Tag Archives: sartre

Gitmeli

8 Eki


-Cenk ÖZKÖMÜR-

“beni de alın, ne olur, koynunuza hatıralar

dolanıp kalayım bir ân, boynunuza hatıralar..”

sartre, hatıraların, elimizden alamayacakları tek mülkümüz olduğunu yazdı.

hatıralara hitaben bir şarkı yazılmış olması, türkçede, iyidir.

gitmek.. duracağımız ân’ı ve yer’i bilebildiğimiz kadar gidiyoruz, gitmiş oluyoruzdur.

baudrillard’ın ölmek bir şey değil, yok olmayı bilmek gerek, demesi gibi: yok olmayı becerebileceğimiz ölçüde var’ız.

iki adımlık bir mesafeyi, Okumaya devam et

Reklamlar

Tarihte olaylar iki kez tekrar eder, ilki trajedi, ikincisi komedi olarak biter..

11 Haz

 –Veysel Batmaz-

Yüzyılların başları ile sonları birbirlerine benziyor. Boris Frankel, “19. yüzyılın ilk on/yirmi yılı ile yaşadığımız son yirmi yıl arasında paralellikler kurmak çok çekici görünüyor” diyor.

Oysa, Stuart Huges’tan yola çıkarsak, benzer bir paralelliği 1890 ile1990’lar arasında kurmamız da mümkün. Durkheim’ı, Pareto’yu, Croce’yi, modernizmin eleştirel karşıtlığı olarak konumlamak ve bu düşünürlerden hareketle, Bergson’u, Sorel’i, Dilthet’ı, Troeltsch’i, Freud ve Jung’u bu eleştrinin devamı olarak görmek, günümüzde, Daniel Bell’in sağ; Sartre’ın da sol’dan başladığı sanayi sonrası toplumun eleştirisini yapmaları veya Marksizmin “bunalımını” aşmaya çalışmalarını izlememiz, oradan da post-modernizme sıçramamız, arada Althusser’e ve post-yapısalcılara uzanmamız, Frankfurtçulara veya “ekol” içindeki Marcuse ile Habermas karşıtlığına varmamız, sanki salon değişmiş ama aynı filmi gören insanlara benzetiyor bizi.

Hatta daha global bir anoloji yaparsam; Rüzgar Gibi Geçti filmini eski Tepebaşı salonlarında seyretmekle, yıllar sonra aynı filmi dijital TV ekranında seyretmeye benziyor tarih.

Hangi çağı hangi çağ ile koşutlarsak koşutlayalım, Sartre ile Levi-Strauss arasındaki tezat yineleniyor gibi.

Tarihin tekerrürünün biraz fazlasını ya da Marx’ın “tarihte olayların iki kez tekrar ettiği; birincisinde trajedi, ikincisinde komedi olarak bittiği” biçimindeki aforizmasını doğrulayacak bir “rüzgar” var tarihte. O nedenle rüzgar gibi geçen bu tarihi, hep “daha önce biz bu filmi görmüştük” şeklinde izliyoruz.

Sanki Marx’ın aforizmasını doğrular gibi:1890’lardaki “öznelliğie yöneliş”,1930’lardan sonra faşizm ile trajik olarak sonlanırken;1990’larda tekrar eden “öznellik”, 11 Eylül-El Kaide ile başladığı iddia edilen ve yeni Filistin iktidarı “terörüst” Hamas ile devam eden dinsel fanatikliğin şiddeti ile II. Bush komedisine evrimleşmiş durumda.

Öznelcilikler, ya Hitler ve Stalin, ya da Usame Bin Ladin doğuruyor.

Kaynak: Global Modernite ve Sosyalizm-Arif Dirlik, V.Batmaz’ın giriş yazısından, Salyangoz Yayınları

Çünkü ben bir deliyim..

12 Oca

-Emre Demir-

Kitap okuyan birine, acil olmadığı müddetçe bir şey sormayın kardeşim. Namaz kılan biriyle konuşulabilir mi? Olacak şey mi! Kitap okumak, masanın tozunu almak ya da kahvaltı hazırlamak gibi bir şey mi ki, okuyana soru soruyorsun, laf atıyorsun, ondan bir şey istiyorsun ve saire. Hadi beni ciddiye almıyorsun, al o zaman: “İkra bismirabbikellezî halak”

Resim: Atanur Doğan

Ankara’da, yoğunlaşarak kitap okunacak kafe yok. Starbucks’ta saatlerimi geçirmeme takılıyor arkadaşlar. Çok mu seviyorum, hayır. Alternatifi yok. S.bucks’ta müşteri olduğumu hissetmiyorum. Geçip oturuyorum bir köşeye. 15 dakikada bir başıma dikilen çalışanlar yok. Gittiğin şubeye ve saatine dikkat edeceksin o kadar.

Mesela saat 3 pm civarı, Kızılay s.bucks’a gidersen beynini sökerler. (bir harf nelere kadir) lise kantini gibi oluyor. Ellerinde test kitaplarıyla liseli kız ve erkek çocukları geliyor. Çok güzel kızlar da var içlerinde. Birkaçının elinde “normal” kitap da oluyor. Testten hariç.

Geçen kızın birine takıldım, “ne okuyorsun yavrucuğum” dedim. Kapağını kaldırdı: Okumaya devam et

kirpi

25 Kas

“bir gün, bir kafes, kuş aramaya çıkmış..”

kafka

bir mektup. başıma gelen en iyi şey: bir mektup.

tanıdık bir his var içimde. uzun süredir olmayan ama çok yakından bildiğim bir his.

beauvoir, sartre için: “çok mutlu günlerimiz oldu. bunun yanında, birbirimize olan tutkumuz ölçülüydü, hiçbir zaman bir yanardağ patlamasına dönüşmedi, ama bir gün, içimde volkanın hareketleneceğini ve sarsıntılar yaratacağını çok iyi biliyordum.”

onunla ortak bir lisanımız var. “iknâ etmek kısırdır” diyor benjamin. iknâ etmeye, Okumaya devam et