Tag Archives: proust

iyi miyim?..

7 Oca

-Cenk ÖZKÖMÜR-

 

“hakikatte, bir nevi iptidaî narsisizm ki,
ayna diye sadece kadının vücudunu alıyor,
orada aksini biraz bulanık görünce
istikrahla fırlatıp atıyor ve değiştiriyordu.”

ahmet hamdi tanpınar – huzur

 

güzel suâl. nasılsın’dan güzel. iyi miyim, galiba iyiyim..

kafka, “bir kez dibe vurmadan kendi sınırlarımızı bilemeyiz” diyor, haklı gibi görünüyor da, soru şu: dip’e vurduğun ânı nasıl biliyorsun?.. samimi olmak, sıyrılmak, gerçek’leşmek, lâzım..

çok iyi olmak, âdil olmak, dürüst olmak, sâdık olmak, iş değil, onlara göre: hattâ suç. her şey, içsel. iyilik’in, adalet’in, dürüstlük’ün ve sadakât’in değer gördüğü ortamda konuşmalı.

öyle bir ortam var, demedim, şaşırma. başına gelen tüm iyilikler de tüm kötülükler gibi söz dinlememenden kaynaklanıyorsa, problem ne..

olmuyor değil mi, iki lâfımı çekip, bir yere koymaya çalışmak beni, olmuyor.. ne sizden ne onlardan, ne iyi ne kötü, hepsi veya hiçbiri.. bu, bu kadar. hâlbuki, her şeyi o kadar basit yaşamaya çalışıyorum ki, belki o yüzden her şey karmakarışık bir hâl alıyor. bütün’ü görmüyorsunuz, bütün’ün yanlışlığını sezemiyorsunuz: parçalarla probleminiz var.

*

proust’la anlaşamıyoruz. geçmiş’in şimdiki zaman’a Okumaya devam et

Sanat uzun, hayat kısadır..

20 Kas

-Proust-

Sanat uzun, hayat kısadır; buna karşılık ilham kısaysa, tasvir etmesi gereken duyguların da pek daha uzun olmadığını söyleyebiliriz. Kitaplarımızın taslağını çizen, tutkularımız, kaleme alan ise, aradaki dinlenme süreleridir.

İlham yeniden doğduğunda, tekrar çalışmaya koyulabielceğimiz zaman, bir duygu için bize modellik etmiş olan kadın artık bizde o duyguyu uyandırmaz. Aynu duyguyu başka bir kadına bakarak tasvire devam etmemiz gerekir; insan açısından bu bir ihanet olsa da, edebiyat açısından, bir eserin hem geçmiş aşklarımızın hatırası, hem de yeni aşklarımızın kehaneti olmasını sağlayan duygularımız arasındaki benzerlik sayesinde, bir insanın yerini başkasıyla doldurmamızda pek bir sakınca yoktur.

Bir yazarın kimden bahsettiğini tahmin etmeye çalışan incelemeler, bu yüzden anlamsızdır. Çünkü doğrudan itiraflara dayalı bir eser bile, en azından yazarın hayatındaki çeşitli olayları birbirine ekler; önceki olaylar esere ilham vermiştir, sonraki aşklar, onların özellikleri öncekilerin kopyası olduğu için de, sonraki olaylar aynı çizgiyi izler.

Kaynak: Yakalanan Zaman, yky, S.213

anlatmak..

23 Eki

-Cenk ÖZKÖMÜR-

“kendinden dışarı çıkarak bir şey ele geçiremezsin”
kafka

her şeye rağmen, bazı figürleri sevdim, gerçekten seviyorum, her şeyin, kendin dâhil, sadece bir figür olduğunu kabullendiğinde, iş kolaylaşıyor. hayat.

eve dönüyordum, kapıda karar değiştiriyorum, yürümem lâzım, yağmur hafif hafif yağıyor, epeyi yürüyorum, kulaklık kulağımda, zeki müren dinliyorum, puro bulamıyorum, sigara var, sigara içmek ile öpüşmek arasında bağ kuran bir ben miyim, bilmiyorum, açık bir yer buluyorum, restoran gibi, önünde masalar, kalabalık, yağmur artmıyor, sevimli kız geliyor, garson, bira istiyorum, sigara ve bira, durmadan içiyorum, karnım aç, dört bira içmiş olmalıyım, beş ya da, okuyacak konuşacak hiçbir şey ve kimsesiz, telefonuma notlar alıyorum, sigarayı sevmiyorum, garson süratime şaşırmış olmalı, beethoven çalıyor, arkamdaki kadın bağırmaya başlayınca masadakiler Okumaya devam et

Şimdi şair olmadığımı biliyorum..

