Tag Archives: ölüm

Ölüm

31 Mar

-Râmile Merve İMAÇ-

Şehla bakışlarının ardına gizlenen aciz bir kadının, alil bedenine hapsolan ruhunda zar zor işitilen bir seda saklı.

Fevri hareketlerini yıllar öncesine hatıra bırakırken, sanki kalubelada yaratılmış ve onun vefatıyla cihan fezada kaybolacakmış gibi bir ifade var suretinde. Oysaki, devirdiği yetmiş senede neyi harp ederek ele geçirmiş, Allah bilir.

Aklanmış perçemi tel tel yüzüne düşerken, bir yandan saçlarını alnından geriye itip diğer yandan da sanki kementle boğulurcasına boğazını düğümleyen acı öksürüğü dinsin diye Allah’a yalvarıyor tüm içtenliğiyle.

Akisleri dinmiş hayatının son demlerinde her soluk alıp verişte; ziyaretine gelecek ölüm meleğini gözü kapıda bekliyor ve son nefesini, yetebildiği kadar, şu kelâmlara heba ediyor:

Ölüm

Gel artık, ne olur.

Toprak olsun bu mağrur kul.

Öyle yorgunum ki,

İliklerime kadar ızdıraba doymuş;

Sanki güneş batıdan doğmuş gibi.

ayna..

14 Kas

“yeryüzündeki bütün aynaları gördüm;

hiçbiri, beni yansıtmıyordu…”

jorge luis borges

 

1.

ölüm’ü düşünüyorum.

ölümüm’ü değil.

ölüm, önemli: ölüm’ün önemi belirsizlikten.

ölüm, uzak. ölüm, uzak bir endişe.

yalnız öleceğim.

yalnız öleceğimden, endişe duymuyorum.

belirsizlik, endişe duyulacak tek şey: Okumaya devam et

Düşünce, zaman’dır

10 Kas

-Emre Demir-

“Sorun, gerçekliğin yanlış temsili (ideoloji) değil,
gerçek’in artık gerçek olmamasıdır.”
Baudrillard

Rüya, kontrol edilemeyen düşüncedir. Düşünce, kontrol edilebilen rüyadır.

Düşünce, durmaz. Uyku, düşünce ile rüya arasındaki geçiştir. Bu geçişin anlamını, Freud açıklamıştır.

Ölüm, düşünceyi sona erdirir mi? Soru budur ve bu soru hep soruludur..

***

Le sommeil est un emprunt fait à la mort.
Uyku, ölümden ödünç alınmış bir parçadır.

***

İnsanın uykudan çok rüyaya ihtiyacı vardır. Çünkü insanın kendisine en yakın olabildiği an rüyadır. Rüyada “resmi görüş” yoktur. Oysa düşünce, “resmi görüş”e uygun olmalıdır; uymamanın cezası vardır.

“Düşünce, gizli bir olaydır. Toplumsal düzeye çıktığında, anlaşmalar yapmak zorundadır.” Sıkı ressam Ömer Uluç söyledi.

***

İnsanlar, kendi gerçeklerine rağmen bir düzen kurdular. Yasalar, ahlak, kurumlar, din.. İnsanın gerçeklerine aykırıdır. Rüya, gerçeğe kaçıştır. Uyanık hal; yasa, ahlak, kurumlar ve din tarafından tasarımlanır.

***

Bazı düşüncelerin anlamlı, tutarlı biçimde bir araya gelmesiyle, ideoloji oluşur. İdeoloji bir düşünce sistemidir. Formdur. Bu anlamda, düşüncenin içerdiği özgürlük, ideoloji de yoktur. İdeolojiye dönüşmüş bir düşünceler bütünü, dışa kapalıdır. İdeoloji, benzer düşüncelerin ulaştığı nihai noktadır. Ötesi yoktur.

