Tag Archives: pavese

Bir dua gibi yaşa

26 Mar

 -Emre DEMİR-


“Konuşurmuş gibi, kolaylıkla yazıyordu”

Proust

Frenk gecesinden çıkıp Müslüman bir sabah aramak nafile, yatak bir mezar gibi çekiyor içine, yataktan kalkamadıkça hayat süren bir leş gibi hissediyorum kendimi, bizi kim diriltecek?

Ölen ve ertesi sabah dirilmenin sırrını bilenler var, bir de sızan ve sabah kalkamayanlar. Sabahsızlık, çok fena.

İstersek bütün ömrümüzü bir dua haline getirebiliriz diyor Tanpınar, Adorno’ya göre yanlış yaşam, doğru yaşanamıyor ve Pavese, günahın şu ya da bu davranış olmadığını, tümüyle yanlış kurgulanmış bir yaşam biçimi olduğunu söylüyor.

İnsanların neyi neden yaptıklarını hiç umursamıyorum, umursanmaya değer olan, insanların, davranışlarını ve sözlerini belirleyen koşullar. İnsan, hangi koşulların ürünüdür ve insan, kendi koşullarının farkında mıdır?

Kendi koşullarının farkında olmayan kişinin, Okumaya devam et

Reklamlar

kitap kokusu ve hiçbir şey..

22 Ara

-Cenk Özkömür-

“her aşk ilişkisinin özeti şudur:

insan, bu ilişkiyi düşünmekle başlar (yücelme),

ve çözümlemekle bitirir (merak).”

cesare pavese

bana bir kitap getirmiş, hediye. çimlere oturmuş, sohbet ederken, kitabı çantasından çıkartıp, bana uzatıyor.

gerçekten, mutlu olduğumu söyleyebilirim. elime bir kitap aldığımda, hemen arkasını çeviririm. bunu, genelde kitabın fiyatına bakmak için yaparlar; bense, arka kapak yazısını merak ettiğimden yapıyorum. ilk söylediğim nedenden de, yaptığım oluyor tabii.. kitabın fiyatını görmemem için, fiyat yazan yeri karalamış. ‘gel de, sinirlenme şimdi’ diyorum, kendi kendime.. benim, kitabın arkasında yazan fiyata göre, o kitaba bir değer atfedeceğimi düşünüyor demek ki. beni kesinlikle anlamıyor ve bunun bir haber olmadığını biliyorum. bu, bir yana: güzel gözlü kız, farkında olmadan, bana hakaret ediyor aslında. kadınların sağladığı mutluluk, kısa sürüyor.

umutsuzca çimlere bırakıyorum kendimi. başımı, dizlerinin çok yakınına koyuyorum. dokunmuyorum ona: böyle iyi.

*

umutsuzluğa düşülen her an, ‘geçmiş’ anılır. çocukluk, keşke, pişmanlık, vesaire. geçmiş, artık yok ki, geçmişteki hayâl kırıklıkları var olsun.. bu, iletiştiğin herkese bir yük; sadece, Okumaya devam et

Eserin kendisini yoketmedikçe düzeltilemeyecek yanlışlar..

6 Mar

-Cesare Pavese-

Bir eserde hemen göze çarpan ya da okurken açığa çıkan yanlışlar, bu nitelikleriyle kolayca düzeltilebilecek, önemsiz yanlışlardır.

Asıl önemli yanlışlar, doğru olan bölümleri bile çarpıtan, o bölümlerin dengesini bozan yanılgılar ve köklü yanlışlardır. Eserin kendisini yoketmedikçe düzeltilemeyecek yanlışlardır bunlar.

Yüzeydeki göze çarpan yanlışlar, en çok, o yanlışların altında ne olduğunu belirtmeye yararlar.