5 Eki

-Marcel Proust-

Hatırlıyorum, tren kırın ortasında durmuştu. Güneş, demiryolunu izleyen bir dizi ağacın gövdelerini yarıya kadar aydınlatıyordu.  “Ağaçlar” diye düşündüm, “bana söyleyeceğiniz bir şey kalmadı, soğumuş kalbim sizi işitmiyor artık. Oysa tabiatın ortasındayım, ama gözlerim, ışıklı alnınızı gölgeli gövdenizden ayıran çizgiyi kayıtsızca, sıkıntıyla kaydediyor. Kendimi şair zannettiğim olduysa da, şimdi şair olmadığımı biliyorum. Belki hayatımın yeni başlayan bu kupkuru döneminde, tabiatın artık bana vermediği ilhamı insanlarda bulabilirim. Ama tabiatı şarkılarımla övme ihtimalimin olduğu yıllar asla geri gelmeyecek.” Ne var ki, imkansız bir ilhamın yerini tutacak bir insanlık gözlemi ihtimaliyle kendimi teselli ederken, aslında sadece bir teselli aradığımı ve bulduğum tesellinin hiçbir değeri olmadığını kendim de biliyordum. Gerçekten bir sanatçı ruhuna sahip olsaydım, batan güneşle aydınlanan bu ağaçtan perde karşısında, neredeyse vagonun basamağına kadar yükselen, bayırdaki küçük çiçeklerin karşısında kimbilir ne büyük bir haz duyar, taçyapraklarını sayabildiğim çiçeklerin rengini, birçok değerli edebiyatçı gibi tarif etmekten kaçınırdım; insan hissetmediği bir hazzı okura aktarmayı umabilir mi?

Kaynak: Yakalanan Zaman, YKY 6. Baskı, Çeviren: Roza Hakmen, S.162

Haftanın notları: Mahrem

1 Eki

-Emre DEMİR-

Hiçbir şeyin tesadüf olmadığını anlatmaya çalışıyorum, anlamıyorlar, tesadüf görmeyi bilmektir, “böyle tesadüfler de hep seni buluyor” dedi bana, beni bulmuyor, ben senin tesadüf dediğin şeyin farkına varıyorum, sen geçip gidiyorsun.

*

Metallica – The day that never comes. Neredeyse iron maiden düzeyinde bir şarkı. Yaklaşmışlar. Ancak yaklaşılabilir zaten.

*

“Alçakgönüllülükte alçaklık vardır.” İsmet Özel

“Kendinden nefret eden, alçakgönüllü değildir.” E.M.Cioran

*

Paul Weller – You do something to me.

Flashbacks of a Fool filminde, tam da benim hikayeme yakın birşeyler var. Kaçış var, dönüş var, kaçmayı becerememek var. Şu: Hayatı mevcut koşullarla yaşayacaksın. Gelecek gelir, geldiğinde gereğini yaparsın. Durduğun bir yer var ve o yere göre hareket edeceksin. Birkaç yıl öncesine kadar, içinde bulunduğum şartların geçici olduğunu, bir müddet sonra ideal bir düzene geçeceğimi sanıyordum. Hatta hayatımdaki insanlara bile gelip geçici gözüyle bakıyordum. Olması gereken bir şey, olması gereken kişiler vardı, o şeyler henüz olmamış ve o kişiler henüz hayatıma girmemişti.. Ne hastalık! Hayat akıyor, filmi bir kere kaçırdın mı, bir daha zor yakalarsın.

*

Bu şarkı da filmle ilişkili: if there is something – roxy music

*

Mütemadiyen Proust okumalı.

“Aşklarımızı çevreleyen Okumaya devam et

Dar sokak vurgunları

1 Eyl

-Emre DEMİR-

“bu kadın, daha önce hiçbir erkeğin yüzüne bakmamıştı”

proust

Dün gece bir kez daha kaçtım. Belki de oydu. Tam da oydu. Kaçmamalıydım. Duramadım. Bakışlarına hazır değilim. Bakması, uydurduğum yalana zarar veriyor. Bir bakışla, beni gerçeğe çekiyor. Gerçeğe, gözlerimi kırpmadan bakabilecek durumda değilim.