İdeoloji bir çerçeve ise, düşünce bir yön’dür, istikamet’tir, idrak’tir; ve Cemil Meriç üstadın yazdığı üzere, ideoloji, idrakimize giydirilen bir deli gömleğidir…

Türkiye’de düşünürlerin anlaşılamaması bu nedenledir. Türkler, çerçeveler içinde değerlendirmeye, yaftalamaya alışmıştır. O nedenle, Türkler, düşünce adamını konumlandıramazlar. Konumlandıramadıkları adamı, sevmezler. Türkiye’de, var olan bütün ideolojilerin üzerinde kaç tane isim vardır?

Türkiye, ideologlar açısından zengin, düşünürler açısından fakir bir ülkedir. Bütün cumhuriyet tarihi boyunca yetişen düşünür sayısı, iki elin parmak sayısını geçmez. Geçirtmezler.
Bu yaftalama terörünün farkında olan Cemil Meriç, şunu yadı: “Ömrünü düşünceye adayan, Eflatun’dan Marx’a kadar her düşünce adamını sevgi ve saygıyla selamlayan, bütün dinlere, bütün mezheplere saygılı bir kimsenin, herhangi bir kilisede barınabileceği nasıl düşünülebilir?..”

***

Düşünce’nin beslenmesi önemlidir. Doğru kaynaklardan beslenmeyen düşünce, zehirlenir. Ortaçağ’da, Batı, karanlıktan çıkarken, doğu, karanlığa gömüldü. Batı, bünyesindeki zehri kustu. Reform ve Rönesans gerçekleşti. Doğu, zehirlendi ve zehir hızla bünyeye yayıldı. Doğu, batı karşısındaki gücünü nasıl kaybetti? Foucault’ya göre bu, tarihin bir sorunu olduğu kadar, asıl olarak felsefenin sorunudur..

***

Düşünce hürriyeti’ni batılılar dile getirdi. Doğulu bir aydın ekledi: düşünce namusu. Türkiye’nin, düşünce namusu’na ihtiyacı vardır, olmalıdır.

***

Türkiye de düşünce ve rüya yoktur. Türkiye de uyku ve ideoloji vardır. Rüya’nın uyanık halde görülmesi ise, ütopya’dır. Türkler, ütopyası olan komutanlarına, alaycı bir anlamda “hayalperest” derler ve Türkiye’de hayalperestler, haindir.

***

Tanzimat’tan beri, Türkiye’deki bütün ideolojiler Batı’dan tercüme edilmiştir. Batı’dan ithal edilen kavramlar, Türkiye’nin aydınlarınca derin bir tartışmaya tabi tutulmamış, en genel anlamlarıyla Türkiye’nin düşünce hayatına aktarılmıştır. O kavramların birçoğu, anayurtları olan Batı’da, geçen yüzyıl boyunca evrime devam ederken, Türkiye’de ilk çevrildikleri halleriyle kalmışlardır. Toplum değişmiş, devlet değişmiş, alt ve üst yapılar değişmiş ve örneğin ‘laiklik’ kavramı, herhangi bir değişime uğramamıştır/uğratılmamıştır.

***

Düşünce’nin olmadığı yerde, çok basit sorular sorulmaz, sorulamaz. Bir şeyi saklamanın en iyi yolu, o şeyi ortalığa bırakmaktır. Hakikat’i temsil eden yalan’ın ipuçları öylesine sığ bir yerdedir ki, çok basit sorular, yalan’ı deşifre edebilir. Resmi tarih, sığda kalanı putlaştırır. Sığda kalan sorgulanamaz. Sığda kalanı dogmatikleştirerek kurtaran resmi tarih, derinlere gidildikçe, olayı kompleks hale getirir. Artık işin içinden çıkılamaz.

***

Mustafa Kemal Atatürk’ün doğum tarihi neden net olarak bilinmemektedir? Basit bir sorudur. Düşüncenin olmadığı yerde, soru sorulmaz.

***

Düşünce, zamandır. Zamanın geçmesi demek, düşünüyor olmak demektir. Zaman ile düşünce aynı anda sona erer; ölüm’dür.

Türkiye’de zaman durmuştur. Hala ve her şeye rağmen kol saati çalışır durumda olanlar, batı’ya kaçmanın yollarını aramaktadırlar…

– Bu yazı, SUS dergisinin 7. sayısında yayımlanmıştır.