1 Ekim 1939, Yaşama Uğraşı

oyun

3 Haz

-Cenk Ç. ÖZKÖMÜR-

“dünya, yanlış anlamalar üzerine döner.”

baudelaire

gece yarısına iki dakika kaldı.

canım biraz sıkkındı: patron’la kavga etmiştim. bir patron ne işe yarar, biliyor musunuz? zaten yapacağın bir işi, küfrederek yapmana yarar. başka bir şeye değil. o manâsız yere de zihnimi biraz olsun boşaltmak için gittim. garson, sandalyeye oturduğum an, tepemdeydi. kıyafeti dikkatimi çekti. beauvoir’dan ödünç aldığım ifadeyle söyleyeyim: garson, ‘hukukî olarak’ erkekti. siparişi düşünmek için zaman istemedim yine de, iki kez muhatap olmak istemiyordum. siparişimi verdim, teşekkür ettim; gitti.

sabahın köründe aradı beni: ses tonundan, hiç uyumadığı sonucunu çıkarttım; kavga etmek hâricinde iletişim kuramıyormuşuz, böyle söyledi. ‘iyi ya işte!’ diyecek oldum, diyemedim. pişman oldum ama artık geçmişti, yapacak bir şey yoktu. canımı sıkan, patronla ettiğim kavga falan değildi aslında: bu kesin.

hep aynı terâne: bu, her kadında var. anlaşamıyormuşuz!.. anlaşmak derdinde olan kim: kıpırtı arıyorum sadece. bir kıpırtı. bir hareket. sesinde olmasa da, gözlerinde göreyim.. hissederim, eminim.

*

her erkek, henüz oyun’un başında iken, beraber olduğu kadına, günün birinde ona ‘her şeyi yanlış anladığını’ söyleyebileceğini hatırlatmalı. böyle olmalı kadın-erkek ilişkisi.

karşı masadaki kızla konuşayım bari de, kafam ‘gerçekten’ dağılsın, dedim. ne zaman bir kızla tanışmaya teşebbüs edecek olsam, aklıma hep serdar turgut’un çok eski bir yazısındaki o diyalog gelir: “-hi! -why? -why not? -bye!..” kendi kendime gülerim buna; sonra tereddüt etsem de, yine yaparım yapacağımı. bu kez, kız ‘normal’ çıktı, hemen diyaloga geçtik. tanımadığım bir kızla konuşmak, her zaman olduğu gibi, iyi geldi.

*

şimdi, bu kadar zaman sonra beni aradığına göre sıkıntı’da olmalı. o da eski günleri özlüyordur, benim gibi.

şuna inanıyorum: hayatta tek şey olmalı peşine düşeceğin, sorgulayacağın: denemek! ve ben denedim. ama o, oyun’u benden önce bırakmak istedi. bıraktı.

her şey değişti artık: yeni ilişki, bir tarafta; bir ‘tutku’ hâlini almış eski ilişki, diğer tarafta. eski ilişki, hiç gerçekleşmemiş olmalı. bu yüzden tercihe şayan..

geri adım atıp, ona sığınabilirim; ama yapmayacağım!

hayatı boyunca bir kez olsun, sarhoş olup da, bir kadına sığınmamış erkek, eksiktir; biliyorum.

gece yarısına iki dakika kaldı. üşüyorum.

Soysuzluk

1 Ara

-Emre DEMİR-

Kanuni Sultan Süleyman, 1566’da, Avusturya Arşidükünün vergi borcunu tahsil etmek için, Zigetvar Seferi’ne çıktı. Sefer sırasında Osmanlı ordusu, Büyükçekmece Gölü’nü, sallarla geçmek zorunda kaldı. Koca ordunun sallarla karşıya geçmesi hem zor, hem de yakışık değildi. Süleyman, göl üzerine bir köprü yapılmasını emretti.

Süleyman’ın Mimarbaşı’sı Sinan, derhal çalışmaya başladı. Büyükçekmece Gölü üzerine, iki yıl içinde, 635 metre uzunluğunda, 7 metre genişliğinde, 73.853 akçe bütçeli bir köprü inşa ettirildi.