“görülme korkusu, korkuyormuş gibi görünmeme arzusu, kendinden memnuniyetsizliğin ve sıkıntının yol açtığı hummalı telâş.” proust

Bütün problemlerin temeli diye birşey yok. Temel diye birşey yok. Temelde olan hiçbir şey yok. Proust yazdı ki, gerçek ve belirleyici eğilimi tanımlamak zordur. Temelde bir eğilim yoktur. İnsan anlık yaşar. İnsanın eğilimleri de anlıktır. Hastayız. Teşhis edilemeyen bir hastalık. Psikolojik yasalar yok. Hastalık, dipte değil ve zaman zaman ortaya çıkmıyor. Hastalık, hayata bakış tarzımız. Deleuze’da var.

oğlak burcu olma ihtimali çoraplarından belli olan bu kadından uzaklaşıp, dar bir sokağa attım kendimi. Bu kentin dar sokakları var. Bir cigara yaktım. Umay umay dinlemek istedim, dar sokak vurgunlarından söz ettiği bir şarkı vardı. Üzerimde ana dilime ait şarkı, metin ve saire yok. Umay umay lisede kaldı. Dinleyemedim. Kendim söyledim. Birine telefon açmak istedim. Ezberimdeki telefon numaralarını düşündüm. 0286 212 85 89. Ece Ayhan’ın sabit hattı. Aradım, ulaşamadım. Kimse geçmedi sokaktan. Bazen dünyada benden başka kimse yokmuş gibi geliyor. Mutsuzlukla ilgili olmalı. Mutsuz kişi, yalnızlaşmakla kalmıyor, kendinden ibaret bir hâle geliyor. Dar sokakların dik duvarları üzerime geliyor. The talisman ile karşı koyuyorum. Duvarlar çekiliyor. Büyüyorum. Scream for yourself! Kendin olmak için, kendinde kalmak için, kaçmamak için çığlık atacaksın. “Sometimes, a scream is better than a thesis.” Tam yeri: hutong’lar. Kafkaesk sokaklar. Oğlak burcu kadını. Nicko mcbrain. Cigara. Artık dönmeliyim.

“kadının kimse tarafından görülmediğini zannettiği an, taranırken, yüzünü silerken, ayaklarını ısıtırkenki hareketleri çok ilginçtir, tam anlamıyla Leonardovari bir zarafet içerir!” proust

Bıraktığım yerde değil. Kadından Okumaya devam et

Bakalım

26 Nis

-Rüşdü Paşa-

 “faşizm, kapitalizmin cankurtaranıdır”

aklın yolunun bir olduğu, bir varsayım, birçok yerde kesinlikle geçersiz ve zararlıdır, tek yol, doğal olarak faşizm imâ eder, yanlış hiyerarşi içerir ve değersizdir, silahların kelimelere göre önceliğidir, faşizm kapitalizmin cankurtaranıdır, krizin ardından devreye girer, paylaşım sorununun nihai halli için kullanılır, kullanıldı, 19.yüzyıl kapitlizmin altın çağıdır, yüzyılın sonunda krizler oluşmaya başlar, ardından cihan harbi, 1929 büyük buhranı ve işte faşizm.

sosyal tarih, göz göre göre gerçekleşir, bir fark vardır ki görenler başlarına ne geldiğini o ân anlayamazlar, gerçek kahramanlar proust’un kahramanları gibidir, görüyorlar, ama göremiyorlar, olayın içindedirler, bilemiyorlar. welcome to the world of ideology.

türk, 19.asırda dûnyayı merak etmedi, dûnya o zaman yalnızca avrupa’dır, amerika birleşik devletleri, hazırlık aşamasındadır ve uzak asya, uzaktır, türk, fransızca konuşabiliyordu, yazabiliyordu, balzac’la ilgili değildir,
ilgisizlik uzun 20.yüzyılda devam etti, ikinci cihan harbi sonrasında fransız mekteplerine giden türk, deleuze okumadan geldi, foucault’nun haklı olduğu varsayımı ile, 20.yüzyıl deleuze yüzyılıdır, fransa’da 20.yüzyılda okuyan türk, türkiye’ye deleuze getirmedi, birkaç kelime getirdiler, ortak mefhum olarak değil, bölmek için kullanıldı, iyi karşılaşmalar gerçekleşmedi.

tarihçi var, sağcı, milliyetçi, mukaddesatçı, mükemmel  osmanlı tarihi biliyor, bilmediği bir şey var, o şey, kapitalizmdir, ve kapitalizm nedir bilmeden, avrupa’nın yükselişi ve osmanlı’nın çöküşü açıklanamaz, açıklanamadı.

teorisyen var, solcu, ilerleme düşüncesinden yana, devrimci, kapitalizm nedir, mükemmel bir şekilde bilir, avrupa tarihinin dinamiklerini, iktisadını, sosyal olaylarını avrupalı kadar iyi bilir, birşey bilmez, ahlak nedir bilmez, Okumaya devam et