, yağmurlar yağdı, yalnızca yağmurlar yağarken yaşadığımı hissettim, yağmurların dinmesinin geçici olduğunu düşündüm, hep yağmurlar yağmalıydı, yağmurlar yağarken Okumaya devam et

Yanlış Okumalar: Dava

28 Ara

-Umberto Eco-

Küçük, güzel bir kitap. Hitchcock izleri taşıyan, heyecanlı bir şey. Sondaki cinayet örneğin. Alıcısı olabilirdi.

Fakat besbelli, ağır sansürlü bir düzende yazmakta. Yoksa bütün o belli belirsiz göndermeler, insanlara ve yerlere ad vermeme hilesi niye? Ve kahraman, mahkemede niçin sorgulanıyor? Eğer bu noktaları aydınlatır, olayın yeri ve zamanını daha somut hale getirirsek (olaylar olmalı, olaylar, olaylar, olaylar) o zaman eylem daha kolay izlenebilir ve gerilim sağlanmış olur.

Bu genç yazarlar “Bay falan filan, filan şehirde” diyeceği yerde “bir adam” demekle “şiirsel” olduklarını sanıyorlar. Gerçek yazma sanatı, gazetecinin eski beş sorusunu akılda tutmak zorundadır: Kim? Ne? Ne zaman? Nerede? Niçin?

Kitabı özgürce yeniden ele alabilirsek, satın alın derim. Yoksa, hayır.

Yanlış Okumalar, Can Yayınları, 3. Basım, S.50