*

2009 yılının Eylül ayında, İstanbul’u sel vurdu. 31 Türk vatandaşı öldü, 9’u kayboldu. Türkler, Büyükçekmece Barajı taşmasın diye, baraj kapaklarını açtılar. Barajdan boşalan su, denize yönlendirildi. Türklerin, son yüzyılın imkanlarıyla yaptıkları E-5 ve D-100 köprüleri, selde, kanal işlevi gördü. Köprüler, suyu yerleşim yerlerine taşıdı. Birçok mahalleyi su bastı. Çok sayıda Türk vatandaşı, otoyolda boğuldu. Selde, ayakta kalabilen tek yapı, Mimar Sinan’ın 442 yıllık köprüsü oldu. Mimar Sinan, köprüyü yapmadan önce, suyun debisini hesaplamış ve herhangi bir sel felaketine karşı, sel yaranlar yaptırmıştı. 2009’da yaşanan selde, Sinan’ın köprüsü, suyun yerleşim yerleriyle irtibatına müsaade etmedi, suyu denize yönlendirdi.

*

Cesare Pavese, 12 Haziran 1939’da günlüğüne şunları yazdı: “Bir ulus, kendi geçmişiyle artık yaşayan bir bağ kuramıyorsa, o ulusun sonu gelmiş demektir. Yaratıcı canlılığın kaynağı, geçmişin birikimindedir. Ancak bir geçmişimiz olduğu zaman, yaratıcı oluruz. Bir ulusun gençliği, zengin bir yaşlılıktır. Bilgelikle gençliğin birleşimidir deha.”

*

Her davranışın, her sözün, her eylemin, tarihsel karşılığı olmalı. Türk varsa, onun bir tarihi vardır. Türk’ün sözünün, edebiyatının, mimarisinin, oturup kalkmasının, sevgisinin, o tarihte, kendi tarihinde karşılığı olmalı.

Tarihsel karşılık, izah etmemizi sağlar. Davranışın, sözün, eylemin sağlamasını, tarihsel karşılığına bakarak yaparız. İnsan’ın, millet’in, devlet’in ölçüsü, tarihsel karşılığıdır.

Tarihsel karşılık, sadece mimaride, edebiyatta, sanatta aranmaz, belki de en çok, insan’da aranır. Tek bir insan’da. Tek bir insan’ın üslubunda, yeme içme biçiminde, trafik kurallarına uyup uymamasında, karşıdan karşıya geçmeyi bilip bilmemesinde, yere tükürüp tükürmemesinde, aşık olmasında, sevgi sözcüklerinde, hatta yürümesinde, dikilmesinde, oturmasında..

Türkiye ahalisinin, bahsi geçen örneklerdeki davranış ve tutumlarıyla, bu coğrafyaya emeği geçmiş medeniyetlerin bin yıllık tarihsel karşılığını bağdaştırabiliyor muyuz? Türkiye ahalisi, hangi medeniyetin ürünüdür? Sümerlerden, Asurlardan, Yunanlardan, Perslerden, Romalılardan, Hititlerden, Selçukludan, Osmanlıdan neleri miras almıştır? Türkiye’nin sokaklarında yürürken, bu medeniyetlerin izlerine rastlıyor muyuz? Düğün evini basıp onlarca kişiyi kurşuna dizmenin, testereyle insan doğramanın, terörün, mayın döşemenin, köyleri yakmanın, dere yatağına ev yapmanın karşılığı, Anadolu’nun hangi medeniyetinde vardır?

*

Mimar Sinan’a rağmen/Mimar Sinan’ı yok sayarak, köprü yapamazsınız. Tarihinize rağmen, var olamazsınız.

*

Türkiye’de şu anda karşılaştığımız, soysuzluktur, başka bir şey değil.