Tag Archives: mehmet kaplan

Atatürk, büyük terbiyeci idi..

28 Kas

Erzurum uzun müddet Şiî vâkıasına karşı koyan merkezlerden biridir. Mesele, şairi şair, mutasavvıfı mutasavvıf, tarihi tarih olarak alıp almamakta. Halbuki bunlara henüz kitle soğukkanlılıkla, dışardan bakamıyor. Kaldı ki, din bizim anladığımız manada kültür değil. Ayrı birşey. Onun yerini tutan fazla birşey. Mamafih bunlara ehemmiyet vermemeli.

Ben mutaassıp insanla karşılaşınca, benim gibi düşünmek imkanından mahrum bir mahlukla karşılaştığıma inanırım ve kaçarım. O değilse, çocuğu adam olur. Fakat asıl sizin oradaki hayatınızı bu cinsten adamlar ne hale sokar, diye düşünüyorum. Bana kalırsa Atatürk sistemi hepsinden iyidir. Meseka rakı için ve sizi sarhoş görmeğe alıştırın. Atatürk, Allah rahmet etsin, hakikaten can alacak yerlere vurmasını bilirdi. Çünkü itiyatlar çok defa asıl belkemiğimiz oluyor, onlara hücum edince, onlar şaşırınca, eski ayakta duramıyor. O, büyük terbiyeci idi. Hürriyetiniz feda etmeye alışmayın demek istiyorum.

Kaynak: Tanpınar’ın Mektupları

Reklamlar

Okur – Yazar

23 Eyl

-Emre DEMİR-

kursatemredemir@yahoo.com

 

“Kim efendi olacaktır?

Yazar mı, okur mu?”

Denis Diderot

 

“Kayadan taş söker gibi okuyun”

Mehmet Kaplan

 

“İyi bir kitap okumak istediğimde,

oturur bir tane yazarım”

Benjamin Disraeli

 

Okur ve yazar, iki ayrı kişilik midir? Yazmayan/yazamayan okur olabilir; peki, okumayan yazar olabilir mi?

İyi bir okur, amatör bir yazar olmaya hak kazanmış demektir. Yani yazarlık, okurluktan daha sonra ulaşılan bir mertebe.

Burada önemli bir husus: Yazarlığın, okurluktan daha sonra ulaşılan bir mertebe olması, yazarı, okurdan daha üstün yapmaz. Aralarında hiyerarşik bir ilişki yok. Yazarın, yazdığı kitapla ve okurun, okuduğu kitapla kurduğu ilişkilerden biri diğerinden değerli değil.

 

Çok acıdır: Birçok okur, yazar olduktan sonra, okumaya ihanet ediyor. Okumanın bir nihayeti olduğunu düşünüyor olmalılar. Fakat son nefeslerine kadar yazmaktan geri kalmıyorlar. Halbuki tersidir: Yazmanın bir nihayeti vardır, ancak okunan her kitap bir bidayettir. (Öte yandan Borges derki, “yazarken, içimizde bir şey teorilerimize rağmen gelişir.” Yazının nihayeti olduğu, tartışmalı. Ama bir nokta var elbet, noktalama işareti olarak bir nokta.)

Şu kesin: Her yazma eylemi bir bidayet olmayabilir; yazma, çoğu kez kendisinden önce yazılanları tekrar eder, farklı bir kurguya sokar. Ve fakat her okuma eylemi yenidir. Okumaya devam et